ULAN İSTANBUL MU YOKSA KAÇAK GELİNLER Mİ DAHA EĞLENCELİ?/JALE ŞEN

Ne yalan söyleyeyim, bu sezon öyle beni vuran, alıp savuran, ”aman izlemezsem olmaz’ dedirten bir yapım olmadı. Kara Para Aşk’ı sevdim bir tek, onu da sürekli izlemedim. Arada Tuba Büyüküstün’ün muhteşem kıyafetlerine, takılarına bakmak için geçtim ekranın karşısına o kadar. Bir de kendi kendime bazen ”katil kim acaba yaaa” diyordum izlediğim nadir zamanlarda, o da Ömer’in abisi çıktı. Merak edecek bir şey kalmadı benim açımdan.

Bu sezon, hepimiz biliyoruz işte doğru düzgün, izlemekten zevk alacağımız, bizi ekrana kilitleyen bir yapım olmadı. Sıkıldık dizilerden hep birlikte. Survivor’la, Küçük Ağa’yla filan oyalandık işte. Bu sıkılmışlığımızla havalar ısınınca sokaklara filan attık kendimizi. Şahsen ben televizyondan iyice uzaklaşıp sahile verdim kendimi.

Bizler televizyon işlerinden usanmışlığımızla kendimizi dışarıya atarken, yine kanallar, yapımcılar durmadılar, yeni yaz dizilerini servis ettiler. Ulan İstanbul ve Kaçak Gelinler göz ucuyla baktıklarımdan.

Ulan İstanbul haftalar öncesinden televizyonda gösterilmeye başlanan klibiyle ilgi görmüştü. Eğlenceli bir hikaye olabilir diye bakmıştım ben de diziye. İlk bölüme bakayım dedim, ııh sarmadı hiç. Konudan konuya zırt diye atlamalar, Şebnem Bozoklu’nun Canım Annem’deki performansından sonra aynı enerjiyle devam edemeyen halleri, komedi yapalım derken ‘fazlaca tepede’ kalan espriler, komiklik yapılmaya çalışmalar filan…

Uğur Polat’ı hep aynı şekilde oynarken görmek de artık biraz sıktı. Severim Polat’ı ama, galiba bizi esas sıkan Polat gibi ‘düz’ oynayan sanatçılar değil de, her dizide aynı yüzleri görmek. Hikayeler de cabası tabii. Birbirini takip eden, yok bıçkın mahalle delikanlıları, yok pavyon şarkıcıları, arada dostluktan filan dem vurmalar…Oyunculukların iyi olması da kurtarmıyor artık dizileri. Bütün bunların yanı sıra Ulan İstanbul’da sahnelerde kullanılan kötü ışığı saymıyorum bile.

Diziyle ilgili bir de öyle absürt bir gelişme yaşandı ki o hafta içinde, Çanakkale’li bir vatandaş diziyi mahkemeye verdi. Ulan kelimesi hakaret içeriyor, bu yapılan İstanbul’a hakarettir diye. Eh böyle işleri izleye izleye ne yapacağımızı, neye bozulup neye alınacağımızı biz de şaşırdık tabii.

 

Gelelim Kaçak Gelinler’e…

İkisi de yaz dizisi olması açısından karşılaştırmam gerekirse diye düşünüyorum ki Kaçak Gelinler, Ulan İstanbul’a göre daha eğlenceli bir iş olmuş. Romantik komedileri seven izleyiciyi eğlendirecek, kendini izlettirecek bir iş olmuş Kaçak Gelinler.

KACAK-GELİNLER

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu sezonun en talihsiz dizisi olan Vicdan’daki rolüyle benim çok beğendiğim, İzzet Antınmeşe’nin oğlu olan Fırat Altınmeşe’yi bu dizide görmek ayrıca hoşuma gitti. Daha öncesinde Vicdan’la ilgili yazarken de belirttiğim gibi Fırat Altınmeşe ekrana yakışan, yetenekli, başka işlerde de görmek isteyebileceğimiz bir oyuncu. Bunun yanında, Selin Şekerci’yi Melekler Korusun’da izleyip de sevmemiş olan birine henüz rastlamadım. Burada da kendini çok vererek oynuyor, göz dolduruyor, yine kendini sevdiriyor.

Sıkmayan, yormayan, iyi rejisi ve iyi sanat yönetimiyle beğendiğim iş olmuş diyebileceğim Kaçak Gelinler’in jeneriğindeki, Gülüm Çahan’ın seslendirdiği Sen Kimin Rüyasında Hangi Rolde şarkısı da dizi gibi eğlenceli.

Temposu yüksek, genç oyuncu kadrosu ve iyi oyunculuklarla bezenmiş Kaçak Gelinler izlenir mi dersek evet izlenebilir. Bizim evde 13 yaşında bir deneğim var benim, oğlum Kuzey. Dizinin tekrarını izlerken sordum ona ”nasıl sence” diye. ”Eğlenceliymiş anne, sevdim” dedi. Artık buradan ’13 yaşa hitap ediyor’u mu alırsınız yoksa ‘eğlenceli’yi bilemem. İster eğlendirsin, isterse düşündürsün, hangi dizi olursa olsun ben, güzel Değirmendere’min deniz kokan sahili varken kendimi eve kapatıp dizi izlemeyi hiç düşünmüyorum. Siz diyorsanız ki ”ben yazın da izlerim dizi, ama şöyle eğlendiren, hoş vakit geçirten bir şeyler olsun”diyorsanız buyrun size Kaçak Gelinler izleyin.
Son Zamanlarda…

Kitap okumaya devam… George Orwel’in 1984’ünden sonra Osman Aysu’nun Kartopu ve Canan Tan’ın Hasret’ini okumaktayım. 2 kitabı birden okumak gibi bir alışkanlığım var, hayatın içindeki aşırı sabırlı halimi ne yazık ki kitap okuma olayıma uygulayamıyorum.
Night Ark ve Picture…

Ara Dinkjian ve Ağladıkça yani…Hani Ahmet Kaya’nın şarkısı Ağladıkça, bilirsiniz, sözlerini Sezen Aksu’nun yazdığı. İşte o şarkının bestesi Ara Dinkjian’a aittir; Picture. Dünden beri dinliyorum…

Bir de film önerim var…

The Baader Meinhof Complex, Bir Terör Filmi. 158 dakika ekrana bakmaktan sıkılmam ve inandığışeyin ardından gidenlerin gerçek hikayelerini severim diyorsan bu film tam sana göre. Bir de kadınsan eğer daha da bir ayrı izlemelisin.
Ve…

Demiş ya Meinhof; ”Gönüllü köleler, özgür olmak isteyenlerden nefret ederler.” ” Ben üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim” diye. Pes ettiğim zamanlarda eskiden ben de öfkeleniyordum üzülmek yerine. Şimdilerdeyse o kızgın olduğum insanlardan o kadar uzağa attım ki kendimi, ne öfke kaldı bende ne de kızgınlık. Sadece düşüncelerimle başbaşayım, hepsi bu.

Öfkeden uzak zamanlarınız olsun…

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com