Küreselleşme ve Medya

Küreselleşme ile siyasal küreselleşme arasında önemli bir fark var. Bize teknolojinin gelişmesiyle dünya küçüldü, bu da küreselleşmenin sonucu denildi. Oysa siyasal küreselleşme kavramı bu tür gelişmelerden çok farklı bir anlam taşıyor. Teknolojinin gelişimi, küreselleşmeyi siyasî bir seçenek olarak karşımıza getirenlerin sadece işini kolaylaştırdı o kadar.

Politik anlamda küreselleşme, “dünya” için önerilen bir yönetim biçimi. Şaka değil, biz sizi devletler üstü bir yapılanma ile yönetmek istiyoruz diyenler var. Ama devletsiz bir yapılanmadan da en azından şimdilik bahsedemiyorlar. Devletleri insanlara pasaport veren, ikametgâhının kaydını tutan, bir nev’i muhtarlık görevi üslenen yapılar haline dönüştürecekler. Bu anlamda siyasal küreselleşme, ulus-devlet sisteminin bir alternatifi olarak bizim için Türkiye Cumhuriyeti devletinin kağıt üzerinde simgesel hale gelmesine yol açacak bir sonuç hedefliyor.

Yerküre artık, Avrupa Birliği’nin, İMF’nin, Dünya Bankasının, dünyadaki global dolar bazlı finans yapılanmasının merkezi FED’in (ABD Merkez Bankası) ve yerküreyi şubeleriyle kuşatmış bankaların, global düzeyde örgütlenmiş gizli servislerin ve askeri paktların, tüm dünyaya hitabeden global medya ve teknoloji ağının yönetiminde olacak.  İnsanlar, bu yönetim biçiminin politik nitelikten yoksun saf bir kürselleşmenin sonucu olmadığını artık bilmeliler. Globalizm teknolojinin bir sonucu değil, başlı başına ayrı siyasal bir yapılanmadır ve bu yapı dünya siyasetine yön vermek istemektedir.

Globalizm fikrinin ortaya atılması ise çok yeni değil. Tek dünya devleti kurma fikri eskilere dayanıyor. Yakın geçmişe kadar bu fikirler ütopya olarak görülüyordu. Ama teknoloji sayesinde güçlenen ve yaygınlaşan medyanın varlığı, bu fikirlerin sahiplerini girişimlerde bulunma konusunda cesaretlendirdi. Çünkü medya ile birlikte gerçekleştirilen algısal operasyonlar, siyasal globalizmin en önemli ayağını oluşturuyor.

Teknolojinin gelişmesi bizi medyadan daha fazla etkilenir hale getirdi. Bir fotoğrafın ve videonun etkisi, gerçek hayatta yaşadığımız olaylardan daha fazla. Yaşadıklarımızı çıplak gözle görüyoruz, altında bir altyazı geçmiyor, bir yorum yazılmıyor. Olayları o anki ruh halinize, bireysel kültürünüze göre kendiniz değerlendirebiliyorsunuz. Ama medya, size sunduğu fotoğraflara ve videolara yorum yaparak bakış açınızı etkiliyor. Bir bilginin size ulaştırılması, yanı sıra bir yorumla size sunulması bile politik bir tavır. Dünya üzerinde gerçekleşen milyonlarca hadisenin bilgisi size ulaştırılmazken, seçilmiş olanlar, zihninize “istenilen şekilde düşünmeniz için” yorumlanarak ulaştırılıyor.

