Urfalıyam Ezelden’e yazık oldu

Urfalıyam Ezelden’i de bu hafta yolcu ediyoruz. Bu sezonun en sevdiğim işleri Bana Artık Hicran De ve Benim Adım Gültepe’ydi. İkisi de bitti. Sonrasında, en baştan beri gününün yanlış olduğunu düşündüğüm Urfalıyam Ezelden sempatimi kazandı. Günü hafta içine alınmalı derken gösterildiği kanalla birlikte günü de Pazar’dan Cumartesi’ye alındı. Bu hafta da yani yarın akşam, 11 hafta sonra final yapacak. Yanık Mehmet’iyle, Ceylan’ı, Türlü Türkan’ıyla, atarlı Çetin’yle pek sevmiştim Urfalıyam Ezelden’i.
Yazısını yazacağım dizilerin ilk bölümlerinden sonra devam ettiğim çok az iş vardı, bunlardan biri de bu diziydi. Görüntü kalitesi, her hafta duymaya alıştığım güzel Urfa Türküsü’yle, Sıra Geceleri’yle garip şekilde ‘içinde’ hissetmiştim kendimi. Az da izleyicisi yoktu. Seyirci sahiplenmişti dizisini. Ama yine olmadı, bu işte  de diğer sona eren diziler gibi elveda diyecek bu Cumartesi akşamı. Yeni başlayacak olan ve yarım kalan aşklarıyla birlikte bitiyor Urfalıyam Ezelden. Neyse sizin aşklarınız yarım kalmasın…
Televizyondan Sıkıldık Mı?
Sıkıldık. Hepimizin adına konuştum ama sıkıldık evet. Kızların ağızlarını yaya ”ayyy ayyy” diye konuşup durdukları, birbirlerine abuk subuk laflar ettikleri, final gecesinde sadece son 15 dakikasını canlı verdikleri ve jüri üyelerinin o son gecede stüdyoda dahi olmadığı aptal saptal yarışma programlarından da,  ‘vakit geçirmelik’ bile izlenmeye değmeyen dizilerden de, ‘tam izlenecek iş’ dediğimiz yapımların birden bire ortadan kaybolmasından da bıktık.
 Reklamlar bile daha eğlenceli. Bazı diziler ve işler de ‘Bıkmayanlar grubu’ sayesinde ‘reyting getirenler’ kategorisine giriyor galiba. Tuhaf reyting sisteminin de buna katkısı büyük elbette.
Peki Ne Yapmalı?
Film izlemeli. Bol bol film izlemeli. Ben öyle yapıyorum. En son Kayıp Kız’ı (Gone Girl) izledim. Tam ‘hem kadın hem erkek’ filmi diyebilirim. Ben kitapları da filmleri de kadın-erkek diye ayırıyorum. Cinsiyet ayrımcılığı değil tabii bu yaptığım, bazı filmlerin ve kitapların kadınlara, bazılarının da erkeklere hitap ettiğini düşündüğümden böyle diyorum ben. Tavsiyede bulunduğum erkek arkadaşlarım da kadınlar da bayıldı filme.
Gone Girl’de, evlendiklerinden bir müddet sonra karısına ‘yokmuş’ gibi davranmaya başlayan Ben Affleck’le, bu durumu fark eden ve hazmetmeye, sineye çekmeye hiç de niyetli olmayan Rosamunt Pike’ın intikam hikayesini izliyorsunuz. Gerçi ‘intikam’ kelimesi hafif kalıyor, filmi izledikten sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ve kendi evliliğinizden, ilişkinizden ‘gerçek’ kısımlar bulacaksınız filmde.
Erkeklerin ‘kuvvetli kadın’a aşık olup onunla ilişkiye başladıklarında bir süre sonra o kadının ‘kuvvetini’, kendini ifade edişini, kariyerini kıskanıp, (hele de o kadın yanındaki erkekten daha çok ilgi görüyorsa bir topluluk içindeyken) onu alt etmeye, yok etmeye ve en sonunda da o kadın ‘yokmuş’ gibi davranmaya başlar. Ki film bunu çok güzel anlatıyor. Zaten yönetmeni David Fincher olan bir işten de bunu bekler insan. Listeye yazıla. Tez zamanda izlene.

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com