VİCDAN’A ERKEN FİNAL YAPTIRMAK VİCDANLARA SIĞAR MI?/OYA TEKİN

Epeydir Vicdan dizisi hakkında yazmak istiyordum ama asıl hikâyeye başlamadan yazmak da istemediğim için beklettim.

Ancak ben beklerken final kararına denk gelen bir yazı yazacağımı da düşünmemiştim açıkçası.

Son iki yıldır özellikle de 2013 sezonu Kanal D için iyi bir yıl olmadı. İddialı projelerle seyirci karşısına çıkan kanal neredeyse hiçbir projesinde umduğunu tam yakalayamadı.

Yakalamadıkça da yeni projeler de aradı çareyi.

Vicdan dizisi de bunlardan biriydi 2013 sonlarında yayına sürdüğü.

Ancak ne var ki Vicdan dizisi de belli bir ortalamanın içinde sıkışıp kaldı. Hak ettiği yere ulaşamadı.

Bunu iki sebebe bağlıyorum ben.

Birincisi kanalın zamanlamasıyla ilgili.

Bu yıl yaptığı tüm işlere baktığımızda Vicdan dizisi tam da her üç grubun deneklerine hitap edebilecek bir iş.

Buna rağmen bu kadar geride bekletip şimdi yayınlamasaydı sezon başında yayına verseydi çok daha fazla izleyiciye ulaşırdı.

İzleyici izlemek istediğini, zaman ayıracağı işi çoktan seçmiştir. Hiç seçim yapmayanlar ise kanala karşı olan güvensizliği sebebiyle bir acaba içindedir.

Seçimleri arasına Vicdan’ı sezon başında yayınlasaydı daha çabuk alırlardı. Çünkü o zaman bu kadar kıyım yoktu ve seçimlerde belirsizdi.

Diğer taraftan en zor günlerden biri olan Çarşamba gününe alarak dizinin işini bir kat daha zorlaştırmıştır.

Ve ikinci sebepte hikâyenin asıl kahramanlarını yapımın geri tutması olmuştur.

Yani Yunus ve Keriman’ın birlikte sahnelerini bırakın bir kenara tek başına olan sahneleri bile o kadar azdı ki dizinin ilk bölümlerinde ister istemez bu oyuncuları görmek isteyen seyirci hikâyeye giremedi.

Kanalın yanlış yayın politikasının üzerine dizinin senaryo hataları eklenince doğal olarak da Vicdan dizisi olması gereken yerin maalesef ki uzağında kaldı.

Bizler hikâyenin geç açılacağını bilsek de izleyiciden bunu beklemek Vicdan dizisi için hata oldu.

Eli yüzü temiz her kesime hitap edebilecek bir işin, üstelik oyuncu seçimlerinin oldukça iyi yapıldığı bir dizinin daha iyi bir yerde olması gerekirdi.

Örneğin yapım yeni yıl arkası yayınlamış olduğu bölümü ilk bölüm olarak yayınlasaydı ve sonra geriye doğru gitseydi çok daha yüksek bir çıkış yakalardı.

Tüm bu hatalara rağmen aldığı sonuçlarda küçümsenmemeli. Çarşamba gününün kargaşasında iyi bir sonuç yakaladığını da söyleyebiliriz. Her ne kadar kanalı tatmin etmese de.

Bu anlamda Vicdan Kanal D için bir nimet hele de asıl hikâyeye yeni girilmişken bu yılın üst grafiklerini zorlayamasa da önü açık bir işti.

Maalesef ki Kanal D başta da dediğim gibi son noktayı koymuş diziye. Pazar akşamı geç bir saatte final yapma kararı almış.

Bir dizi için altı bölüm yeter demiş. Sanki elinde ki işlerin grafikleri çok yüksekmiş gibi.

Vicdan bu kadar geri planda tutulmayı hele de yayından kaldırılmayı hak etmeyen bir diziyken üstelik.

Yeni yayına süreceği işlerde öyle aman aman kartallar yüksek uçar işler değilken Vicdan’ı harcamak neyin tasarrufuysa…

vicdan-2

Üstelik yayında olan işlerin de grafikleri üç aşağı beş yukarı aynıyken.

Benim bu uygulamadan çıkardığım sonuç şu; Kanal C-D grubunu bulana kadar kıyıma devam edip torpilli işlerinin haricinde hiçbir dizinin gözünün yaşına bakmayacak. AB’de sonuçlar ne olursa olsun C-D bizim olsun anlayışıyla deneme yanılmaya girecek.

O denemelerdeyken eldeki seyirciden de olacak. İşte kaçırdığı nokta bu. Kanal D her geçen gün güvenirliğini yitirmeye başladı kemik izleyicisi gün be gün uzaklaşıyor kanaldan.

