Top, tüfek, Ferrari…

İki bin on altı yılının ilk yarısında Güneydoğu illerinde başlayan askeri operasyonların başarılı bir şekilde nihayete ermesinin ardından, senaristler ve yapımcılar bu duruma doğal olarak kayıtsız kalmadı ve acil tarafından, derme-çatma kurgularla olayları senaryolaştırıp çekimler için “Motor” dediler.

Şunu belirtmeliyiz ki bizim için şehit düşenler bir şekilde halka anlatılmalı ve şehitlerin haklılıkları gelecek nesillere aktarılmalıdır. Ancak bu profesyonelce yapılmalıdır. Oyuncu kadrosu ne kadar iyi olursa olsun -ki ülkemizde şu anda iyi oyuncu demek popüler oyuncu demek oluyor- mutlaka askeri ya da polis kökenli danışmanlarla senaryolar oluşturulmalıdır.

Kurgu bazen öyle yerlere gidiyor ki inanın insan şaşırmamak için kendini zorluyor. Güneydoğu Anadolu’da geçen hikâye bir anda İstanbul’da bir davette adam kaçırmaya atlıyor. Peşinden davette görevli arkadaş tarifeli uçaktan daha hızlı bir ulaşım aracı ile görev yerine dönüyor. Alıyor eline silahı başlıyor çatışmaya. Sanırsınız Beşiktaş’tan Şile’ye gidiyor. Bin iki yüz kilometre yol bir karede geçiliyor.

Daha vahimi var. Bu kahramanımız üzerinde bir hücum yeleği ile çatışmaya giriyor. Emniyet müdürlüğüne yapılan saldırıyı bastırıyor. Mermisi bitmeden müdüriyet önünde nöbet tutan memurdan silahını alıyor, adamın silahına kendi şarjörünü takıyor veryansın ateş ediyor ama kendisinden başka kimsenin olaydan haberi yok.

Durun, durun dahası var… Arkadaşım insanlar oralara vatan hizmeti için gidiyor adamın dönüp dönmeyeceği belli değil. Hemen komutanın kızı, ilçenin doktoru, bilmem kimi âşık olunacak figür olarak çıkıyor ortaya. Hayır, çatışmadan çıkmış adam doktora hâlleniyor. Utanmasalar evlilik programına da çıkaracaklar. Yani böyle konsepti olan bir diziye aşk hikâyesi monte etmek biraz saçmalık oluyor.

Bitti mi? Tabi ki hayır. Bizim yerli Rambolar otuz bölümdür normalde ilk beş dakikada teslim alınacak ya da etkisiz hale getirilecek güya kıdemli teröristi kovalıyor. Kanımca yapımcı bile bu kısırdöngüden sıkıldı ki “Bay dişlerini sıka sıka konuşanı” öldürsün diye yeni bir karakter ekledi diziye. Onun da bu işi başaracağı meçhul.

Şahsen şunu mutlaka söylemeliyim.

Dağda çarpışan adam öyle zırt pırt izne gidebiliyor mu merak ediyorum. Bırakın izne gitmeyi hastaneye gidebiliyor mudur acaba? Peki Doğu’da yarı komando yarı kaymakamlar gerçekten var mı? Doktorlar flört edilecek insanlar değil minnet duyulacak ablalar. İstanbul’dan Tunceli’ye lüks araçlar eşliğinde gidilmiyor bildiğimiz kadarıyla. Ondan sonra Ferrarilere binecek maaş da vermiyorlar. Bu durumda asker dizilerinin mantığı çöküyor. Bu türden dizilerin vurulmadan yürüyen mafya dizisinden pek farkı kalmıyor.

Sinema versiyonları içinse durum çok farklı. Dağ serisinin yakaladığı gerçekçilik ve başarı göz ardı edilemez. Zaten geri kalanları da Dağ serisinin çakmasından öteye geçemiyor.

DENİZ EGEMEN/MEDYABEY

 

YORUMLAR

Yazıya 1 yorum yapılmış.

Hasan ÖNAL 8 Ocak 2018

Tek kelime ile mükemmel yazmışsın. Diğer yazılarını da sabırsızlıkla bekliyorum

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]