“Yazıyorum, yazıyorum “Dudullu Postası”nı yazıyorum!”

BluTV’nin, yeni dizisi “Dudullu Postası” görücüye çıktı. Serkan Yılmaz’ın Penguen’deki köşesini ete kemiğe büründüren Onur Ünlü, karşımıza tam olarak nasıl bir şeyle çıkacak merak ediyorduk. Zaten böyle güzel bir hikayeyi de  ancak Onur Ünlü gibi bir usta anlatıcı, başarılı bir şekilde ekrana taşıyabilirdi.

Sonuçta, hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi olan bu güzide köşenin dizi yapılması fikri, hepimizi heyecanlandırmıştı. Erkan Can, Güven Kıraç, Levent Tülek, Ayda Aksel, Bülent Şakrak gibi deneyimli oyuncuların yanı sıra, Taner Ölmez, Hazar Ergüçlü gibi yetenekli genç oyuncuların da yer aldığı proje, ne yazık ki şu ana kadar bekleneni tam anlamıyla veremedi.

“Beklenen neydi ki?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Tabii ki bir komedi dizisinde olması gereken yegane şey: Kahkaha… Kamuoyu yoklamalarının kalbinde yer alan “ekşi sözlük”teki yazar yorumları da, bu saptamadaki en büyük referansımız oldu diyebiliriz. Gerçi “ekşi sözlük hiçbir şeyi beğenmeme timi”nin, zaten hiçbir şeyi beğenmediğini de biliyoruz. “Ne yani; neden bu yorumlara kafa yoralım ki sen anlat dinleyelim” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman kemerleri bağlayın, başlıyoruz.

“DUDULLU POSTASI” VE PARALEL EVRENLER

Öncelikle, başarılı yerli içeriklerle bizi ihya eden BluTV’ye kocaman bir alkış lütfen…“7Yüz”, “Masum”, “Sahipli”, “Sıfır Bir” gibi dizileri hayata geçirip yetinmediler; büyük prodüksiyonlu bir komedi dizisiyle, paytv(paralı platform) nin cazibe merkezi olmaya devam ediyorlar.

Ben şahsen, Netflix’in, Türkiye izleyicisine yaptığı, çifte standarttan oldukça rahatsızım. Dünyadaki birçok içeriğini bize sunmayan Netflix’i de, esefle kınıyorum ve ana konumuz olan “Dudullu Postası”na geri dönüyorum. Dizi yarattığı dünya açısından oldukça başarılı. Azımsanmayacak bir prodüksiyon bütçesiyle çekildiğini de belirtmemizde yarar var.

Paralel evrenler yaratmada, Balkan birinciliği ve olimpiyat madalyası olan Onur Ünlü, “Dudullu Postası”nda da, bu maharetini fazlasıyla gösteriyor. Diziyi izlerken, Beykoz’da çekildiğini belirtmekte fayda var. Ama sanki Yüzüklerin Efendisi’nin çekildiği bir plato hissine kapılıyorsunuz.

Karakterler de öyle. Absürt komedinin her türlü nimetinden faydalanan dizinin ilk üç bölümünde de hikaye aynı enteresanlıkta devam ediyor. Dudullu’nun merkezindeki bir futbol sahasında kaybolan, bir grup aile babası ve onların peşine düşen mahalli gazetecilerimiz, hikayenin ana eksenini oluşturuyor. Tüm bunlara paralel olarak da, başroldeki üç gencin, zorlu aşk hikayelerine tanık oluyoruz.

Bana sorarsanız, dizideki her karakter ilginç ve orijinal. Oyuncu kadrosunun kendi içindeki uyumu da, olayların başarılı bir şekilde aktarılmasını sağlıyor. Siz de böylelikle, saniyede on kez karşılaştığınız ilginçliklere, kolayca uyum sağlayabiliyorsunuz. Ama doğru bir şekilde bir araya gelen bütün bu ögeler, katıksız bir komedinin ortaya çıkmasını sağlayamıyor. En azından şimdilik.

“GENÇLER EĞLENİYOR MUYUZ?”

Bir genç olarak; kendi attığım başlığa kendim cevap veriyorum: “Dudullu Postası”nı izlerken, kesinlikle eğlendiğimizi söyleyebiliriz. Öyleyse, bizi bu kadar eğlendiren hikayeye ve karakterlere bir göz atalım, ne dersiniz?

Güven Kıraç, “Dudullu Postası”nda, aristokrat gazeteci Asım Velioğlu’nu canlandırıyor. Bütün hikaye de aslında, onun çalıştığı gazeteden kovulması ve “Dudullu Postası”nı kurmasıyla başlıyor. Asım’ın yardımcısını oynayan Levent Tülek ise başarılı uşak tiplemesi olan Sebati’yle karşımıza çıkıyor. Asım ve Sebati’nin kendi aralarındaki tatlı atışmaları, ister istemez size tebessüm ettiriyor.

Ayda Aksel, yarım akıllı anne rolüyle çıtayı oldukça yükseltmiş. Kendi kendine sayıklamaları ve olaylara getirdiği abuk sabuk yorumlarla, dizinin en eğlenceli karakterlerinden birine imza atmış Aksel. Keza Bülent Şakrak da mahallenin bıçkın delikanlısı Eyüp rolüyle, seyirciyi en çok güldüren performansları sergiliyor. Özellikle her bölümde söylediği ‘bacımı götürüyorlar’ repliği şimdiden hafızamızda yer etti diyebiliriz.

Gelelim, dizinin esas oğlanı Taner Ölmez’in hayat verdiği Tayfur’a. Üzülerek söylüyorum ki, Tayfur bize “Leyla İle Mecnun”daki Mecnun’un, güncellenmiş bir versiyonu gibi geliyor. Donuk tavırları, her an başına bir iş gelecekmiş edasıyla ortalıkta dolaşması ve olaylara verdiği absürt tepkilerle, Tayfur karşımıza klonlanmış bir Mecnun gibi çıkıyor. Tayfur’un biricik aşkı Melis’e hayat veren Hazar Ergüçlü de aile baskısından sıkılmış, aklı bir karış havada varoş kızı tiplemesiyle isteneni veriyor; ama hepsi bu.

Bu ikili arasındaki aşk, diziyi sürükleyen ögelerden bir tanesi; ama bu imkansız aşkın, senaryoda yer alış şekli, pek de parlak değil. “Dudullu Postası”nın bir karikatürden uyarlama olduğunu düşündüğümüzde, dizideki en karikatürize karakter, usta oyuncu Erkan Can’ın canlandırdığı Vasıf. Mahallenin bilge abisi Vasıf, ara sıra göründüğü zamanlarda, olayların ilerlemesine katkıda bulunuyor ve sonra aynı hızla ortalıktan kayboluyor. Vasıf’la ilgili yapılan en büyük eleştiriyse, retoriğiyle Öztürk Serengil’i taklit ediyor olması. Diziye hayat veren karakterler ve hikaye ile ilgili yapacağımız kısa yorumlar, özetle bu kadar.

Son tahlilde, zekice kurgulanmış matrak sahneleriyle “Dudullu Postası”, sizi yeterince eğlendiriyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Ben bu yazıyı bitirdiğimde, dizinin ilk üç bölümü izleyiciyle buluşmuştu. Umarım, ilerleyen bölümlerde, daha çok komedi ögesi bir araya gelir ve “Dudullu Postası”, başarılı prodüksiyonu, güçlü kadrosu ve farklı hikayesiyle, komedi izleyicisine daha cömert davranır.

BÜNYAMİN SOYUPAK/MEDYABEY

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]