Frank Underwood’un siyaset anlayışıyla nasıl mücadele edeceğiz?

Bu aralar taciz haberleriyle gündeme gelerek canımızı sıkan Kevin Spacey’nin başrolde oynadığı ABD’deki siyasete ışık tutan ve dünyada yürürlükte olan siyasetin hangi dinamiklerle ilerlediğini adeta  deşifre eden “House Of Cards” dizisine dadandım. Genelde izleyicisini memnun eden, onları dizinin içine çekmeyi başaran bir iş House Of Cards.

Oyuncu kadrosuyla, oyunculuklarıyla genel olarak oluşturulan Beyaz Saray atmosferiyle dikkat çeken dizide takdiri hak edecek oyuncular var. Frank Underwood’un(Kevin Spacey) diziye kattıklarının dışında Robin Wright,”Claire Underwood” rolüyle ve Michael Kelly, “Doug Stamper” rolüyle öne çıkan başarılı oyuncular.

Dizide alışamadığım sahneler Frank Underwood’un kameranın objektifine bakarak yaptığı yorumlar… Tamam, F. Underwood’un objektifin ta içine bakıp yaptığı ilginç değerlendirmeler var. Ama o sahnelerde izleyici olarak yabancılaşma yaşamamak, içine girdiğiniz diziden kopmamak neredeyse imkansız.

En azından benim için…

Belki diziye bu şekilde bir ilginçlik, özgünlük katılmaya çalışılmış ama sonuç itibariyle anlatım dili olarak sıkıntılı bir tarz ortaya çıkmış.

House Of Cards, yaklaşık 40 dakika süren bir dizi. Öyle olunca bizim dizilerin yaşamak zorunda kaldıkları tempo düşüklüğünü minimum seviyede yaşıyor. Ortalama 140 dakika olarak çekilen yerli dizilerin hikaye konusunda sıkıntı çekmelerinin yanında tempo olarak sorun yaşamamaları imkansız.

House Of Cards’ı izlediğimde bizim yönetmenlerimizin 40 dakikalık performanslarını görebilmeyi çok isterdim doğrusu diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.

Fi dizisinde yönetmen Mert Baykal’ın ortaya koyduğu performans ilerisi için daha da umutlanabileceğimizi göstermesi bakımından anlamlı.

DİZİ İÇİN İDEAL SÜRE: 40 DAKİKA

Bugün için dünyada önemli bir eşiği geçmiş olan Türk dizilerinin nitelik olarak çıtayı daha üst seviyeye çıkarmalarının önündeki en büyük engellerden biri mantık dışı dizi süreleri. Bu yapı devam ettiği sürece Türk dizileri daha bir üst seviyeye çıkma konusunda sıkıntı yaşayacaklar.140 dakikalık dizi anlayışı senarist ve yönetmenlerimizin daha nitelikli işlere imza atmalarının önünde pranga olmaya devam edecek.

Gelelim tekrar House Of Cards’a…

Frank Underwood’u izlediğim her sahne aslında ABD siyasetinin yakın coğrafyamızdaki izlerini taşıması bakımından ilginç. Yani “Frank Underwood” demek “ABD usulü siyaset” demek oluyor. Dizi, istenilen sonucu almak için eldeki kozların tamamını birbirinden ayırmamak gerektiğini hatırlatıyor. Kozların legal ya da illegal olmalarının çok fazla bir önemi yok. Amaca hizmet ediyor mu etmiyor mu; mühim olan bu.

FRANK UNDERWOOD’UN MOTİVASYONUNUN KAYNAĞI MENFAAT

Dünyada yaşananlara bakıldığında uluslararası ilişkilerde tek ve biricik motivasyonun “menfaat” olduğu hep söylenir. Frank Underwood için de durum farklı değil. O, Beyaz Saray’daki koltuğunda oturduğu, iktidar enstrümanlarına sahip olduğu sürece mutlu olabiliyor. Babasını sevmediği halde babasının, geçmişte çiftliğini kurtarmak adına Klu Klux Klan ile yakınlaşmasını takdir etmesi aslında kendi tarzıyla bire bir örtüştüğü için. “Ben de olsam menfaatim için aynı şeyi yapardım” demeye getiriyor.

Frank Underwood’un bir başka bölümde adalet için değil “başarı” için mücadele ettiğini hatırlatması da onun tarzını ele vermesi açısından önemli… Tabii onun burada altını çizdiği başarının ölçüsünün her ne olursa olsun iktidarda kalmaya devam etmek olduğunu anlayabiliyoruz.

ABD’DEN BAKILINCA

Evet, ABD’den bakılınca ülke olarak yaşadığımız pek çok sorunda stratejik ortağımız olduğu söylenilen dünyanın süper gücünü yanımızda bir türlü görememeyi diziyi izleyince daha iyi anlayabiliyoruz. ABD’nin coğrafyamızda menfaatleri sözkonusu olduğunda bize yabancılaşabilme konusundaki rekorları alt üst eden performansı artık bizi şaşırtmıyor.

Gerçek hayatta bunca akan kan ve gözyaşından sonra Beyaz Saray’da ikamet eden kişinin Donald Trump mı yoksa F. Underwood mu olduğunun fazla öneminin olmadığını bugün için daha iyi görebiliyoruz.

Şimdi soru şu: Frank Underwood’un siyaset anlayışının karşısında nasıl bir yol izlenecek? Tıpkı onun gibi “amaç için her araç meşrudur” anlayışıyla mı siyaset yapılacak yoksa sonuç almak için onun çoktan vazgeçtiği erdemli yolda ısrar mı edilecek?

İşte, bizler gibi Frank Underwood siyasetine maruz kalanların cevaplaması gereken kritik soru bu.

HOLLYWOOD’TAKİ TACİZ İFŞAŞATLARI BİZE DE SIÇRAR MI?

Ünlü Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein’ın başı neden olduğu taciz skandalları yüzünden belada. Birçok kadın oyuncunun Weinstein’in tacizine uğraması çok da sürpriz sayılmamalı. Dejenere ilişkilerin, renkli ve büyülü dünyanın aslında karanlık yüzünü oluşturduğunu hepimiz tahmin edebiliyoruz. Weinstein kaynaklı tacizler belki de buzdağının sadece görünen ucu.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi oyuncu Anthony Rapp’in yıllar önce daha henüz 14 yaşındayken House Of Cards’ın başrol oyuncusu iki Oscar ödüllü aktör Kevin Spacey tarafından tacize uğradığın açıklaması soğuk duş etkisi yaptı. Anlaşılan Spacey’nin adının karıştığı taciz vakası sadece Rapp’le de sınırlı değil. ABD’li film yapımcısı Tony Montana’nın da Spacey’nin bir barda kendisine elle sarkıntılık yaptığını ifşa etmesi ünlü aktörü daha da sevimsiz bir figür haline getirdi.

Hollywood’ta taciz v.b yeni iddiaların gündeme geleceğini öngörmek için çok zeki olmaya gerek yok.

Ben asıl bizde benzer ifşaatlar ne zaman gündeme gelecek onu merak ediyorum. Eğlence dünyasının ışıltılı ve büyüleyen yüzü karanlık yüzüne daha ne kadar galebe çalacak göreceğiz.

Değişik mahfillerde dillendirilen görüşe ben de katılıyorum… Bir kişi çıksa onu diğerleri de takip edecek.

Göreceğiz bakalım kırılan kol yen içinde daha ne kadar kalacak?

ŞADAN KABA/MEDYABEY

Twitter: SadanKaba2

Instagram: sadankaba

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]