Medyada akan bilgilerin doğru olduğuna küçük yaştan itibaren inanmaktasınız. İleri yaşlara ulaşmanıza rağmen seçtiğiniz medyanın size yanlış, yanlı ve “seçilmiş” bilgiler aktardığı ihtimalini aklınıza getirmek istemiyorsunuz. İşte, globaller açısından medya bu yüzden önemli. Medyayı ele geçirmek için çok önceden girişimde bulundukları konusu da gerçek hayatın sırlarından birisi. Bu bilgi gazetelerde yazmadığı için sizin inanmanız da oldukça zor. Okuduğunuz anda zihninizde hemen “komplo teorileri” isimli klasöre atıldığını zannediyorum. Bu konuda medyada hiçbir veriye rastlayamazsınız. Hayatınıza daha çok girip, bütün yaşamınızı kendi kriterleriniz yerine, onlarınki ile değerlendirebilmeniz için, yeni medya türleri keşfetmenin peşinde oldukları da pek akla gelmez.

Geçen yıl cep telefonuma isteğim dışında gazete ve dergi uygulamaları yükleyen telefon markasıyla tüm ilişkimi kestim.  Düşünsenize metroda, otobüste giderken cep telefonumda hangi gazeteyi okuyacağıma ben değil, bütün dünyaya telefon satan bir global sermayeli şirket karar vermek istiyor. Uygulama telefondan kaldırılamadığı gibi, sürekli güncellenmek isteyip benden uyumlu bir kullanıcı olmamı bekliyordu. Direndim. Şimdi başka marka telefon kullanıyorum.

Globaller tarihin akışını kendi çıkarları yönünde topla tüfekle değiştirmek yerine, genellikle insanların zihnini etkileyen ve bu etkiyi kitlesel eyleme dönüştüren yöntemleri tercih ediyorlar. Bunun için de kuşkusuz en kullanışlı zihin etkileme aracı medya. Ama ilginç olan şu ki; insanlar globallerin etkin bir siyasal güç olarak var olduklarından bile pek emin değiller. Kimse onları görmüyor. Oysa siyasi hayatta globalist olup, kendilerini liberal olarak adlandırabiliyor ve kendilerine kapı açan siyasi partilerden “görüş farkı gözetmeksizin” aday olabiliyorlar. Medyada ise okuduğumuz gazete, dergi, izlediğiniz televizyon kanalları, kullandığımız cep telefonu uygulamaları, internette web sitesi, dinlediğimiz müzik, izlediğiniz sinema filmi hatta tiyatro olarak karşımızdalar. Kesin ve net bir ideoloji ile insanların karşısına çıkmıyorlar. Ama bütün ideolojileri işlerine geldiği anda ve yerde kullandıklarına şahit olabiliyoruz. Çünkü zaten geçmişte o ideolojilerin oluşumunda globallerin katkısı olmuştur ve hemen hemen bütün ideolojiler onların cebinden çıkmadır. Bir ülkede milliyetçi/ulusalcı söylemlerle ülke bayrağını sallayarak, başka bir ülkede ise sosyalist/enternasyonalist sloganlarla kitleyi yönlendirebilirler. Tarihe baktığınızda eğer geneli görebilen bir göze sahipseniz, hem enternasyonalizmin hem nasyonalizmin küreselciler tarafından ihtiyaçları gerektirdiği için üretildiğini de görebilirsiniz. Yeni dünya düzeni oluşturmak iddiası, herkesten çok onlarındır. Bu yüzden gerçek hayatta uygulanacak senaryolar yazıp, oyun kurarlar. Bu tür müdahalelerin olmadığı bir dünyada yaşadığımız konusunda da bütün dünya halklarını inandırmışlardır. Tıpkı James Bond filmlerini ilgiyle izleyen milyarlarca insanın, gerçek hayatta bir takım güç odakları için çalışan ajanların olabileceğine ihtimal vermediği gibi.

