Onur Ünlü’nün anlaşılamayan filmi: Put Şeylere

Düşünüyorum…Ben bir filmden ne bekliyorum? Karşımda izlediğim şeyden zevk almak, bir şeyler öğrenmek, iyi ve doyurucu  vakit geçirmek ve en önemlisi de  anlayabilmek! İstediğim şey tamamıyla bu. Alt metninde bana vermeye çalıştığı mesajlar da olabilir, itirazım yok. Yeter ki verdiği mesajı çözmeye çalışırken kan kusmayayım!

Geçen hafta Steve McQueen’in Widows’unu (Dul Kadınlar) izledikten ve koskoca bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra çok sevdiğim Onur Ünlü’nün Put Şeylere filmine bağlamıştım kendimi. Bağlamaz olaydım! Widows’u izlerkenki ‘’napmış Allahım bu adam, bu filmi o çektiyse peki  12 Yıllık Esaret’i, Utanç’ı, hele ki Açlık’ı kim çekti yahu’’ diyen iç sesim dış sese dönüşüp bu defa Onur Ünlü için konuştu! Filmi AN-LA-MA-DIM! Evet anlamadım. İşin ilginç yanı Ünlü kendisi de anlamamış filmi! Bu kendi söylemi.  İstanbul Film Festivali’nde gösterimden sonra Onur Ünlü’ye izleyicilerden gelen ‘’biz hiçbir şey anlamadık, neydi anlatmak istediğiniz?’’sorusuna cevabı ‘’ben bile anlamadım, sen neyi anlayacaksın? Ne çektiğime dair benim de fikrim yok. Dünyada her şeyi anladın da bir benim filmim mi kaldı anlayacak’’ olmuş. Ne hoş, ne kibar bir cevap değil mi? Madem ‘anlayamayacağımız ya da anlamamızı istemediğin bir film yaptın, üstelik de kendin de anlamadın, e neden yani, amaç ne? Ünlü’nün kafası zaten değişik çalışır, ben de onun filmlerini zaten o yüzden çok severim. Ama şu verdiği cevap biraz ukalalık değil mi? Biraz alaycılık, biraz küstahlık değil mi? Bizimle dalga mı geçiyor hem bu cevapla hem de filmle?

Tekrar filme dönecek olursam…Filme döneceğim de ne olacak, ne anlatacağım hiçbir yerini anlamadığım filmin neresinden ne çıkarıp da size bahsedeceğim, inanın bilmiyorum. En başta söyleyeceğim şey şu ki sürekli titreyen bir amatör el kamerasıyla çekilmiş bir film izledim. Sanırsın Onur Ünlü yeni yetme, çömez bir yönetmen ve deneme filmleri çekiyor. Her cümlemin sonuna ünlem işareti layık aslında çok fazla olacak diye bırakmıyorum ünlemleri, siz öyle farz edin okurken. Filmde Kemal Tahir’den Turgenyev’e, Dostoyevski’den Viktor Hugo’ya kadar yazar ve filozof isimleri geçiyor. Ama sanmayın ki bu isimler övülüyor, hayır, hepsi de çeşitli kötü sıfatlarla anılıyor filmde. Mesela Dostoyevski faşist, Turgenyev zengin piçi oluyor filan. Öner Erkan’ın canlandırdığı bir karakter var, sürekli konuşuyor ama kendi bile kendisini dinliyor mu orası belirsiz. Hadi bu karaktere bir anlam yükleyelim; diyelim ki vardır ya dediğine kendi çok önem verir de anlatır da anlatır ama sen hiçbir şey anlamazsın, o yine de öyle kendi  halinde yaşar gider işte öyle bir karakter. Ya da bazı insanlar vardır, ne güzel insanlardır onlar ama kimsenin umurunda değillerdir, belki de böyle bir karakter. Ne anlarsan yani. İstemem eksik kalsın diye diye de bitiriyor filmi bu karakter ki bu tirad da Cyrano de Bergerac’a ait. Ama filmde bir bütünlük, bir anladığımız kısım olsa sonu böyle bitirmek  güzel olabilirdi, tersi olduğundan bu da anlamsız kalıyor ne yazık ki.

Arkadaş Zekai Özger’in şiiri kullanılmış mesela filmde, Sevdadır isimli. Tekrar açtım okudum şiiri, en azından yeniden bu güzelliği hatırlatmaya yaradı. Filmin bir yerinde, Onur Ünlü’nün çektiği ama henüz vizyona sokmadığı filmi Kırık Kalpler Bankası’nın afişi vardı, güzel bir ayrıntıydı.

Ayrıca başka bir güzellik de film müziklerinde Korhan Futacı imzası vardı, henüz müziklerine hiçbir yerden ulaşamasam da çok iyiydi. Geleneksel Mahşer Günü ve Ben Gene Sana Vurgunum’unu dinleyin mutlaka.

Bir de filmin bir yerinde bir karakter öyle bir şey söylüyor ki bir tek bu cümle hoşuma gitti koskoca filmde. Diyor ki; ‘’Bilinci olmadığından gülümsüyor, bilinçli olsa gülümsemezdi.’’

Onur Ünlü kendisiyle film hakkında yapılan röportajlarda filmi bir ‘manifesto’ olarak kurguladığını ve ‘Demokratik Dramaturji’ adlı yeni bir sinema hareketi başlatmak istediğini söylemiş. Yeraltı hayatları konu alan bir hali var filmin. En dikkatimi çeken kısmı Rüzgar Erkoçlar’ın boynunda asılı bir fotoğraf makinesi çantasının içinden çeşitli uyuşturucu etkiye sahip ilaçları çıkartıp karakterlere satmasıydı. Vermek istediği etki güzel, anlatmaya çalıştığı şey anlaşılır evet ama işte anlatma şekli bir garip olduğundan sevmiyorsunuz. Bol kasvet, bol iç karartan konuşmalar, kopuk kopuk sahneler… Her şey ‘pis’ ve ‘donuk’. İzlerken sanki ‘kirleniyorsunuz’. Tuhaftır şu an yazarken filmi çözmeye başladığımı fark ettim! Sanırım bende de ‘devreler yandı!’ Adamın yapmak istediği şey belki de işte tam da buydu!

Yazımı bitirirken söylemek istediğim son şey fazlasıyla sıkıcı bir film izledim. Ve Ünlü’nün bizlerle film aracılığıyla alay ettiğini hissettim. Film böyle hissettirdi bana. Çıkış noktası evet güzel olabilir, anlatmaya çalıştığı şeyi farklı biçimde anlatmak istemiş de olabilir, hepsine tamam diyorum. Fakat bu kadar mı kötü anlatılır? Ünlü’nün diğer tüm filmlerini izleyen, seven biri olarak, Sen Aydınlatırsın Geceyi ve Beş Şehir gibi iki muhteşem filmi çekmiş bir adamın denemek istediği yeni akım buysa ‘’istemem eksik kalsın!’’

JALE ŞEN/MEDYABEY

[email protected]

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]