Ruhunu terbiye et!

Ruhunu terbiye etmek aslında egoyu terbiye etmektir ve egoyu terbiye etmek ruhu özgür bırakmak demektir. Hayat yolumuzda ilerlerken, her an egomuzu bir şeyler ile besliyoruz. İş hayatımızda hedefler belirliyoruz egomuzu besliyoruz, aşk hayatımızda hedefler belirliyoruz ve egomuzu besliyoruz. Ve yolumuzda, beslendiğimiz noktalara göre adımlar atıyoruz. Attığımız her adım bizi bir sonraki boyuta taşısa da içerde bir yerlerde, ruhumuzda bir sıkışıklık oluyor çünkü tam olarak nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama gidiyoruz.

Egomuzun istekleri bizi öyle bir ele geçirmiş durumda ki, o istekleri ruhumuzun gerçekliği zanneder haline geldik.  Oysa ruhun kendine has huzuru, neşesi, canlılığı ve gerçek mutluluğu vardır. Egonun ise kendine has hırsları, stresi, zorlama mutluluğu ve canlılığı vardır. Ve ihtiyacımız olan tek şey sade ve sadece ruhun özgür olması, özümüzdeki canlılığın ortaya çıkması.

Egonun terbiye edilip ruhun özgür olabilmesi için yapılması gereken tek şey; egonun çok istediği, çok sevdiği şeyler ile arana büyük bir mesafe koymak!

Kendi hayatımdan bir örnek ile anlatayım sizlere;

İki buçuk aydır Mersin’de yaşıyorum. Bundan öncesinde uzun yıllar İstanbul’da yaşadım. Ve İstanbul’da yaşarken egomun yol haritası belliydi. Genel tabloya baktığımda; çok güzel bir residence’ta ofisim var, televizyon programlarına konuk oluyorum, radyo programı yaptık, kitabımı yazdım yayınevi ile anlaştık ve birkaç ay sonra basılacak, aynı zamanda Uçankuş Tv ile bireysel yapacağım muhteşem bir programa başlamak üzereydik, demo çekimlerini yaptık vs. yani tabloya göre egom gayet mutlu ve tatmin olmuş durumda.

Her şey yolunda gider gibi görünürken içerilerde bir yerde beni dürten, benimle konuşmak isteyen bazı sesler vardı, ruhumun sesi. Aynı dönem kurban bayramıydı ve ben ailemi ziyarete gelmiştim. Tam o dönem ruhumun sesine tamamen kulak vermeye karar verdim ve dinledim. O kadar hızlı konuşuyordu ki tam olarak anlayamadım. Sanki onu ilk defa dinliyormuşum ve bir daha hiç dinlemeyecekmişim gibi acele ediyordu. Bir dakika içerisinde ruhumdan kalbime ve bilincime gelen bir karar oldu; İstanbul’dan uzaklaş! Evet, bana İstanbul’dan tamamen uzaklaşmamı söylüyordu ruhumun sesi. Duyduğum bu sesi çevremdeki insanlarla paylaştım ve çoğunluk bana ‘saçmalama Can ne yapacaksın? Bütün düzenin İstanbul’da, oradan başka bir yerde yapamazsın vb. ‘ tepkiler verdi.

Ve ben ruhumun sesini dinleyip, ona güvenip İstanbul’a gittim ve eşyalarımı alıp tüm düzenimi bozup beş gün içerisinde Mersin’e yerleştim. İlk iki hafta bir şey anlamadım. Sanki ailemi ziyarete gelmişim de tekrardan dönecekmişim gibi garip bir his vardı içimde. Sonra egomun esintileri başladı; burada bir çevren yok ne yapacaksın? Televizyon programları yok, ışıltılı gece hayatı yok, kafan estiğinde gecenin bir yarısı gidip birkaç kadeh bir şeyler içip felsefe yapacağın dostların yok, Karaköy yok, Galata yok, yok yok yok…  elbette ki esintileri bastırmaya çalışmadım, sadece konuşmasına izin verdim ve dinledim. Canım yanmadı mı yandı tabii ama bu yanma şekli sahte bir can acımasıydı çünkü bana ait değildi. Bu zamana kadar beni ben yapan egomun canının yanmasıydı çünkü başka bir şey bilmiyordu ve yavaş yavaş ölüyordu. Çünkü kendisini besleyen hiçbir şey kalmamıştı ortada.

Sonra muhteşem bir şey oldu; ruhum özgürleşti ve ben kendimle, öz’ümle baş başa kaldım. Ruhumun ne istediğini, ne hissettiğini daha net görmeye başladım çünkü aramızda bir engel kalmadı. Tabii bu noktada da kendinle yüzleşmelerin başlıyor. Bu zamana kadar egonun beslendiği noktalara göre adımlarını attığın için ruhun hesap soruyor. Ve anlıyorsun ki; hedeflerin doğrultusundaki hırsların son derece gereksizmiş, bir şey varsa varmış yoksa yokmuş, egonun maddiyat sevgisi insanı yıpratıyormuş, bir ilişki içerisindeki egosal adımların aşk değilmiş, gerçek bereket ve aşk senin ruhundaymış…

Demem o ki;

Hangi yolda ilerliyorsanız durdurun dünyanızı ve inin ego otobüsünden. Ve birkaç adım geri çekilin ve izleyin. Bakalım ego olmadan ne yapacaksınız, nereye ilerleyeceksiniz, ne hissedeceksiniz ve aslında siz kimsiniz? Ve hiçbir şey için geç değildir unutmayın…

SPİRİTÜEL DANIŞMAN & YAŞAM KOÇU

İnstagram: cperimcek

Twitter: @canperimcek

Can Perimcek’in Youtube kanalı:

 

YORUMLAR

Yazıya 4 yorum yapılmış.

Ceyda akca 4 Aralık 2017

Ya suan yasadigim hayatta ego yoksa oylesine yasiyosam oturdugum yerden bana gelecek seyleri bekliyorsam simdidemi ineyim yasadigim hayattan ve izleyeyim napiyorum ben diye yaptigim.hic bisey yokken oysaki ..

Hatice Özdemir 4 Aralık 2017

O kadar net anladım ki ne anlatmak istediğinizi aynısıni yaşadım

@altannerde 4 Aralık 2017

İNSANLAR VE EGOLARI
Günlük yaşantımızda malesef çok fazla karşılaştımız bir durum,insan ve egoları.İnsan malesef kendisiyle yüzleşmekten bizi biz yapan içimizdeki çocuguktan o kadar çok uzaklaşiyorki… Kendilerine yapay hedefler amaçlar koyuyolar ve o hedefe ulaşmak için sürekli gereksiz bi çaba içine giriyolar. Sonrasında ise ulastıkları yapay hedefi daha da ileriye götürüyor ve bu bi kısır döngüye girerk kendılerını sureklı gereksız egolarından dolayı yoruyorlar. Örneğin arabası olduğu halde x model araba almak için uğraşıyor halbuki ona ihtiyacı olmadığı sadece sosyal stadüde kendine bişekilde var olma çabası onun varsa benım daha ıyısi olması lazım gibi
halbuki bunlara ne gerek var. öncelikle kendini bilmeli kendini tanımalı insan. asıl o zaman görebiliyor gercek yaşamı hayatın güzelliklerini dış etmenlerden kaynaklı mutlu olabılırsın ama bu anlıktır. fakat kendi içimizden gelen mutluluk her daim mutlu eder bizi çünkü bizimdir bizdendir…
yazını okuyunca içimden geldiği gibi anlatmak istedim düşüncelerimi 🙂
İçinde kendi mutluluğu olan insanların çoğalması umuduyla
sevgilerimle…

serpil ogruk. 9 Şubat 2018

Kesinlikle.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]