JALE ŞEN/VİCDAN DİZİSİYLE İLGİLİ GECİKMİŞ BİR YAZI

Yaşamın içinde her an her şeyin olabileceğine inanarak yaşayan ve hayatını bu çizgide şekillendirip buna göre yoluna devam eden, yazıyla birlikte var olduğuna inanan ve yazmaktan müthiş keyif alan ben, 2 Ocak 1972 İzmit doğumluyum. Yazıyor olabilmenin verdiği hazla var olmanın, yazıyla, dışımdaki diğer insanlara ulaşabilmenin benim için her zaman apayrı bir huzuru oldu. Bu huzuru bundan böyle sizlerle buradan paylaşacağım. Ben Jale Şen, sen her kimsen, bu sayfada buluşalım mı?

 

Deseler ki : ”Al bunlar film cd’leri, bunlar kitapların, bu da radyon, bundan sonraki hayatını bunlarla birlikte geçireceksin” hiç tereddütsüz kabul ederdim! E tabii aç karınla da yaşanmaz, arada simit, çay, su da verirlerse keyfim pek yerinde olurdu.

Hayatın karmaşası içinde hepimizin bir an bile olsa kaçıp saklanmak, biraz kendiyle kalmak hali olmalı. Bu hal bende ‘bir an’ bazında olmadı hiç. Hep, sabahları annesi tarafından uyandırılmak istenen çocuğun ”beş dakika daha” diyip uykuya devam edişi gibi uzadı ve işte o uykunun en tatlı anı gibi oldu. O zamanlarda beni oyalayan şeyler çoklukla filmler oldu. Sonra buna yıllar içinde ”izlediklerimi yazsam ya ben” düşüncesi eklendi.

Şu anda da zaten bir yandan yazarken, bir yandan 2012 yılı Afganistan yapımı Sabır Taşı’nı izliyorum. Afgan yazar Atiq Rahimi’nin Sabır Taşı kitabından sinemaya uyarlanan, başrolünde, Leonardo DiCaprio ile birlikte oynadığı Body of Lies filminde saç telleri gözüktüğü için kendi ülkesi tarafından a_shifteh Farahani olarak anılan Golshifteh Farahani’nin olduğu bu ödüllü de olan muhteşem film, eğer ‘acil izlenecek filmler’ listeniz varsa en başa taşımanız gereken bir başyapıt.

Esas yazacağım konuma gelmeye çalışıyorum aslında, geç kalmış yazı olarak tanımlamazsanız eğer Kanal D’nin bu hafta altıncı bölümü yayınlanacak olan dizisi Vicdan’dan bahsetmek istiyorum. Genel bakışla yapımlarını iyi bulduğum Kanal D’de geçen hafta başlayan The Killing uyarlaması Cinayet’i izledik en son ‘yeni dizi’ olarak. Ezgi Mola’yla Tolga Çevik’in Arkadaşım Hoşgeldin’le neşelenen Kanal D ailesine yakında Zeytin Tepesi ve Takip de eklenecek.

Vicdan’la ilgili olarak yazmak istememin sebebi, karşısına denk gelen Muhteşem Yüzyıl ve Doksanlar yüzünden Vicdan’ın esas hakettiği izlenme değerine ulaşamaması. Vicdan’da kurgunun başarılı olmasının dışında ilk gözüme çarpan her oyuncunun ayrı ayrı çok iyi olmaları. Hatta o kadar iyiler ki ben neredeyse yalnızca oyuncular için izliyorum bile diyebilirim!

Timuçin Esen ve Ahu Türkpençe isimleri zaten her iki oyuncunun sevenleri için Vicdan’ı merak etmenin başlıca sebebi. Ama ben, dizi veya filmlerde başrollerden çok yan rollere odaklanırım. Yan roller iyiyse onların başrolleri desteklediğini, yapımın da gidişatını etkilediğini düşünürüm. Gerçi Vicdan’da yan rollerle başroller birbirinin içine geçmiş, izlerken kim baş kim yan kim son anlamıyor insan. Ama bu bir yapım için kötü değil aksine iyi bir şey.

