Reyting uğruna her şey mübah mı?

Son günlerde bir yarışma programına katılarak ünlü olan bir şahsın papağanına yaptığı eziyeti çokça konuştuk. Kamera kaydı olmasa belki haberimiz bile olmayacaktı. Ama söz konusu kişi papağanın boğazını sıkıp canhıraş bağırışlarını kamerasıyla kaydetti ve internette yayınladı.  Olayın papağana eziyet olan tarafı kuşkusuz herkesi üzdü. Sonuçta zavallı kuş kurtarıldı ve tedavi edildi. Bu olayla birlikte ülkemizde hayvanlara eziyet etmenin az bir cezası olduğunu da öğrenmiş olduk.

Fakat konuşulan sadece zavallı kuşa yapılan eziyet değildi.  Televizyon programlarına bu tip insanların çıkarılması, şöhret kazanmaları başka bir konuyu da gündeme getirdi. Niçin yarışmacı veya konuk olarak kavgacı veya şiddet eğilimi gösteren insanlar seçiliyor?

Reytingi yükseltmek için başvurulan bir yöntem olduğu aşikar. Formatı yabancı menşeili olan bir yarışmada diğer ülkelerde son derece nezih bir çekişme ortamında,  yüksek seviyede gerçekleşen programların bizdeki versiyonlarında kalite niye düşüyor?

Bu sorunun cevabını vermek için elbette seyirci olmak yetmiyor. Olaya biraz da televizyonun içinden bakmak gerekiyor. Programcı açısından izlenebilir programlar yapmanın önemli bir koşulu içerisinde çatışma barındırmasıdır. Sinema için de geçerlidir bu. Çatışma olmadan izlenebilir bir iş çıkmaz. Hatta televizyonculuğa veya sinemaya yeni başlayanlara şöyle bir örnek verilir; bir kızla bir oğlan bir yerde karşılaştılar, birbirlerine aşık oldular, evlendiler mutlu bir yuva kurdular, sonra çocukları oldu mutlu bir yaşam sürdüler. Bundan bir film çıkaramazsınız çünkü çatışma yoktur, denir. Bu hikayeyi filme çekseniz bile kimse izlemez. İzlenebilirlik için çatışma olması gerekir. Hatta bu yüzden izleyici üzerindeki etkiyi artırmak için hatırlarsınız bizim eski Türk filmlerinde çatışma oldukça abartılı tutulmuştur. Milyoner bir genç adam ve evine ekmek parası götürmek için fabrikada çalışmak zorunda olan fakir kız. Ya da tam tersi. Zengin kız, fakir oğlan. Aralarındaki ilişkinin toplumsal çatışmalardan nasıl etkilendiği, sorunların nasıl üstesinden geldikleri vb. unsurlar derken ortaya izlenir bir yapıt çıkar. Çatışmanın işlevsel yönü ne kadar çok sanatsal, estetik ve kurgusal unsurlarla desteklenirse ortaya çıkan eserin başarısı da artar.

Televizyon programlarında da çatışma öğesi izlenebilirlik için kullanılır. Mesela yarışmalarda giderek zorlaşan sorular, kısa sürede bir şeyler yapmak veya soruları cevaplamak ya da yarışmacıların birbirine karşı kazanma mücadeleleri birer çatışma örneğidir. Programın formatına göre çatışmanın niteliği de değişir elbette. En basiti; bir tartışma programına farklı görüşte insanlar çıkarılır ve değişik görüşlerin çatışması sağlanır.

Çatışmanın izlenirlik açısından kaçınılmaz ve önemli olduğunu bilirsek, televizyon programlarının format ve içeriklerine ilişkin kaliteyi artırıcı faktörleri de daha rahat konuşabiliriz demektir. Tabii burada içeriği belirlerken dikkat edilen öncelikli unsur reytingdir, yani yüksek izlenme oranlarına ulaşmak gibi bir amacın bulunmasıdır. Bu noktada programcının karşısına çeşitli seçenekler çıkar. Yabancılardan telif ödenerek, detaylı anlaşmalarla alındığı için formata pek dokunulmaz ama içeriğe müdahale edilebilir. İçeriği belirlerken formata sadık kalarak yapılacak dokunuşlardan birisi de katılımcıların seçimidir. Yarışmacılar, konuklar vb.

Seçtiğiniz kişilerin nitelikleri programınızın çehresini belirleyecektir. Aynı format bu yüzden başka bir ülkede bir rekabet ortamında gerçekleşirken, bizdeki yarışmacılar farklı faktörler göz önüne alınarak seçildiği için program bir kavga ortamında geçiyor. Seyirciye yansıyan yönüyle büyük bir farktır bu. Oysa telifi ödenerek alınan yabancı menşeili formatlarda çatışma unsuru zaten ön planda tutulmuştur, her şey yerli yerindedir. Öyle olmasa onlarca ülkeye satamazlar. Bir çok ülkede yayınlanmış, denenmiş reytingi garanti işler bunlar. Ona göre kurallar konmuştur, program içi bölümlerin süreleri bile defalarca test edilerek özel belirlenmiştir, kısacası hiç bir şey tesadüfe bırakılmamıştır. Ama siz kalkıp da programın formatı gereği zaten var olan unsurları ön plana çıkarmak yerine, yarışmacıları işte bu iyi kavga eder, diğerleriyle iyi takışır diye seçerseniz hata edersiniz. Program geri planda kalır. Kişiler ön plana çıkar ve o kişilerin özel hayatlarında yaptıkları hatalar bile size mal olur. Şikayet etmeye hakkınız da kalmaz.

Televizyonculukta başarıyı yakalayanlar bir süre sonra çok temel bir kuralı unutuyorlar. Her meslekte olduğu gibi bu mesleğin de kendi içinde belli kuralları var. Başarı da o kurallara ne kadar çok uyulduğu ve sadık kalındığıyla doğrudan ilişkili. Sanırım Acun için de başa dönme ve o kuralları yeniden hatırlama zamanı geldi. Çünkü başlangıçta o kurallara tavizsiz uyarak başarı kazanmıştı kendisi. Bunun farkında olmak önemli tabii.

EKREM ERGÜDER/MEDYABEY

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Etiketler: , ,

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]