Bu göz ardı durum Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan edecek kanalı. Umarım bunun farkına çabuk varırlar.

Timuçin Esen ve Ahu Türkpençe’nin başrollerini paylaştığı diziye gelirsek birbirine zaman olarak çok da uzak olmayan iki ayrı neslin hayata bakışlarındaki uzaklığı, değerlerin yozlaşmasını, aşkın nasıl tarumar edildiğinden, yeni neslin elinde nasıl oyuncak olduğundan bahsediyor dizi aslında.

Bir zamanlar itiraf gecelerinin duası olan seni seviyorum sözcüğünün şimdilerde ağızlarda pelesenk ama içi boşaltılmış anlamsızlığını ortaya koyuyor. Yani iki ayrı nesle bakıyoruz bu dizide. Nerden nereye geldik yüzleşmesi yapmak adına iyi bir fırsattı bir yerde de.

Bir tarafta “aşkım aşkım” nidalarıyla genç bir kızın etrafında dolaşan ama içindeki sapık erkeklik duygusunun esiri olan, kız arkadaşıyla özel ilişkilerini kasete alan bir nesil diğer tarafta terk edilmiş ama hala âşık bir adam.

Emre ve Müge, Keriman ve Yunus.

“Gençlikte olur böyle hatalar” geçiştirmesi yapamayacağımız kadar önemli bir ayrıntı. Emre karakterinin Müge ile olan ilişkisi.

İşte tam da bu noktada “bizde genç olduk” diyen nesil devreye giriyor. Yani Yunus.

Şimdiki neslin erkekleri ve ilişkilerine baktığı yer ile çok da aralarında uçurum olmayan aynı yüzyıldan geçmiş başka bir neslin erkekleri ve ilişkilerine baktığı yer karşılaştırılıyor. Daha doğrusu bu karşılaştırmayı izleyiciye bırakıyor.

Popülist kültürün genel geçer kodlarıyla yoğrulan nesil.

Hayatta oyun olarak bakıp başlarına dert alıyorlarsa “gençliktir olur böyle hatalar” demek onların uçurumlardan yuvarlanıp yok olmalarına sebep olmaktır.

Yapım beşinci bölüme gelene kadar Emre ve Müge ikilisini ön plana alarak zaten etrafta çokça gördüğümüz bu tipleri bir de gözümüze gözümüze sokulan inandırıcılıktan uzak aşkını gösterince seyirci “ne oluyoruz” dedi haklı olarak.

Oysa diğer tarafta bir kadın tarafından terk edilen ama o kadına olan saygısından hakkında hiç konuşmayan, kimseye tek söz etmeyen bir adam var.

Bir kadın çekip gidiyorsa suçludur. Hakkında her şey konuşulur. Yerin dibine sokulur müstahaktır düşüncesinin yaygın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ama Yunus Keriman’a ayrılsa da sahiplenmiş. Tek söz etmemiş, ettirmemiş. Aşkın o büyülü itirafı seni seviyorum cümlesini boşuna söylememiş. Kutsamış sevdasını. Çekip gitmelere, terk etmelere rağmen.

Üstelik terk edildiğinde Emre’nin çağlarında kendisi de.

Hayatı bir oyun gibi görmeyen kuşağın erkekleri. “Ne var ki, ne olacak ki” demeyen bahanelerin ardına saklanmayan nesil. Ayakları yere sağlam basan, kişiliği oturmuş bir erkeğin kız arkadaşını kendinde saklı tutması, dillere düşürmemesi adam gibi adam Yunus.

Bu erkeklerin nesli şimdilerde tükense de bir zamanların delikanlılarıydı onlar.

Henüz “anayasayı bir kereden delmekle ne çıkar” diyen siyasetçilerin olmadığı bir dünyaya doğan anne babaların çocuklarıydı onlar.

Yani onlar anne ve babalarının çocuklarıydı. Onların öğrettikleriyle hayatta sağlam duruyorlardı.

Şimdiyse hani X-Y-Z denilen kuşak dizide ki Emre ve gibiler ise anne ve babalarının çocukları değiller. İşte bu yüzden sağlam bir duruşları yok hayatta.

Çünkü onlar her yerden kuşatılmış çaresiz bir kuşak. Çünkü onları esir alan kitaplar, sevgiyi öğreten kitaplar değil, sevgiyi boşaltan, tüketen kitaplar. Çünkü onların izledikleri, gördükleri, okudukları genel geçer şeyler.

Her şeye birden sahipler ama hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar.

Çünkü onlar “anayasayı bir kere delmekten ne çıkar” denilerek her şeyin bir kere delinmesiyle yok edilmiş bir kuşak.