Dizide Esma rolündeki Devrim Yakut ile Hakan Karsak çok iyi performans sergiliyorlar. Özellikle Karsak’ın babası rolünde izlediğimiz Yılmaz Gruda ile aralarında olan diyaloglar harika. Hiç bir evlat babasının kendisine o kadar kötü davranmasını haketmez tabii ama, biri ezik delikanlıyı, diğeri de ezik ve beceriksiz, hayta bir oğlu olduğu için ondan nefret eden babayı muhteşem oynuyorlar! Diğer evlat Muhsin rolüyle Atilla Şendil kafadan ‘en süper, hayırlı evlat’ kontenjanını evvelden doldurmuş zaten. Atilla Şendil’i hep çok beğenmişimdir. Tiyatro kökenli olan Şendil seslendirme de yapmaktadır ki (hatta Susam Sokağı’nın Büdü’sünü seslendirmiş, Vikipedi sen sağol) cidden insanda ”bana bir masal anlat Muhsin” hissiyatı yaratmaktadır.

vicdan-kanal-d

Genç oyuncular da muhteşemler. Hande Soral’ın kendi gibi güzel kız kardeşi, Müge rolüyle Bensu Soral ve İzzet Altunmeşe’nin oğlu, Emre rolündeki Fırat Altunmeşe çok yeni olmalarına rağmen üstlendikleri rollerin altından başarıyla kalkıyorlar. Selin Yeninci, Yiğit Kirazcı ve Özgür Emre Yıldırım’ı da unutmayalım bu arada. Yıllardır bir türlü alışamadığım, oyunculuğu hep gözümü tırmalayan (canlandırdığı roller genelde sevimsiz, belki de bu yüzden) tek isimse Yeliz Akkaya. Üzgünüm…

Oyunculara sardım evet farkındayım, biraz da diğer detaylardan bahsedelim. Daha önce de bahsettiğim gibi, Aziz İmamoğlu’nun yaptığı kurgusunu çok beğendiğim dizinin renk tonlamaları ve ışığı oldukça iyi. Görüntü Yönetmeni Taylan Sancaktar ve Taner Tokgöz’ü kutluyorum. Müzikleri Alper Atakan, Mehmet Erdem ve Korhan Erol’a ait olan dizide tek rahatsız edici şey jenerikteki müziğin her sahnede sürekli olarak alttan çalıyor olması. Bu sorun son zamanlarda çoğu dizide var olan bir durum. Ekrandaki görüntüyü kuvvetlendirmek için müzik destekleyici unsurdur tamam ama, fazlası da kulağa hoş gelmiyor.

Bunlardan Başka…

Emre’nin Müge’ye evlenme teklif ettiği sahnede yanlışlıkla düğün yerine cenaze marşı’nın çalması ‘ironik’miydi yoksa ‘komik’ mi olsun diye yapılmış, herkese göre değişir belki de! Malum, sevgilisini gizlice kameraya alan bir erkek nasıl evrim geçirip ‘vicdan’a geldi, kız da çok güvendiği, evlenmeyi düşündüğü sevgilisi kendisini gizlice kameraya almışken, bunu öğrendikten sonra hemen nasıl bir tek taş yüzüğe tav oldu hep beraber izledik. Çok normal sayılan tecavüzcüsüyle evlendirilme halinin biraz daha yumuşatılmış şeklini izledik aslında dizide.

Müge’yle Emre’nin söz takma merasiminde gerçekleşen, uyuşturucu operasyonu dahilinde gerçekleşen polisin evi basmasından sonra ev ahalisinin topluca karakola gitmeleri sahnesinde, karakolda Ahu Türkpençe’nin ablasına ”çok kötü bir durum abla tamam ama inan bu da geçecek, ileride bu olanlara güleceksin” demesi dumur ediciydi! Böyle, evleri eli taramalı tüfeklerle basılmış insanlar, ileride bu durum akıllarına geldiğinde ”vayyy be ne günlerdi anasını satayım, nasıl da evi basmışlardı dimi yaa” deyip de arkasından kahkahayı basabiliyorlarsa valla helal olsun! Artık hepimiz topluca kafayı yedik galiba.

Karakolda odada beklerlerken, emekli polis memurunu canlandıran Faruk Akgören’in karısının ”bir sor öğren bakalım neler oluyor bey” lafından sonra kocanın dönüp karısına ”ya hanım sen de beni başbakan, bakan, emniyet amiri filan mı sandın?” diye söylenmesi güzeldi. Bizim insanımızdaki ‘meslek’ algısını iyi yansıtmıştı, Zira bizde doktorsan ne doktoru olduğun önemli değildir mesela, tüm dallarda uzman kabul edilirsin tüm yakın çevren tarafından. Pratisyen hekimsen bile bir anda cerrah oluverirsin karın, annen ve tüm akrabaların sayesinde!

En son…

Dizinin beşinci bölümünde Cem Yıldız’ın söylediği Aşk Uyur mu? güzel parça…

Uykudan Önce…

”Bugün kendim için ne yaptım ki” diye sor. Cevap: ”Hiç bir şey yahu” ise yarın Rush’ı izle! Süper film.

Unutmadan…

Beni şuradan da oku: Jale and Ferah’s Blog.! www.jeansmisin.com

JALE ŞEN/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com