Oscar’a gidecek denilen Ayla filmiyle ilgili çok konuşulacak iddialar

Halen gündemdeki yerini koruyan ve Oscar adaylığı direkten döndüğüne dair medyada haberlerin yer aldığı Ayla filmiyle ilgili tartışmalar güncelliğini sürdürüyor. Posta gazetesi sinema yazarı Kerem Akça, artık Ayla filmiyle ilgili birtakım gerçeklerin konuşulmasının zamanı geldiğini dile getirdi. Akça, Ayla filmiyle ilgili yaptığı değerlendirmede filmle ilgili olarak medyada koparılan fırtınanın yapay oluşuna dikkat çekerek Türk kamuoyunun aldatıldığını iddia ediyor.

AYLA FİLMİYLE İLGİLİ İLGİNÇ İDDİALAR

“Ayla”nın Türkiye’nin Oscar kurulu tarafından seçildiği 24 Ağustos’tan bu yana filmin yapımcısı ve Dijital Sanatlar’ın kurucusu Mustafa Uslu’nun ‘yapımcı egosu’na güvenerek yaptıkları sindirilebilecek gibi değil. ‘Ayla’ hala gündemdeyken bu sırları ve yalan haberleri tartışmaya açmanın tam sırası.” yorumunda bulunan Kerem Akça’nın kaleme aldığı ve sosyal medya hesabından paylaştığı  değerlendirme yazısı Ayla filmi özelinde yeni bir tartışmayı başlatacağa benziyor.

İşte, Kerem Akça’nın Ayla filmiyle ilgili kaleme aldığı o değerlendirme:


Bir yapımcı düşünün, “Memlekette Demokrasi Var” (2010) ve “Hayati Tehlike” (2016) adlı iki ticari komedi filmini batırmış. İki tarihi projeye bel bağlamış. Biri Sarıkamış’la, diğeri Kore Savaşı’yla ilgili… Bunları da batırırsa pılı pırtıyı toplayıp reklam sektörüne geri dönecek belki de.

Bitimi yılan hikayesine dönüp bu Mart’ta vizyona girebilen “Sarıkamış Çocukları”, önce sinema bilinci tartışmalı sayılabilecek Mutlu Karadoğan’a ‘1915’te geçen bir dönem filmi’ olarak çektirilmişti. Yapımcı Uslu beğenmeyince, daha sonra “Ayla”nın yönetmenlik koltuğuna oturacak Can Ulkay’a günümüzde geçen sahneler ekletilmişti. Birbirinden habersiz iki yönetmeni birleştiren bu filmin sonucu ise elbette bir ‘gişe fiyaskosu’. O kadar sene beklemenin, böylesi çaylak yapımcılık taktiklerinin şaşırtmayacağı bir sonuç: 12.280 izleyici. Elbette filme gala yapmamak da tartışmaların, kavgaların azalmasını sağladı.

Türkiye’nin Oscar aday adayı olması için özel bir çaba sarf edilen “Ayla”, politik açıdan da gönülleri fethetti. Bir filmin pazarlama kampanyasından destek almasına bir itirazımız yok. Sözgelimi “Dondurmam Gaymak” (2006), ‘tanınmayan oyuncu kadrosu’na karşın ‘Oscar adayı’ olduğuna inandırılarak 636.826 kişiye ulaşmıştı. Bu başarının müsebbibi yapımcı Elif Dağdeviren’di.

“Ayla”nın uluslararası arenada kendini var edemediğini de unutmamak lazım. Koreli oyuncularına karşın Güney Kore’nin kalbinde düzenlenen Busan Film Festivali’ne bile kabul edilmedi. Ülkemizde yapılan aksi yöndeki haberlere rağmen, Oscar’ın habercisi olarak bilinen 42. Uluslararası Toronto Film Festivali’nin programına da giremedi. İşin tuhafı Türkiye’nin Oscar kurulu üyelerine filmin Toronto’nun resmi programında yer aldığı söylendi. Belki de Onur Saylak’ın yönettiği “Daha”nın bir oy farkla Oscar aday adaylığını kaçırmasının asıl sebebi bu yalan haberdi.

