Yazarlarımız

Adana Film Festivali’nde Halef ve Dört Köşeli Üçgen

Festival günlüklerine devam ederken bugün izlediğim iki filmden ilki senaryosu Murat Düzgünoğlu ve Melek Saraçoğlu’na ait, yönetmenliğini de yine Murat Düzgünoğlu’nun yaptığı Halef’i izledim.

Halef, konu olarak reenkarnasyonu ele alan bir film. Adana’da yaşayan bir ailenin kaza sonucu ölen oğullarının reenkarnesi olduğunu iddia eden Halef’in hikayesini ele alan film, aynı zamanda o ailenin diğer oğlu Mahir’le, annesiyle olan ilişkisini ve Halef’in reenkarne olduğunu ispatlamak için açtığı davayla birlikte yaşadıklarını anlatıyor. Mistik olaylara da yer veren Halef ,iç karartan atmosferi ve yıllarca reenkarnasyonla ilgili yapılan haberlerle zaten benim için artık ilginçliğini yitirmiş bir konuya değindiği için, izlerken ilgimi bir müddet sonra kaybetmeme sebep oldu. Senaristlerinin, bu reenkarnasyon olaylarının çoğunlukla Adana’da gerçekleşiyor oluşu üzerinden de (hatırlayın bununla ilgili haberleri) ele aldıkları konu benim düşünceme göre artık ‘tavşamış’ bir konu. Eğer bu tür mistik olaylara ilgi duyuyorsanız evet izleyin diyebilirim. Ama şunu bilin ki bizim ortalama film izleyici zevkini düşünürsek seyirciyi diri tutan, ‘iyi ki de izledim’ dedirten bir film değil Halef.

İkinci izlediğim film ise Dört Köşeli Üçgen’di. Yönetmenliğini Mehmet Güreli’nin yaptığı film hem yönetmeninden ve hem de siyah-beyaz bir film oluşundan dolayı özellikle izlemek istediğim bir işti. Senaryosu  oyuncu ve yazar olan Görkem Yeltan’a ait olan Dört Köşeli Üçgen, kendisine ‘gözlemci’ diyen ve bunu kendine görev haline getirmiş bir adamın hikayesi. Esas olarak Salah Birsel’in kitabından (ki Türk Edebiyatı’nın ilk düşünce romanıdır) esinlenilerek yapılmış olan film, izlerken sizi gözlem yapmaya, kendini gözlemlemeye ve hayatı fazlaca sorgulamaya sevk ediyor. Özellikle başrolde olan Mustafa Dinç’le birlikte oyunculuklar iyi, İstanbul’dan görüntülerle bezenmiş sahneler gayet hoş ve müzikler kıvamında. Bir de filmde aniden beliren, hiç beklemediğiniz anda karşınıza çıkan oyuncular vardı ki (Emre Altuğ ve Alper Saldıran gibi) bunlar da filme neşe katan tatlar olmuş. Ayrıca Salah Birsel’in Mehmet Güreli’nin dayısı olduğu bilgisini de genel kültür olarak vereyim size buradan.

Bir ‘festivalden notlar’ yazımı daha bitirirken ‘Kendini ve hayatın içindekileri gözlemlemek iyidir, ama fazla abartmanın da manası yoktur’ diyorum.

JALE ŞEN/MEDYABEY-ADANA

[email protected]

Etiketler

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı