Yılanların Öcü’nün artıları ve eksileri/JALE ŞEN

Pazar sabahının verdiği rehavetle beraber Bob Marley’in A lalala Long’uyla kendime gelmeye çalışıyorum. Bir yandan yazıma hazırlığım devam ederken, diğer yandan nefis deniz manzaramla beraber mis çayımdan yudumluyorum.

Şimdi Hurts söylüyor, Somebody to Die For…Eski parçalar aklıma geliyor, TRT FM’ler vakti, radyo başından ayrılmama zamanlarımız…Şimdi de fark ediyorum ki, yenileri de takip etmek adına o dönem müziklerini bana taşıyan hangi grup, hangi sanatçı varsa, onları bulup dinliyorum. Yine de benim gençliğimi getirmiyorlar tabii bana. Eski dizileri, eski filmleri özlemem gibi, şimdiki işlerde daha önceyi aramam gibi hep bir ”ııhh bu da olmamış, bu da iyi değil” hali var üzerimde.

Eski diziler demişken, işte yine Eylül geldi ve yeni diziler yavaştan gösterime girmeye başladı. Bu hafta Yılanların Öcü’yle başladık. Fakir Baykurt’un aynı adlı romanından, 1962 yılında Metin Erksan yönetmenliğinde çekilmiş, 1985’te de ikinci versiyonunu film olarak izlediğimiz Yılanların Öcü Show TV’nin Çarşamba dizisi oldu. Karşısında geçen sezondan güçlü bir rakip var; Kara Para Aşk. Benim Adım Gültepe de bu hafta, yani 3 Eylül Çarşamba ilk bölümüyle bizlerle tanışacak. Güçlü kadrosu ve yönetmeni Zeynep Günay Tan isimleriyle birleşen dizi Yılanların Öcü’nü gölgede bırakıp Kara Para Aşk’la yarışır gibime geliyor.

Niye böyle diyorum? En başta, ilk bölümünü izlediğimiz dizide yine bir ‘üsttekiler-alttakiler’, ‘konakta yaşam’ durumu var. Artık bu konak dizilerinden sıkılmadık mı? Ve tabii bir de ben dizinin çok iyi çekilmiş olan film versiyonlarını bildiğim için ilk bölümün biraz havada kalmış bir hali olduğunu düşünüyorum.

Dizinin ilk bölümü biraz da ‘dizi tanıtımı‘ gibi olmuş. Kim kimdir, kim neyin nesidir, hangisi nerede yaşıyor, konaktaki ve köydeki ahali…Hepsini tanıdık ilk bölümde, iyi tamam da bir köyden bir konağa atlamalar, zıplamalar, yordu beni.

ceyda-ates-yilanlarin-ocu

Oyuncu seçimine geçecek olursam en başta söylemeliyim ki Ceyda Ateş hangi projede oynarsa oynasın ekrana yakışan bir yüz olamadı. Ekran ışığı diye bir şey var evet ve Ceyda Ateş‘te bu ne yazık ki yok. Hele de köylü kız rolü onun üzerinde hepten kötü durmuş. Adını Feriha Koydum’daki Hande rolüyle fena değildi ama hepsi o kadar. Diğer yandan Hande Soral başarılı bulduğum bir oyuncu değil, dümdüz oynuyor. Arada şiveli konuşmaya çalışıyor, üstünde sakil duruyor.

Dizide Şebnem Dilligil ve Rüçhan Çalışkur gibi ‘devler’ var. En iyi fırsat işte bir şeyler öğrenmek için. Hande Soral ve Ceyda Ateş bu iki isimden oyuncu koçluğu talebinde bulunsunlar acilen! Yine genç oyunculardan Cemal Toktaş ve Ahmet Varlı var dizide. Bu iki ismi de çok beğenerek izliyorum. Benim İçin Üzülme’deki Orhan rolüyle çok iyi performans sergilemişti Varlı. Burada da Haceli olarak role cuk oturmuş. Hem komedide (TRT1’de Yerden Yüksek) hem de dramda (Benim İçin Üzülme) çok başarılı olduğunu gördük. Her ikisini de başarabilen oyuncu azdır. Ahmet Varlı‘yı bundan sonra da çok daha iyi yerlerde göreceğimize eminim. Ve evet dizide bir de Orkun Öngen var ki hani şu Sırrı rolündeki çocuk, benim söylememe gerek yok aslında bizim kızlar çoktan keşfetmiştir kendisini ama genç kızların gözdesi olacak cinsten gözüküyor. Hadi gene iyisiniz kızlar.

Gelelim dizinin yönetmenine. Cemal Şan benim bir kaç filmiyle beğendiğim bir yönetmen. Zeynep’in Sekiz Günü, Ali’nin Sekiz Günü ve özellikle Diber’in Sekiz Günü benim çok severek izlediğim işleridir Şan’ın. Dizi işinde çok iyi bir yönetmen olduğunu düşünmüyorum ki Benimle Evlenir misin?, Gece Sesleri ve son dizisi Türkan’a dayanarak söylüyorum bunları. Gece Sesleri ve Türkan (Ayşe Kulin romanları) da Yılanların Öcü gibi roman uyarlamasıydı.

Daha ilk bölümden yaftayı yapıştırmak gibi oldu benimki ama umarım haksız çıkarım. Umarım bir kaç bölümden sonra kalkan diziler arasına girmez Yılanların Öcü. Efsane olmuş bir romanın hele de çok iyi çevrilmiş iki de filmi varken dizisini yapmak yürek ve titizlik ister. Gününden dolayı da karşısına gelen işler de zorlarsa diziyi sonu başından belli olmuş olur ki bunu hiç istemem.

Son zamanlarda…

Şiire sardım iyice. Bir Şükrü Erbaş, bir Yılmaz Odabaşı, ikisi arasında gidip gelmekteyim. Eskiden pek de fazla şiir sevmeyen biri olarak bendeki bu değişim hoşuma gitti.

Bir tavsiye…

Üniversite yıllarımdan bir dostum tavsiye etti; Düğümlere Üfleyen Kadınlar. Ece Temelkuran’ın kitabı. Henüz okumadım ama listeye ekledim. Hakan Günday turumdan sonra Slyvia Plath’a geçiş yapmışken araya bir de Ece Temelkuran sıkıştırmak hiç fena olmaz…

 

Ve bitirirken…

Öğrendim içimdeki abdalı hünerle gizlemeyi.

Herkes fanusuna asmış kendini; bu yüzden beklemiyorum farklı kıyametleri…diyor ya Yılmaz Odabaşı Kalbimde Hazan şiirinde, çıkın fanuslarınızdan, içinizdeki neyse onu yaşayın, saklanmaktan vazgeçin artık. Bunu söylüyorum, peki yapabileceğimize inanıyor muyum? Sanırım cevabı hepimiz biliyoruz…

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

 

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com