Posta Gazetesi Sinema Yazarı Kerem Akça

Semih Kaplanoğlu’nun “Buğday”ı da Toronto’daki Türkiye standının katkılarıyla uluslararası sektöre ‘market özel gösterimleri’yle tanıtılıyordu. Şu halde “Buğday”ın da ana seçkide olduğunu iddia edebilir miyiz? Elbette hayır. “Buğday”ın yapımcıları, ‘etik değerleri’ önemsemeleri sebebiyle böyle bir oyuna başvurmadı. Elbette bir yapımcı ‘algı politikası’ yaratabilir. Buna itiraz edemeyiz. Ama kendi ülkesini aldatmak da ayrı bir ekol olsa gerek!

Toronto’dan bir tarafta “Aşkın Gücü” (“The Shape of Water”, 2017), “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” (“Three Billboards Outside Ebbing, Missouri”, 2017), “En Karanlık Saat” (“Darkest Hour”, 2017) suni değil gerçek Oscar şansı arayıp Seyirci Ödülü’ne ulaşmaya çabalıyordu. “Ayla”yı ise küçücük market salonunda sadece Cade Carradine ve Kore gazileri izliyor, Türk yetkililer yakalamaya çalışıyordu. BKM’nin veya Pana Film’in gidip Cannes marketinde film göstermesinden farksız bir girişimdi bu.

“Ayla”, daha sonra 1. Hollywood Türk Filmleri Festivali’nin Paramount Tiyatrosu’nda 20 Ekim’de yapılan resmi Amerika prömiyerinde; çöp (trash) korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni olarak ekolleşip Amerika’da da bu iddiasını devam ettirecek gibi duran Biray Dalkıran, ABD’de çalışan başarılı yönetmen Durul Taylan, Demet Akbağ, Meryem Uzerli, Hidayet Türkoğlu, Büşra Pekin, Selçuk Yöntem gibi isimlere izletildi. Filmin belki de tek avantajı o gece Altın Küre Başkanı’nın da orada olup konuşma yapmasıydı. Ama Amerikan dağıtımcısı olmadan; yabancı film yarışındaki filmler için düzenlenen birkaç özel gösterime katılmak ve Asya Dünya Filmleri Festivali’nin açılış filmi olmak elbette fayda etmedi.

İşin diğer boyutunda Faruk Aksoy gibi egosantrik yapımcılara aşinayız. Ama Mustafa Uslu’nun kendi ismini filmin üzerine taşımaya çalışması, fragman ve posterde hissediliyor. Dahası başarılı senarist Yiğit Güralp’in adının kapanış jeneriğinde oyuncuların sonrasına kaydırılması da ayrı bir olay. Mustafa Uslu bunu, festivallerde ve uluslararası stratejilerde filme çok şey katan danışman Elif Dağdeviren’e de yaptı. Her iki isim de Hollywood’daki galada ekibe dahil edilmedi. Üstelik adları da açılış jeneriğinde bile yoktu.

İşin tuhafı festival direktörü Barbaros Tapan, Elif Dağdeviren’i kendi kontenjanından çağırmıştı. Dağdeviren, filmi ekibin oturduğu sıradan 4-5 sıra daha önde esas konukların yanında izledi ve sonunda sahneye çıkmadı. Ama ilginçtir Mustafa Uslu’nun eşi Sinem Öztürk, başarısız finalin sorumlusu olan oyuncu olarak sahnedeydi. Son 20 dakikada filmin başrolüne sıçradı da biz mi bilmiyoruz?

‘Ego’ tavana vurunca böyle hikayeler de artabiliyor. Belki her şey “Ayla”nın iç piyasada para basmasına, 5 milyon izleyiciyi geçip yüksek bütçesini çıkarmasına yol açan finaldeki 20 dakikalık Yeşilçam kapanışına bağlanabilir. Bunun için ekibiyle bozuşmak, egonun doruklarına çıkmak ve akrabalık bağı kurduğu isimleri kayırmak şart mı?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]