Televizyonlarda yönetim sorunları

Yıllar önce TRT’de yeni çalışmaya başladığım zamanlarda bir canlı yayını gerçekleştirdikten sonra, programı evinde izleyen tecrübeli yönetmen abilerimize sorardım, yayını nasıl buldunuz, hatalar var mıydı diye. Bu kişilerden birisi de, kendisinden çok şey öğrendiğim, usta yönetmen Cengiz Baysal idi. Her zaman yapıcı, pozitif tavrıyla yayına akseden hataları söylerdi. Ondan sonra da yayına aksetmeyen, üstelik kamera arkasında olup bittiği için kimsenin bilmediği olayları da bana sayıverirdi. Şunlar şunlar oldu galiba değil mi derdi. Ben şaşırırdım, evet aynen öyle oldu abi, ama yayına aksetmedi, siz nasıl anladınız derdim. Gülümserdi sadece.

Aradan yıllar geçti ve bu fark edişin meslekte kazanılan tecrübelerden kaynaklandığını anladım.

Şimdi aynı şeyi evde televizyon izlerken ben yaşıyorum. Tek fark, bana soran kimse yok. Bizim ülkemizde bu tür şeyler önemli değil, ama vahim yapım ve reji hatalarını görerek evde televizyon izlemek eziyet haline gelmeye başladı. Bir televizyoncu olarak yayınları, programları eleştirdiğimde, aynı zamanda bir seyirci olarak da buna hakkım olduğunu da her zaman belirtirim. Çünkü aslolan seyirciye iyi ve güzel işler sunulmasıdır. Eğer programın yapımında görev almadıysam, öncelikli olarak bir seyirciyim. Meslekten olanlar bilirler, ekrana akseden herşey, aslında kamera arkasında olan bitenin yansımasıdır. Bir sunucunun konuklarına hitap şeklinden bile çok şey belli olur. Sunucunun kim olacağı, program türüne göre kimin sunucu seçileceği de yönetimin yayıncılığa bakış açısını yansıtır. Milyonlarca insanın seyrettiği bir programda yeterli birikimi olmayan bir sunucuyu görevlendirmek topluma kötülük yapmaktır. Bu da zaten televizyonun iyi yönetilmediği anlamına gelir. Yayın sırasında, seyirci izlerken son derece kibar, zarif ama yayın bittikten sonra personele böcek muamelesi yapan saygısız insanlar da gördük maalesef.

Tecrübeli bir televizyoncu evde izlerken sadece çekim hatalarını değil, bu kuruluşların nasıl yönetildiklerini, nerelerde hatalar yapıldığını bile görebilir. Eğlence içerikli kanallarda yapım ve reji kaynaklı hatalara nispeten daha az rastlıyorum. Program bazlı çalıştıkları için, programcılığın temel kurallarına mecburen bağlı kalmak zorundalar. Ama tematik kanallar kategorisindeki haber kanallarının durumu içler acısı. Bütün programları birbirine eklenmiş canlı yayınlar bütünü gibi düşünerek, programcılığın temeli olan “yönetmen” ve “yapımcı” kavramlarını da rafa kaldırmışlar.  Yönetmenleri vardiya usulü çalıştırılıyorlar. Sırada ne varsa çekiyorlar. Haber kanalındaki bir yönetmene hangi programları çekiyorsun diye sorduğum zaman şaşırıyor. Hepsini çekiyorum, nöbetime denk gelen sırayla diye cevap veriyor. Nöbetleşe sürüp giden bir çekim akışı. Dünya televizyonlarında olmayan bir uygulama bu. Haber kanallarını yöneten gazeteciler televizyonu bilmedikleri için herşeyi teknik kategoriye katmışlar.

Onlara anlatamadığımız şu; televizyonculuk bir meslektir, üstelik alt kategorileri de meslek olan bir işkoludur. Kitle iletişim araçlarının medya diye adlandırıyoruz ama mesleki anlamda “medya mensubu” diye bir meslek yoktur dünyada. Gazetecilerin sektör içinde medya diye genel bir başlık uydurup, kendilerini medya mensubu olarak göstererek, sanki meslekten yetişme televizyoncuymuş gibi davranmaları büyük bir ayıp. Olsa olsa televizyon işine heveslenen, sektörün cahili medya patronlarını kandırıyorlar. Ekrana yansıyan kötü işler ise, seyircinin elindeki kumanda ile kanal değiştirilerek cezalandırılıyor. Cezasını yine onlara inanan yatırımcı çekiyor.

