Gündüz kuşağının karanlık tarafı

İki binli yılların başında televizyon ekranlarında pasta, börek, kek programları vardı. Malum sebeplerden ötürü içerikleri değişime giderek sağlık, ikili ilişkiler ve reality gibi alanları kendilerine dâhil edip, tırmanma sürecinden sonra belirsiz bir tutunma mücadelesine girdiler. Şahıs bazında olayı ele almak Türk televizyon tarihine ihanet olacağından konumuza genel anlamda bakmaya ve topluma yansımalarını anlamaya çalışmak yerinde olur diye düşünüyorum.

Gündüz kuşağı ya da kadın kuşağını doğuran ihtiyaç bireyin evin içine hapsedilmesinden kaynaklı. Bu olgu yadsınamaz derecede gerçek ve üstünü örtmeye kalktıkça da alenileşiyor. Evet, ev hanımlarının her bölümünü adeta ezberlediği, önceleri pasta, kek falan yapılan daha sonraları şarkılı türkülü gündüz matinesine dönen gündüz kuşağı on yıl önce bir anda yeni bir şey keşfetti… Evlilik.

Evlendirme programları o kadar hızlı yol kat etti ki; içindeki çıkmazı bile kimse görmedi diyebiliriz. Tarafsız bir gözle bakarsak evlilik programlarını ne tuhaftır ki evli olanlar izliyordu. Önceki iki eşini öldürüp afla dışarı çıkan adam evlenmeye geldi o derece artık. Birbirlerini beğenen – beğenmeyen, öven – aşağılayan, el ele tutuşan – tokat atan, her türlü entrikanın hakim olduğu programlar, yarışmacıların (yarışmacı diyorum çünkü insanlar biri olmazsa diğerini deniyor adeta yarıştırılıyordu) yatak görüntülerinin çıkmasının ardından RTÜK tarafından incelenmiş ve bir KHK ile yayınlanması yasaklanmıştı.

Asıl film bundan sonra koptu.

Format sıkıntısı çeken yapımcılar ilk önce arama kurtarma timleri kurdu ama yeterli alt yapı olmadığı ve resmi makamların bilgi paylaşmakta kısıtlı davranmaları sebebi ile kısa zamanda bu atılım çöktü. Şimdi moda evlatlık verilen çocukların gerçek ailelerini bulmak. Çok masum görünen bu olayın locadakiler için toplumsal anlamda önemli olsa da aslında tarifi ve telafisi imkânsız acılara yol açacağı bir gerçek.

Şöyle ki; otuz beş yıl önce evlatlık verdiği oğlunu arayan anne, oğlunu bulduğunda kimse çıkıp ta otuz beş yaşına basmış bir bireyin fikrini sormuyor. Aysel Hanım oğlunuzu bulduk işte fotoğrafı, adı Ahmet, şurada yaşıyor, şu işi yapıyor deyip salya sümük ağlama yarışına giriyorlar. Ahmet’in hiçbir şeyden haberi yok. Ahmet iş yerinde çalışıyor mu? Ahmet’in hayatı nasıl? Kendi gerçeklerini kavrayıp kabul edecek psikolojisi var mı? Hiçbir şey sorulmadan Ahmet’in otuz beş yıllık hayatının yalan olduğu yüzüne vuruluyor.

Evlatlık alan aile gerçekleri söyleyememenin verdiği buruklukla her şeyi kabullenirken, toplumumuzun geleceğini yetiştirmeye çalışan, kendisini yetiştiren ailesinden gördüğü gibi dişinden tırnağından arttırıp evlatları rahat büyüsün diye çırpınan Ahmetlerin, Ayşelerin hayatlarının yalan olduğu ve onları yetiştirenlerin yerine artık bilmem kaç yıl arayıp sormayan biyolojik ailelerini sevmeleri isteniyor.

Kendisine bildiği bütün değerleri öğreten insanların sahte oluğu dayatılan bireyler, onları yetiştiren ebeveynlerinin sahte olduğunu düşünmeye başladığında, onların öğretilerini de sahte kabul ediyor. Lütfen dikkatli olun; iyi reyting getiriyor diye bir nesli ruhen sakatlıyoruz.

Ha birde hayat Yeşilçam sineması değil. Zenginler çocuklarını manava, lokantacıya evlatlık vermiyor. Siz pasta, börek işine geri dönün, zira işten gelen adam hiç değilse çeşit çeşit yemek buluyordu sofrada. Şimdi hazır çorbaya şükrediyor. Bir yerde kanunsuzluk varsa savcılar halletsin.

Şimdi reklamlar…

YORUMLAR

Yazıya 2 yorum yapılmış.

sosyopat 4 Ocak 2018

güzel tesbit

Feyza AYDIN 4 Ocak 2018

Olaylara bu açıdan hiç bakmamıştım.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]