Yeni başlayan yaz dizileri izleyiciye ne vaad ediyor?

Kendimden soğumadan önce…

Evin ergeni aquaparkta serinlerken evin diğer iki elemanı birbirine geçen yazdan bu yana devam eden ‘’bu eve bir klima mı taktırsak acaba artık yahu’’ derken, iç sesim ‘’vantilatörü kap kızım sen’’ dedi ve ben kendimi salona attım yine. Bir haftadır ara ara uyguladığım ‘televizyon seyretmeyerek irade denemeleri’ hallerime devam turlarındayım ve çok huzurluyum. Yakında buna instagram, facebook ve twitter’ı da eklemek emelim. Son ikiyi fazlasıyla azalttım zaten. İnstagrama dadandım son zamanlarda. Kendimi ‘’bu adam bu kadını bu kadar çok mu seviyoo yaaa allaammm’’, ‘’millete bak ne hayatlar var vayyy beee’’ filan derken, internet anneleri yüzünden kendimi ‘eksik anne’ hissederken bulduğumdan beri kendimden soğumadan önce instagramdan soğumaya karar verdim. Herkes mi acayip mutlu kardeşim? Herkes bu kadar mükemmel mi? Hepinizin de mi harika hayatları var? Aman zaten telefonum da bozuldu bahane oldu bana da. Sosyal medyadan uzak durma eylemlerime devam edeceğim. Pinterest’ten vaz geçemiyorum bir tek, o ayrı.

Daha çok kitap, daha çok müzik…

Tabii durum böyle olunca daha çok müzik, daha çok kitap, daha çok dergi oldu günlerimin içinde. Azra Kohen’in Fİ, Çİ ve Pİ’si var elimde. Fİ ve Çi bitti. Fİ için ‘’amanınn çok kalınmış, çok da ayrıntı var içinde’’ diye diye bitirdim. Çİ’yi de merakımdan çabuk okumaya çalıştım. Ama bu 3’lü seride Fİ’yi okurken Çİ’yi, Çİ’yi okurken de Pİ’yi merak ediyorsunuz. Kohen seriyi üçte bırakmış Allahtan. Normalde bestseller olan kitapları sevmiyorum. Herkes birbirine ‘’ayyy harika kitap, aman şöyle aman böyle’’ diye diye okutur kitabı. Neyse ki Pİ’yi okurken şimdilerde, pişmanlık yaşamadım. Akıcı dili, merak uyandıran konusuyla okutturuyor kendini kitap. Kitabı okuyan arkadaşlarımla da konuştuğumuzda anlıyorum ki hepimiz farklı açıdan bakıyoruz bu 3 kitaptaki anlatılanlara. Birbirimize sorular sorup tartışıyoruz. Bazı yerlerinde devreler yanıyor okuyucuda. Bu da güzel, okuyanı uyanık tutuyor, düşünmeye sevk ediyor. Her şey ve aslında ‘herkes’ var bu 3 kitapta. Beğeneni de çok sevmeyeni de. Öyle ya da böyle insanın yazdığının okunması, hele de çok okunuyor ve herkesin birbirine tavsiye ettiği bir iş olabiliyorsa, bu durum yazan için haz veren bir hal. Yazı yazan biri olarak ‘kitap yazma cesaretini (ki bu bence cidden cesaret işi) ve hatta yazdığını bastırma cesaretini gösteren yazarlara’ saygı duydum. Çünkü ben de ilk yazmaya başladığımda çok burun kıvıran olmuştu. Yazılarımı yayınladığım ilk zamanlar ‘’ayy sevsinler senin bloğunu aman da aman’’ diyenler mi olmadı (küçümser tavırda elbette), daha tek bir yazımı okumadan ‘’sen neyle ilgili yazabilirsin ki’’ diyenler mi… Halbuki ben zaten 12 yaşımdan beri yazıyorum. Şimdi de sizlerle paylaşıyorum. Kendi hayatımla ilgili olarak net söyleyebileceğim tek bir şey var; hayatımın hiçbir döneminde cesur olmadım. Yazabilmek, yazdıklarımı paylaşmak biraz olsun kendimi kendime kanıtlamaktı benim için. Hiç olamadığım kadar cesur olabildiğimi kendime göstermekti yani. Sizleri çok da hesaba katmadım aslında. Bu hesaba katmadığım kısma birileri dahil oldu bildiğim ve bilmediğim olarak, bu da benim için ayrı bir güzellik şimdilerde hayatımın içinde. Teşekkür ederim…

Evet daha çok film…

Ama daha çok İspanyol, daha çok Arjantin, daha çok İran…Mesela El Desconocido. İspanyol gerilim. Heyecanı dorukta yaşatan cinsten. Son zamanda izlediğim yine İspanyol Aşka Yükseliş (Tres Metros Sobre El Ciero) ve devam filmi Sensiz Olmaz (Tengo Ganas de Ti). Romantik film sevenlere iyi bir alternatif. Bir de Mario Casas var ki izlemeye değer! Haydi kızlar film izlemeye!

Dizi severleri de unutmamalı ama değil mi?

Shameless… Eğlenceli, bol alkollü, bol çocuklu, çok güldüren ama arada hüzünlendirmeyi de unutmayan izlenesi bir iş. Game of Thrones’dan vakit kalırsa izleyin derim.

Peki ya bizde durum ne…

Evet bizde durum hiç de öyle ‘’aman şunu izleyin, kesinlikle kaçırmayın’’ filan diyebileceğim türden bir dizi veya film yok ne yazık ki. Yaz geldi ya e tabii yaz dizileri de sıraya girdi. Başlayanlar var; Şahane Damat, Yüksek Sosyete, Aşk Laftan Anlamaz gibi… Hiçbirinde yazabileceğim bir ayrıntı, bir güzellik göremedim. Benim gibi önce televizyon karşısında uyuyan sonra esas mekana geçenler için uykuya hazırlanırken mesela iyi olabilir! Eğer, Kiraz Mevsimi’yle başlayıp Kiralık Aşk’la devam eden ‘sakar ve şımarık kız ve ona aşık olan kuull erkek patron’’ furyası sizde hala tutuyorsa buyrun seyredin. Bizde ‘işin cılkını çıkartmak’ durumu vardır ya, bir iş tuttu mu o işin klonları türer, şimdi bunu görüyoruz. Efsun’la gelen ‘atarlı kız’ tripleri de tuttu ya Özlem Yılmaz’la devam etmişlerdi (Kara Ekmek), hatta Elifcan Ongurlar’a da ‘’lan’’lı lunlu diyaloglar yazmışlardı bir bölümde, aynı durum yani. Atarlı kız, sakar kız, güzel evet aynı zamanda, şımarık bir de. Bizdeki diziler buradan yürüyor artık. Ama senaristlerin ve yapımcıların anlamadığı bir şey var ki o taraftan bakınca yürüyor gibi görünebilir ama, biz bu yandan izliyoruz ve diyoruz ki aslında yürümüyor ‘koşuyor’! Sona doğru!

Dinle…

Gil Scott’tan Me And The Devil. Soap&Skin de coverını yapmış o da güzel.

Bitirirken, biraz daha ‘kendi kendinizle baş başa kalabileceğiniz’ zamanlar dileğim olsun sizler için.

Teşekkür ederim.

JALE ŞEN/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com