Yazarlarımız

Bir kendini kandırma hikayesi olarak Black Mirror: Bandersnatch

Netflix dizisi Black Mirror izleyenler 28 Aralık günü ilginç bir deneyim yaşadılar. Netflix’in, olayları izleyicinin kendisinin yönlendirdiği (öyle sandıkları), sonuna izleyicinin karar verdiği, yetişkinlere yönelik ilk interaktif yapımı ve Black Mirror dizisinin film versiyonu olan Bandersnatch’den bahsediyorum.

Olayların 1984 yılında geçtiği film, izlerken alttan çıkan seçenekleri bizim seçmemizle birlikte sanki seyirci yönlendiriyormuş izlenimini yaratsa da ve eğlenceli gelse de bir yerden sonra kendimizi aptalca bir durumun içinde bulmamıza sebep oluyor. Yine uzun cümleler kurup yazmama engel olamadığım gibi (kusuruma bakma sayın editörüm yine yaptım) dizi de sizi engel olamadığınız bir kısır döngünün içine itiyor. Karşınızdaki insana derdinizi anlatmaya çalışırken bazen tersten düzden her şekli kullanarak elli takla atarsınız da ama illa da benim dediğim olacak der ya hani, işte Bandersnatch de bu hesap. Sen neyi seçersen seç kendi istediğini karşısındakine dikte ediyor. Zaten filmdeki Colin karakteri de bir sahnede bundan bahsediyor; sen kararlarını kendinin verdiğini sanırsın ama hayatın içindeki bir başka ruh buna izin vermez diyor. Bir bilgisayar oyunuyla da bu düşünceyi pekiştiriyor; bir labirentin içindesin ve o labirentin içinde yaşarken senin için neyin iyi olduğuna, neyi alıp neyi tüketeceğine başka bir güç karar veriyor…Tanıdık geldi mi?

Verdiği mesajlar, anlatmaya ve uyandırmaya çalıştığı hisle birlikte yapmaya çalıştığı ‘seçimlerinin sana ait olduğunu sanıyorsan sen koca bir aptalsın’ı çok iyi işliyor. Evet her seferinde ben ne seçersem seçeyim kabul etmeyerek kendi istediğini yapmak için sürekli geri giden olaylar dizisiyle biraz kızmış olabilirim ama maceracı bir kafanın eserini deneyimlemek iyi geldi. Hatta o kadar iyi geldi ki şu an bile yazımı yazarken bir yandan da diziyi tekrar izliyorum! Filmdeki oyun yaratıcısı Stefan gibi ben de çıldırmış olabilir miyim!

Tam bir ‘sabır’ dizisi de diyebileceğim Bandersnatch, televizyonunuzun ve bilgisayarınızın uygunluğuna göre de izleyip izleyemeyeceğinize de kendisi karar veriyor. Yani en başta başlıyor zaten ‘sınanma’ ve ‘senin yerine ben karar veriyorum’ serüveniniz. Tanıtımında bunun bir şaka olduğunu sanarak Netflix uygulamasını açtığınızda gerçekle yüzleşiveriyorsunuz; doğruymuş! Ben de laptop üzerinden izleyebildim ancak.

Bir yandan 80’lere gittiğiniz, o dönemin bilgisayar oyunlarına, kıyafetlerine, o dönemin ruhuna şahitlik ettiğiniz, biryandan da aslında seçimlerimizin bize ait olduğunu ‘sandığımızı’ acı acı oturup izlediğimiz, sonrasında da kendi ‘bağımlılıklarımızın’ ve ‘bize ait’ her şeyin esasen hiç de bize ait olmadığını sorgulamaya başlıyorsunuz.

Will Poulter’in (filmdeki Colin Ritman karakteri), izleyicilerin sosyal medya üzerinden kendisine ‘çirkin’ demelerine sinirlenip ‘sosyal medyayla arama mesafe koyuyorum bundan sonra, kendi ruh sağlığımı korumak adına yapacağım bunu’ demesi gibi, bence siz de filmi izledikten sonra kendiniz için aynı şeyi söyleyeceksiniz!

JALE ŞEN/MEDYABEY

[email protected]

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı