YABANCI DİZİYİ UYARLAMAK HÜNER İSTER

adrian-monk-galip-dervis2

Televizyonda gösterilen diziler üzerine birçok kez yazı yazdım. Yine kafama takılan konu var… Uyarlama diziler… Uyarlama senaryolarla bizi çileden çıkaran birçok yapım oldu. İlk aklıma gelen ‘Selvi Boylum Al Yazmalım.’ Bir kült film ancak bu derece sıradanlaştırılıp midemizi bulandırma pozisyonuna sokulabilirdi.

Önceleri bu filmin ismini duyduğumuzda içimizden, işte film bu diye geçirirken, diziyi izledikten sonra, film bizde hiç heyecan uyandırmamaya başladı. Ortada hem kötü bir uyarlama vardı. Hem de günümüzde geçtiğinde inandırıcılığını kaybeden bir hikâye… Sırf para kazanmak için rüyalarımız kabusa dönüştürüldü…

Daha bunun gibi birçok dizi çekildi. Üvey Baba, Dudaktan kalbe, Yaprak dökümü, Aşkı Memnu… Yabancı dizilerden uyarlanan Umutsuz Ev Kadınları, İntikam ve Galip Derviş ise bunlardan sadece bazıları…

Bunun yanı sıra, çok gariptir ki bu diziler pazarlanmaya da başlandı bizim gibi başını televizyonlardan kaldırmayan ülkelere… Ortadoğu ülkelerine pazarlanmaya başlandı. (Keşke sinema filmlerimiz de dışa açılabilse. Tabii ki bunun sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmaması da önemli.)

Trajikomik durumlar da oluşmaya başlamış bu diziler yüzünden… Pazarladığımız dizilerde oynayan jönlerimizin fotoğraflarını cep telefonlarında taşıyan kadınların eşleri, onları boşamaya başlamış. Anlayacağınız, gerçek hayatta yüz yüze gelmesi bile ancak imza günü veya başka bir etkinlikte olabilecek bir durum varken bu kıskanmalar ve sonrasındaki boşanmalar trajikomik olaylar.

Bu gibi durumlar bizde yok mu? Elbette var. Bizde de dizilerdeki oyunculardan kıskanmalar ve sonrasında kavgalar veya boşanmalar var. Hatta bizde bu olay daha da abartılıp gerçekle, dizi karıştırılabiliniyor. Bir dönem, Oktay Kaynarca’nın oynadığı Çakır karakteri dizide öldürülünce, bu karakter adına cenaze namazı kılınıp lokma bile döktürüldü…

Kötü karakterleri oynayan oyuncular sokakta her türlü sözlü ve fiziki saldırılara uğradılar ve uğramaya devam ediliyorlar. Bir dönemin Kötü adamı rahmetli Erol Taş’a yapmadıklarını bırakmadılar. Bir keresinde taş bile atmışlar ve Erol Taş o engin hoşgörüsü ve inceliğiyle, kendisine taş atanlara: ‘ Sizler bana taş değil, aslında ekmek atıyorsunuz.’ demiştir.

Bu gibi durumlar maalesef kültürel erozyona uğramış ülkelerde bol bol oluyor. Okumayan, düşünmeyen ve gününün yarısını televizyon başında geçiren kişilerin bol olduğu bir ülkede bunlara şaşırmamak gerekiyor aslında…

Lütfen gerçekle diziyi karıştırmayın. Zaten amaç sizi bu ikilemi yaşatmak… Biraz kendinize dönün. Düşünün ve televizyonun başından kalkmamakla hem kendinize, hem de çocuklarınıza ne kadar kötülük yaptığınızı bir düşünün…

 

GÜNÜN GERÇEĞİ

İki tür insan vardır. Odaya girdiğinde ‘işte geldim’ diyenler ve ‘demek buradasınız’ diyenler.

 

GÜNÜN ÇOK BİLENİ

Seven bir kadın için sevdiği erkeğin yüzü, ona tıpkı denizin denizciye göründüğü gibi görünür.

GÜNÜN İNSANI

‘Aşk hakkında her şey doğru, her şey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır.’ Diyen arkadaşı günün insanı ilan ediyorum…

GÜNÜN SORUSU

Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha mı büyüktür?

 

GÜNÜN DOĞRUCUSU

‘Oyunu ayakta alkışladım. Oturacak yer yoktu.’ Diyen sanat sevicisi arkadaşı günün komiği ilan ediyorum…

 

Sevgiyle, hep…

NURETTİN GÖNEN / MEDYABEY

tiyatrosanatcafe@hotmail.com

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com