Bildiğimiz klasik anlamdaki siyasal ideolojilerin çok dışında, ortamın gereğine göre yöntemler kullanmaları onların her zaman pragmatist davranmalarından kaynaklanıyor. İdeolojilerin kurgucusu oldukları halde, iyi bilirler ki ideolojiler insanları mutluluğa eriştirmez. Dünya tarihine tarafsız bir gözle baktığınızda, ideolojilerin hep ölümlere ve maddi, manevi kayıplara yol açtığını görürsünüz. Bu durum, ideoloji lordlarının insan hayatını önemsemediklerinin de göstergesidir. Mensup oldukları küresel organizasyonların çıkarları için yapılması gerekenler yapılmıştır o kadar. Savaşlar, çatışmalar, nefret ve kin özellikle körüklenir. Düşmanlıklar oluşturmak globaller için çok verimli bir alandır. Çatışmalar sonucunda, çatışan bütün taraflar global finans kuruluşlarına borçlanırlar. “Savaşın kazananı yoktur” sözü boşuna söylenmemiştir. Her savaş kesin kes borç yaratır ve can kaybının yanı sıra, tarafların küresel finansal kurumlarının boyunduruğuna girmesine yol açar. Medya savaşların çıkışında etkili olan kışkırtıcı propagandaları yaptığı kadar, bitişinde de savaşın finansal sonuçlarının halk tarafından sorgusuz kabullenilmesi için çalışır. Toplumlar, can kayıplarının yanı sıra, yıllarca globallere yüksek faizlerle borç öderler. Küreselci medya, bu ödemeleri gönüllü yapmaları gerektiği psikolojisini pompalar. Ödemelerin aksamasına yol açan siyasetçiler medya yoluyla azarlanır.

Bizdeki 2001 ekonomik krizi hatırlayanlar vardır. Bankalar, sahipleri tarafından içi boşaltılmıştı. Bir başka deyişle halkın güvenerek bankalarına yatırdığı paraları çalmışlardı. Yaşanan bu sürecin hemen ardından, cumhurbaşkanının başbakanın kafasına anayasa kitapçığını fırlatması, ekonomik krizi ateşlemişti. Parlamenter rejimin büyük açıklarından birisi olan “çok başlılık” küreselciler için en önemli kaos kozlarından birisi oluvermişti. Bankalarda vatandaşın yatırdığı para, daha önceden yapılan yasal düzenlemeler gereği devlet güvencesi altındaydı. Banka sahiplerinin çuvallarla alıp kaçırdıkları bu para, devlet tarafından ödendi. Devletin ödemesi demek, Türk vergi mükelleflerinin ödemesi demekti, ama medya bunu öyle bir şekilde lanse etti ki; sanki bu parayı Türkler değil uzaylılar ödediler havası hakim oldu. Global finans kurumlarına borçlandık ve yıllarca yüksek faizlerle borç ödemek zorunda kaldık. Medya bu borcun ödenmesi aşamalarında bile sonraki yıllarda yönetime gelen halkın seçtiği siyasetçileri aciz göstererek prestij kaybetmelerine yol açabildi.

Globalist medyanın ülkelerde yönetime gelen seçilmişlere yönelttiği eleştirilerin temelinde yine siyasî/iktisadî bir mücadele yatar. Ülkelerin yönetimine globallerin etkisi dışında seçilerek başa gelmiş siyasilere karşı yapılan eleştiri ve muhalefet, halklar tarafından kendilerini savunmak için yapılıyormuş gibi algılanır. Oysa küresel medya aslında küresel kurumların isteği doğrultusunda muhalefet eder. Önem verdikleri şey sadece kendilerine menfaat sağlamak olduğu için, aslında halkların çıkarları umurlarında bile değildir. Ancak kendileri için sorun olarak gördükleri siyasetçilere karşı, halkları kışkırtmak için muhalif dil kullanırlar ve aslında kitleleri kandırırlar. Eğer bir ülkede global kuruluşlara pek yüz vermeyen para kazandırmayan, sadece halkının çıkarı için mücadele veren bir yönetim var ise, hangi ideolojiye sahip olduğuna bakmaksızın onu alaşağı etmek için bütün cephelerden saldırırlar. Bu cepheler finans alanından, şaibeli gıda yardımına, medyadaki şaklabanlarıyla prestij sarsmaya, yalan haber yapmaya, değişik şantaj yöntemleri üretmeye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

