Yiğit’le Emir’in hikayesi bu bir Şeref Meselesi

Uzun zamandır reklamı yapılıyordu dizinin. Uçurumun kenarında dikilmiş, takım elbiseleri içinde pek bir mağrur, pek bir karizmatik gözüken iki güzel adam; Yiğit(Kerem Bürsin) ve Emir(Şükrü Özyıldız). İstanbul’un Balat’ında tatlı tatlı salınan sarı kız Sibel(Yasemin Allen), ağzına geleni içinde tutmayan, aklına geldiği gibi öylece dilinden dışarı salıveren (bayılırım böyle kadınlara), işveli cilveli Derya(Şükran Ovalı) ve babası tarafından sürekli itelenen şirin, ürkek kız Kübra (Burcu Biricik)’le tamamlanan kızlar cephesi. Sahnelerdeki ışık kullanımı ve yumuşak renkler, Emir’le Yiğit’in anneleri Tilbe Saran(Zeliha) ve babaları Şerif Erol(Hasan)’ın muhteşem oyunculuklarıyla da bezenince şölene dönüşmüş.

Şeref Meselesi aslında L’Onore e il Rispetto adlı bir İtalyan dizisinden uyarlama. Uyarlama senaryoyu kaleme alanlar Senarist Mahinur Ergun (Şaşıfelek Çıkmazı ve Sıdıka’yla zaten sevdiğimiz) ve yazar Seray Şahiner (kadın hikayeleri yazarı, tam okumalık, tam bizlik) ve yönetmen Altan Dönmez(yakın zamanda Güneşi Beklerken) işbirliğiyle bir ilk bölüm izledik.

Hikayenin işlenişine ve oyunculuklara geçersem, en baştan şunu söylemeliyim ki yakışıklı kardeşler Emir ve Yiğit’in karşılıklı zeybek sahnesi biz kadınların ruhunu ekran karşısında teslim etmesine sebep oldu! Kendime gelebildiğim dakikalarda anne Zeliha’nın atarlı, azarlı, tam gaz hırslı hallerine tanık olduk. Muhteşem oynuyor bu kadın! Peki baba Hasan? Babasıyla karısı arasında kalmış, klasik ‘sessizsen ve iyiysen ezilmeye mahkumsun’u çok güzel oynuyordu, ilk bölümden yazık oldu adama, hırslarına yenik düşmüş çeçeron karısı yüzünden astı kendini.

Diğer yandan Yasemin Allen her girdiği işle birlikte kendini daha da geliştiriyor. Şükran Ovalı’ysa benim favori oyuncumdur her daim, çok iyi oynadığını düşündüm hep. Ama sanki onun o iyi oyunculuğu hiç açığa çıkmıyor, hep gizli saklı kalıyor gibi…Burcu Biricik baba baskısıyla tedirgin olmuş ürkek genç kız rolüne güzel uymuş.

Şükrü Özyıldız’ı Uçurum’da ilk gördüğümde hiç beğenmemiştim, sonraları pek bir ısındım kendisine. O da ekrana ısınmış olacak ki artık çok daha güzel oynuyor. Kerem Bürsin’e serseri haller pek bir yakışıyor, kızlar ona zaten ölüyor, o ne yapsa seviliyor! Bir de ben Baki Çiftçi(Ender)diyorum, belki farkına varmadık, çok doğal oynuyor.

İlk bölüme hoş bir giriş yapıldı evet, zeybekti, yakışıklı kardeşlerdi filan ilgi çekiciydi. Ardından İstanbul’lu Zeliha’nın evlenerek Ayvalık’ın bir köyüne gelişi, aslında istemediği bir yerde 25 yıl yaşamış olması (madem istemiyordun da evlenirken aklın nerdeydi be kadın), yıllardan sonra artık orada kalmak istemediği, kocaya baskı yapıldığı, kayınpederle anlaşılamadığı anlaşıldı tarafımızdan. Kayınpederle kavga ederken adam kalp krizi geçirdi, ölüverdi gitti. Bu kadın resmen katil yahu! Önce kayınpederi hakladı, sonra da koca hakkın rahmetine kavuştu. Hepsi de bu kadın yüzünden! Bir de utanmadan ağlıyor, cık cık.

Hasan’ın babasının ölümünden sonra İstanbul’a dönüş hazırlıkları, sonra Balat’a geliş…Bu sahnelere sanki hızlıca geçildi gibi. Yani insan ”biraz daha Ayvalık’ta kalsa mıydık?” diye geçiriyor içinden. Zeliha’nın acelesi var ama, yapacak bir şey yok!

Bu akşam (30 Kasım Pazar) ikinci bölümünü izleyeceğimiz Şeref Meselesi’nin daha ilk bölümünü taze izlemiş bitirmişken bu hafta ortalıkta üçüncü bölümden itibaren dizinin gününün değişeceği konuşulmaya başlandı. E artık biliyoruz ki bir işin önce günü değişir, sonra da kendisi ortadan yok oluverir! Hele de bu iş adı ‘dizi kıyımcısı’na çıkan malum kanalsa çok da şaşmamalı. Diziye çok da bel bağlamamalı, alışmamalı. (Urfalıyam Ezelden şanslı çıktı Allahtan).

Birinci bölümüyle Totalde 3.60 reytingle 11. sırada yer alan Şeref Meselesi’nin bu akşamki reytingleri daha sonraki bölümlerin izlenme oranlarını etkileyecek, günü hakkında buna göre karar verilecek. Ne diyelim o zaman reytingi bol olsun…

Peki ben bu hafta sonu ne yaptım?
Değişik bir şey yok canım. Her zamankinden farklı değil yani, yine film izledim. The Fault in Our Stars filmiydi ilk izlediğim. Sonraki de yine bu filmde bahsedilen Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ydi.İkisi de beni mahveden filmler oldu. Dram dolu bir hafta sonu geçirdim. Cumartesi dramımdan sonra Urfalıyam Ezelden’le kendime geldim biraz. Bu akşam da Şeref Meselesi’yle düzelirim iyice herhalde.(Filmleri not almayı unutma!)

Sadece film izlemedim tabii…
Müzik de dinledim evet. 2006 yılı çıkışlı Massive Attack derleme albümü Collected.Yazı yazarken de iyi gidiyor, yağmurlu havada çayını alıp pencerenin kenarına tünediğinde de…

Ve şimdi…
Yazımı yazarken mideye indirdiğim acıkalı ekmek yüzünden hiç aç değilim. Ama daha yazımın yarısındayken nohutlu pilav isteyen bir koca ve patates kızartması diye bağrınan bir oğlan var evimde. Yazı bitti, sıra yemekte. Yazan kadın olmak zor iş! Hele de benim gibi yemek yapmaktan nefret ediyorsan…

Bitirmeden…
”Kendin olmakla o kadar meşgulsün ki, ne denli eşsiz biri olduğunun farkında değilsin.”
The Fault in Our Stars filminden.
Galiba en zoru kendin olabilmek ve basitçe yaşamak. İyilikle kalın…

 

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com