İşte, Yenişafak’ta yazılarına son verilen Murat Zelan’ın yayınlanmayan son yazısı

Yenişafak gazetesinde yazarlar konusunda yaprak dökümü devam ediyor. Dün Yaşar Taşkın Koç, Müfid Yüksel’in yazılarına son verilmişti. Bugün de Yenişafak’taki yazar depremi devam ediyor. Yenişafak yazarı Murat Zelan gazeteyle yollarını ayırdığını duyurdu. Böylece dünden beri Yenişafak’la yolları ayrılan yazar sayısı şimdilik üçü buldu. Yenişafak’taki yazar depreminin daha sürüp sürmeyeceği ise henüz belli değil.

YENİŞAFAK’TA YAZAR KRİZİ

Murat Zelan’ın Yenişafak için kaleme aldığı son yazısı yayımlanmadı. Zelan, gazetede yayınlanmayan yazısını sosyal medya hesabından paylaştı.

İşte, Murat Zeylan’ın Yenişafak’taki yazılarına son verildiği için yayınlanmayan son yazısı:


Bu hafta Yeni Şafak için yazmıştım, ancak yollar ayrılınca, buraya kısmet…

VATANINI SEVMEYEN ANNESİNİ SEVMEZ

Son zamanlarda sürekli Porto Rikolu Calle 13 (13. Cadde) adlı müzik grubunun şarkılarını dinliyor, çeviriyorum. Gerçi, grup artık yok. Bölündü. Vaktiyle, Latinoamerica adı altında yaptıkları nefis şarkının bir yerinde şöyle diyorlardı:
“Soy lo que me enseño mi padre
El que no quiere a su patria no quiere a su madre.”
Yani:
“Babamın bana öğrettiği şeyim. Ki, o şudur: Vatanını sevmeyen annesini sevmez.”
Bu söze yürekten katılıyorum.
Yürekten katılıyor ve şunu da ekliyorum.
Bir ülkenin en güçlü yanı vatansever halkıdır. Buna mukabil bir ülkenin en güçsüz yanı içinde vatan sevgisi barındırmayan; vatanı, milleti, kendi insanı ve değerlerini sevmeyen, onlardan nefret eden, fırsat buldukça bu değerlerle dalga geçen insanlarıdır.
Bu insan tipi, bana kalırsa bir ülkenin üzerine yağdırılan bombalardan daha tehlikelidir.
Irak örneklerden bir örnektir buna. Amerika 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde, Irak ordusu savaşmamıştı bile… Büyük ihtimalle, kendi ülkelerini sevmiyorlardı, üzerinde yaşadıkları o toprakları “vatan” olarak görmüyorlardı hatta. Ve Irak, o kadar kısa sürede işgal edilebildiyse bunun en önemli nedeni içinde zerre miskal vatan sevgisi barındırmayan, istiklalini değil ikbalini, vatanını değil kişisel çıkarlarını önemseyen o ordu mensupları yüzündendir.
Hayatta en nefret ettiğim tiplerden biri, işte bu tiptir; kendi ülkesinden, kendi insanından, kendi milletinden nefret eden insan tipi.
Hayır, özeleştiri yapanlardan değil, doğrudan doğruya kendi ülkesini, kendi insanını, kendi vatanını sarakaya almaya, dalga geçmeye çalışan insan tipinden söz ediyorum.
Rahmetli Şerif Mardin, “Tanzimat’tan Sonra Aşırı Batılılaşma” adlı makalesinde benzer bir tipi “Bihruz Bey Sendromu” adı altında tanımlarken, bu tipin genel itibariyle ekonomik olarak üst sınıftan kimseler içinde yer aldığını söyler… Ama yok, bu tip, ekonomik olarak üst sınıfta yer aldığı gibi, alt sınıfta da çok görülür.
Bu tip, illa önemli görevler üstlenmek zorunda değildir.
O, bir potansiyeldir. Burjuva da olabilir, ordunun, polisin bir mensubu da olabilir, ABD’ye ya da Avrupa ülkelerinden birine kapağı atıp kurtulacağını düşünen on sekiz yaşındaki bir varoş delikanlısı da…
Kendi ülkesinde öğretmen, avukat, mühendis olabilecekken, Amerika’nın herhangi bir eyaletinde benzin pompacısı olarak çalışmayı yeğler.
Evet, bir potansiyeldir bu tip ve o her an, her yerde karşınıza çıkabilir.
Örneğin bir yerde bir istatistik yayınlanır, kaynağı belirsiz, öylesine yazılmış ve aslında adi bir magazinden öteye geçmeyen o haberin içinde yer alan o istatistiğe göre Türkler, dünyada kitap okuyan milletler sıralamasında en alt sıralardadır. Bu tip, “Türkler ne aşağılık bir millet be birader… Ha, ha, ha…” diye gevşek gevşek güler…
Oradan, olayı “matbaa bize geç geldi gerici Osmanlı yüzünden”e bağlar, mercimek kadar beyni ve tarih birikimiyle…
Yaptığı, yapacağı en derinlikli tarihsel değerlendirme de budur: Gerici Osmanlı, çağdaş Cumhuriyet!
Küçüktür. Küçük insandır o. Meseleleri de küçüktür, özentileri de, hedefleri de, dünyası da…
Bir Orhan Veli şiiridir o, Metin Eloğlu değil.
Eller aya çıkıyor, biz hâlâ sakız orucu bozuyor mu diye tartışıyoruz, der.
Kahvede, orada burada, “Biz Türkler adam olmayız” der.
“İsviçreli bilim adamları” filan diye konuşur.
Kendini de İsviçreli gibi görür.
Japonlar… Almanlar… “Adamlar yapmış be birader” filan der. Kültürel üretim değil teknolojik üretimdir derdi onun.
Şerif Mardin’in dediği gibi “batı uygarlığının maddi yönlerine tutkunluk”tur çünkü onunki…
Bu yüzden Faulkner, Goethe ya da Thoreau gibilerden ziyade, Steve Jobs ve Elon Musk gibilere hayrandır o.
Kendi kendine oryantalizm (self-oryantalizm) uygular. Ve evet, züppedir. Ya da snop, her neyse.
Kafasında hep bir ilericilik-gericilik meselesi vardır ve “filanca ülke bizim 50 yıl ilerimizde” deyip durur.
Ortadoğulu olmaktan nefret eder, coğrafyasını taşımaya, kaydırmaya çalışır, aman kimse bize Ortadoğulu demesin der, Avrupa’da doğan, neşet eden, ortaya çıkan her şey bu insan tipine göre kendinden menkul ve tartışmasız biçimde doğru, ileri ve güzeldir.
Vatanseverlik o tip için hamasetten ibarettir ve aslında vatan duygusu paraya endekslidir; bu yüzden doğduğun değil, doyduğun yerdir vatan der; çünkü dünyadaki en önemli mesele onun için doymak, para kazanmak, tatmin olmaktır. Bir ahlaka sahipse bile, bu olsa olsa Kalvinist bir ahlaktır.
Evet, bu insan tipinden nefret ediyorum. Ve açık söylemek gerekirse bu insan tipi vatan hainliğinin sadece bir adım, bilemedin iki adım gerisindedir.
İşbirliği yapmasa bile gönül birliği yapar.
Vatanını satmasa bile sabah akşam vatanına küfreder.
Bir ülkede bu tip insanların sayısı çoğalıyorsa, o ülkenin altı oyuluyor demektir.
Onlardan biriyle karşılaşırsınız, çakın ağzına iki tane… Ya da neyse, “yav he he” deyip geçin.
Yok, eğer o kişi sizseniz, benden uzak durun.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]