Şu an küreselciler, Brezilya’da sosyalistlere, Venezuela’da komünistlere, Amerika’da Cumhuriyetçilere, Mısır’da İslamcılara, Rusya’da Putinci ulusalcılara karşı mücadele veriyorlar. Kendilerine has bir ideolojileri olmamasına rağmen bulundukları ortamlarda, çıkarları gerektirdiği zaman muhalif gözüküp, insanları etkileyerek yanlarına alıyor ve o insanlara aynı ideolojiye sahipmiş gibi yapıyorlar. Herkes onları kendinden zannediyor. Bu bir çeşit kamuflaj, bu yüzden insanlar globallerin organize ettiği olayların kendiliğinden gerçekleştiğini zannediyor.

Hemen yakın zamandan bir örnek vereyim, Donald Trump geçenlerde Amerika’da başkanlık için yemin etti ve ertesi gün Washington’da milyonlarca kadının katıldığı bir protesto yürüyüşü yapıldı. Bu yürüyüşe katılan ve destekleyen bazı kadınlarla görüştüm, hepsi de yürüyüşün kendiliğinden gerçekleştiğini düşünüyorlardı. Hatta kim organize ediyor, arkasında kim var diye sorduğumda bana kızdılar, kadının gücünü bilmiyor musunuz ya da küçümsüyor musunuz dediler. Globalist medya bu olayın kendiliğinden geliştiğine dair yayınlar yaptı. Hatta bazı kadın dergileri haberi dipten gelen “doğal” darbe şeklinde verdiler. Katılımcılara bu eylemin bir kadın yürüyüşü olduğu vurgulandı. Ama gerçekte tam anlamıyla politik bir eylemdi ve Trump ile mücadele eden Demokrat Parti içerisindeki siyasal globalciler tarafından organize ediliyordu. NewYork Times’ın bir  haberi , kadın yürüyüşünün aslında kendiliğinden gelişmediğini ve Hillary Clinton’u destekleyen globalist dolar milyarderi George Soros ve elliden fazla destekçi kuruluşla birlikte organize edildiğini açık ediverdi. Kadınların korunması gibi son derece haklı bir fikir ile yola çıkan insanların, aslında çok başka içerikli bir amaç için kullanılmasından söz ediyorum.

Dikkat ederseniz ben de bu eylemi globalcilerin organize ettiğini, yine onlara ait bir medya kuruluşunun haberine dayanarak size aktarmak zorunda kaldım. Eğer yukarıdaki linklere yer vermeden direkt olarak kadın yürüyüşünün ismi saklı bazı örgütler tarafından organize edilmiş politik bir eylem olduğunu ve bu eylem için kadınların kullanıldığını söyleseydim, belki de bunun kendi ürettiğim bir komplo teorisi olduğunu düşünecektiniz.

İnsanlar bilginin güvenirliği konusunda herkes tarafından kabul görmüş kaynaklara itibar ediyorlar. Medyada “yayınlanmayan” bilgilerin, doğru olmadığına dair izlenimler küçük yaşlarda kazanılıyor. Teknoloji gelişmeden önceki zamanlarda, kulaktan kulağa yayılan bilgiler de böyleydi. Filan kişi söylediyse doğrudur denilirdi. Medyanın bir güven unsuru olarak varlığı, insanların bilgi konusunda güvenilir bir kaynak arayışının üzerine inşa edildi. Eskinin kulaktan kulağa yayılan ve filancaya onaylatılmış bilgilerin yerini, medyada yayınlayınca  “güvenilir”  veya “doğru” olan bilgiler aldı.