Masumiyetleri çalınan kuşak.

Görüntüsü olan ama icraatı olmayan kuşak.

Bizim doğurduğumuz ama bizim olmayan kuşak.

Başka bir tabirle vicdan kültürüyle büyüyen nesille cüzdan kültürüyle büyüyen nesilleri karşılaştırıyordu bu dizi.

Bir şeyleri belki sorgular, nerede hata yaptık sorusunu sorardık belki.

ahu-turkpence

Çalınan değerleri, yozlaşan yargılarımızı, bize has dinamiklerimizi yeniden yerine koyamasak da henüz tamamen yitirmediklerimizi koruma altına almamıza sıkı sıkıya sarılmamıza sebep olurdu belki de bu yüzleşme.

Açıkçası ana hikâyesinden çok bu karşılaştırma yönüyle diziyi önemsiyordum.

Yunus ve Keriman arasındaki aşklara dudak bükenler için de diğer tarafta duran Emre Müge aşkı vardı.

Bakın bakalım iki tarafa neler kaybettiğinizi görün demenin başka bir şekliydi aslında bu dizi.

Ve bir mahalle şimdilerin yine dudak büktüğü o mahalleler insani yönümüzü sağlamlaştırıyordu. Bizi koruyordu birçok tehlikeden.

Tam da öyle bir mahalle içinden dramlar. Koruyamadığımız çocuklarımız. İşte dizi tüm çıplaklığı ile bunları anlatıyordu.

Oyunculara gelirsek hepsi tek tek özenle karakterlerine uygun seçilmişti. Ama Yunus o bir başka duruyordu bu hikâyede.

Timuçin Esen’i Gurbet Kadınıyla tanıdım Gönül Yarası filmiyle de bayıldım. Hırsız Polis’i falan da izlemedim. Sanırım en öne çıktığı işlerden biriymiş.

Ama benim hafızamda Gönül Yarası’nda canlandırdığı karakterle iz bırakmıştır. Zaten oyunculuğu tartışılmayacak birkaç isimden biridir. Burada da Yunus’un tüm duygularını bize o kadar iyi geçiyor ki Keriman’a “bu adam bırakılıp da gidilir mi” diye kızasımız geliyor.

Tabi henüz Keriman’ın hikâyesini bilmiyoruz.

Şimdilik bildiğimiz tek şey çaresizce bir terk ediş, kaçış var. Aradan geçen yıllara rağmen aşkı aynı yerde.

Tecavüze mi uğradı, bir çocuk sahibi mi, vs. Neden Yunus’a o kadar âşıkken terk etmeyi, kaçmayı seçti önümüzdeki günlerde göreceğiz derken dizi bitiyor.

Keriman’a Ahu Türkpençe hayat veriyor. Onu dizilerde hassas ama güçlü mahalle kültürüyle yetişmiş kendi halinde bir ailenin kızı olarak tanıdık hep.

Yine böyle bir rolde karşımızda. Bu roller ona yakışıyor ama tesadüf mü böyle bir seçim bilemiyorum. Zira sinemada sıra dışı rollerinde üstesinden geldiğini biliyoruz Türkpençe’nin.

Bir de burada öne çıkan bir karakterimiz daha var ki tam da arama tarama bulunmuş cuk diye getirilip oturtulmuş. Ati. Her şeyin çıbanbaşı. Ve öğrendik ki babasının oğluymuş. Yani son bölümde devreye giren yılların oyuncusu Bülent Kayabaş’ın canlandırdığı Rahmi’nin oğlu.

Kötülüğünü mafya babasından almış. Babası insanları uyuşturucuyla zehirliyor Ati’de hayatları karartıyor şantajlarıyla.

Hikâyesi kısaca bu paralelde giden dizininin soruları cevaplarını tek bölümde bulacak mı? Hele de henüz yeni açılmışken diziye final demek ne kadar doğru?

Bu yüzden final kararını yanlış buluyorum. Kanal D bu diziye haksızlık ediyor.

Elindeki seyirciyi de kendinden uzaklaştırıyor.

Bu gidişle bu günleri de mumla arayacak gibiler, kaybettiği seyirciyle güven tazelemediği sürece zirveyi yakalaması çok zor artık. Neticede deneklerde robot değiller aynı güvene ihtiyaçları var…

Vicdan’ı kaldır, Kayıp’ı kaldır sıra kimde acaba diyen bir “seyirci neden Kanal D izlesin?”

Bu soruyu kanalında artık kendine sorma zamanı geldi. Belki o zaman kayıplar azalır, vicdanlar çalışır…

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=580460

masaustu
mobil

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com