Okurlarım belki hatırlar, bir önceki yazımda medyanın bağımsızlığını ele alırken devlet-medya ilişkisini yazmıştım. Medya Batı’da devletle tam uyumlu çalışır demiştim. Bunun istisnai durumlarının olduğunu Amerika’da Donald Trump’ın başkan seçilmesiyle gördük. Ülkelerde yönetim eğer siyasal globalcilerin elindeyse medya devletle tam uyumlu çalışıyor. Ama eğer globallerin istemediği bir kişi seçilerek yönetime gelmişse, göreve başladığı günden itibaren, seçmen kitlesinin azlığı çokluğu dikkate alınmasızın, medya tıpkı bir muhalefet partisi gibi işlev üsleniyor. Bu bizim için net bir veri. Globalcilerin yönetimde olmadığı ülkelerde medyanın bir günde canhıraş bir muhalif kimliğe bürünmesi, medyaya biçilen asıl görevin halka bilgi aktarmaktan öte bir işlev olduğunu fark etmemizi sağlıyor. Burada filan kişiyi desteklemek veya bir başkasına karşı olmak gibi bir derdimin olmadığını vurgulamak isterim. Medyanın Batıdaki görevi globalist politikalara destek veren hükümetleri desteklemek, globalcilerin istemediği yöneticilerin ise her konuda karşısında olmak. Bir kaç ay evvel kapıdan girmesini istemedikleri Müslüman mültecileri, şimdi sırf Trump’a karşı argüman olarak kullanmak için baş tacı eden küreselcilerden bahsediyorum.

Türkiye’de çoğu insan İngiltere’nin niçin Avrupa Birliği’nden çıkmak istediğini, niçin “Brexit” oylamasının yapıldığını bile bilmiyor. Çünkü medya, anlamaları için doğru düzgün bilgi vermedi. İngiliz vatandaşları vergilerinin kendi ülkelerine harcanmadığını, farklı ajandası olan, amacı farklı olan küreselci Avrupa Birliği tarafından alakasız yerlere gönderildiğini gördüler. Küçük işletmeler kan ağlıyordu. Bu duruma artık daha fazla göz yummamak için, bizim bir zamanlar hatta hala girmek için çabaladığımız Avrupa Birliği’nden çıkma kararı alındı. İnsanlar medyadaki propagandaya değil, kendi gerçek hayatlarında yaşadıklarına bakarak Brexit’e olumlu oy verdiler. Aynı şey son bir kaç yıldır Yunanistan’da yaşanmakta. Yunanlılar da şu an bir oylama yapılsa Avrupa Birliği’den çıkılması yönünde oy kullanacaklar. Ama küreselci hükümet, tam tersine hareket ederek, ekonomik sorunların çözümü için geçen hafta finansal danışmanlık firması küreselci Rothschild ile anlaşma yaptı. Bir nev’i, kurda kuzu teslim edildi. Yakın gelecekte küreselcilerin hedefinde Balkanlar var. Yine düşmanlıkların körüklenmesi ve çatışmalar yaşanması için medya kullanılıyor. Kısa süre sonra Balkanlarda savaşın veya sosyal çalkantıların fitili ateşlenecek, hep birlikte göreceğiz.

Siyasal küreselciler ülkeleri her an çatışmaya sürüklemiyor. Savaş ve kaos kışkırtıcılığını belli periyotlarla yapıyorlar. Bu süre ülkeler için genellikle on yıl. Peki ama neden? Çünkü ülkelerin kendilerine gelmeleri, gelirlerinin çoğalması, tasarruf sahiplerinin birikiminin toplanması için gereken süre on yıl. Bu tanınan zamanın sonunda ülkede oluşan hasılanın, küresel kasalara aktarılması için ülkenin şartlarına göre geliştirdikleri kaos yöntemlerini devreye sokuyorlar. Kimisinde ülkeye özgü çeşitli yöntemlere dayalı olarak geliştirdikleri hukuki, siyasi, askeri darbeler, kimi ülkelerde büyük sosyal çalkantılar ve çatışmalar çıkarıyorlar. Bunun için bir ağacın kesilmesi, polisin davranışları bahane edilebiliyor. Kendilerinin gerekli görmedikleri zamanlarda küreselci medyanın umurunda olmayan ağaç kesimleri ya da polis şiddeti, ülkede kaosu gerekli gördüklerinde medya tarafından büyütülerek kitlesel eylemlerin kışkırtılmasında kullanılıyor. Ama eğer ülkede zaten siyasi küreselciliği destekleyen ve küresel kurumlara ülke gelirini aktaran bir yönetim varsa, medya bu düzenin devamından yana son derece uyumlu bir tavır sergiliyor. Öyle ülkelerde darbe olmuyor, kaos çıkmıyor, çıksa bile medyanın da desteğiyle kısa sürede bastırılıyor. Halk, haklı seslere karşı bile duyarsız hale getiriliyor. Haklılar, haksız duruma düşürülüyor, fikirlerinin meşruiyetini kaybetmesi için medya kullanılarak zemin hazırlanıyor.

Örneğin küreselcilere destek veren başkan Obama döneminde iki milyon mülteci sınır dışı edildiği halde medyada bu durumdan hiç bahsedilmedi. Ama henüz bir kaç bin kişiyi sınır dışı eden yeni Trump yönetimi, ırkçı ve faşist diye eleştirilerek olayın bütün dünyanın tepkisini çekmesi için kamuoyu oluşturuldu. Şu an dünyada pek çok kişi Trump’tan ırkçı ve Müslüman düşmanı olarak bahsediyor. Seyahat yasağı koyduğu ülkelerin Müslüman nüfus çoğunluğuna sahip olması, bu yasağın “Islam Ban” yani Müslümanlara konulmuş bir yasak anlamına gelmediğinin defalarca altını çizmesine rağmen, kendi seçmedikleri başkanın düşman kazanması için hala medyalarında, “Trump Müslümanlara yasak koydu” diye yayın yapıyorlar. Bunu da Müslümanları çok sevdikleri için yapmıyorlar.

Bu günlerde siyasal küreselciliğin giderek birçok ülkede güç kaybettiğini görüyoruz. Ülkelerinin gelirini küresel elitlere yedirmemeye kararlı yöneticiler seçilerek iş başına gelmeye başladı. Küreselci emperyalizme karşı ülke yönetimleri bilinçlendiler. Özellikle medyanın küreselciler tarafından siyasal amaçlarla kullanımı konusunda tepkiler giderek artıyor. Bu yazıyı yayına hazırladığım saatlerde Venezuela’nın komünist devlet başkanı Nicolas Maduro’nun küreselci yayın kuruluşu CNN’in çarpıtarak haber yaptığı gerekçesiyle ülkesini terk etmesini istediği haberini aldım. Küreselci sömürüyü bilmediğim, fark etmediğim eski günlerde olsa, medyaya yapılan bu uygulamayı antidemokratik bulurdum, çok da kızardım. Ama şu an artık medyanın gerçek bir operasyonel araç olarak kullanıldığı günlerde, ne özgürlüğü diyorum. Bu gidişle küreselci seçkinlerin dünya halklarını borçlandırarak kanlarını emdiği sistem göçecek. Her ülkenin kendi halklarınca seçilen yönetimlerin başa gelmesi, bütün ülkelerde refahı artıracak. Küresel finans kuruluşlarının ülkeleri kendilerine borçlandırma amaçlı oluşturdukları düşmanlıklar bitecek, savaş ve kaos ortamları son bulacak. Bu yüzden insanları birbirine düşman eden medya yayıncılığının da artık sonu gelmeli. Düşmanlık üreten medyaya tavır koymak çocuklarımızın geleceği için gerekiyor. Hiç olmazsa onlar, küreselciler tarafından içi boşaltılmamış, gerçek barış ile yaşasınlar. Bir medya yayın organı çeşitli bahanelerle sizi başka insanlara düşman etmeye yönlendiriyorsa, ondan uzak durun. Mesele şu veya bu ideoloji meselesi değil. Ülkemizin ve dünyanın geleceği meselesi.

EKREM ERGÜDER/MEDYABEY

twitter.com/ekremerguder

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sorry, comments for this entry are closed at this time.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]