Oysa televizyonun “teknik” başlığı altındaki her branşı bile ayrı bir meslektir. Sesçilik, kameramanlık, ışıkçılık, resim seçicilik vb. hepsi ayrı önemi ve ağırlığı olan, uzmanlık gerektiren mesleklerdir. Televizyonculuk mesleğine dair yıllar içerisinde oluşmuş kurallar bütün dünyada aynıdır. Bu yüzden dil bilmek şartıyla, sektörde iyi yetişmiş bir televizyoncu hangi ülkeye gitse rahatça iş bulabilir.

Meslekten olmayan yöneticiler derken gazeteci, muhasebeci, bankacı, polis evet yanlış okumadınız polis kökenli olanları kastediyorum. Kendi mesleklerinde elbette çok değerli başarıları olan bu insanlar hevesle televizyon yönetmeye geliyorlar ama sonunda hepsi fiyaskoyla gönderiliyorlar. Bu arada şunu belirteyim, televizyonun başına gelmiş bir yöneticinin başarısızlığının anlaşılması kendisine tanınan tolerans anlamına gelen bir kaç sezonluk sürenin bitimiyle yaklaşık iki yıl sürüyor. Televizyonun yönetiminde hiç bir şey yapmasa, kendisinden öncekilerin işlerini devam ettirse, iki yıl görevde kalabiliyor meslekten olmayan bir yönetici. Az süre değil. Bu süre zarfında çalıştığı kuruma oldukça yüklü bir para kaybettiriyor. Halka ulaşamayan programlar, kalite kriteri olarak sadece rating raporlarına bakılarak yapılan değerlendirmeler derken yıllar geçiveriyor. Düşünsenize ben otuz yıllık televizyoncuyum ve aniden muhasebeci olmaya hevesleniyorum. Patronu ikna ediyorum, şirketin muhasebenin başına geliyorum. O şirketin muhasebesi ne hale gelir bir düşünün, şirket batar elbette.

Gazeteciler televizyonu bilmedikleri için, programcılığı da teknik bir iş olarak değerlendirerek, ses ve ışık servislerinin kendi içlerinde uyguladıkları vardiya sistemini programcılara da uygulamakta bir sakınca görmemişler. Yanlış anlaşılmasın, programcılık, televizyondaki diğer branşlardan daha önemlidir veya diğerleri önemsizdir demiyorum. Sadece televizyonu oluşturan her meslek branşının kendine özgü kuralları olduğunu söylemek istiyorum. Bu kurallar hepsinde farklı olduğu için bir kameraman ile bir sesçinin, ışıkçının veya programcının tabi oldukları çalışma şartları da farklıdır.

Bir televizyon programının başarısı, kaç kişinin o içeriğe kafa yorduğu ve emek verdiği ile ilişkilidir. Editoryal destek verenlerin çokluğu, işin “sahipleri” olan yönetmen ve yapımcının programa ne kadar zaman ayırdığı gibi kriterler başarıyı belirler. Yönetmen ve yapımcıları vardiya usulü çalıştırmaya kalkarsanız, programlarınızı sahiplenecek sunucu/moderatörden başka kimse kalmaz. Bu da başarı için yetmez, çünkü o kişiler kamera karşısında seyirciye vereceklerini hazırlarken, kamera arkasında yapılması gerekenlerle ilgilenemezler. Ne çekimden, ne rejiden, ne de ışıktan ne de dekordan anlarlar. Kamera önü ile arkası çok farklı alanlardır. Kamera arkası işleri kamera önündekilere yüklemeye kalkarsanız işler sarpa sarar. İşi bilmemek ise, işi hafife almak gibi bir sonuç doğurur. Hafife alınan, önemsenmeyen hiç bir işten de hayır gelmez. Televizyonlarda yönetmenleri vardiya usulü çalıştırmak, programcılıktan vazgeçmek anlamına gelir. Haber yönetmenliği, program yönetmenliği bile birbirinden farklı alanlardır.

Özensiz yayınlar, görselliği, kurgusal kalitesi düşük, peş peşe gelen ve birbirinden farkı olmayan, içeriği benzer yapımlar; maaş giderlerinden tasarruf edelim diye sayısı azaltılmış personel politikalarının bir sonucu. Çoğu haber kanalında yayınlar ve yapımlar bir veya iki stüdyodan götürülüyor. Dekorlar kötü, hatta dekor denemeyecek kadar kötü ve içerikle alakasız. Hepsinde aynı stüdyo kullanıldığı için sabit kalan dekorları da aynı ve belli bir konsept içermeyen, sadece bir kaç kişinin karşılıklı oturup konuşmasına elveren masa sandalye grupları. Işık derseniz evlerdeki aç kapa kalitesinde, televizyoncuların kötü ışığı eleştirmek için kullandıkları kelimeyle sadece bir “aydınlatma”.

İşi bilmeyen ama televizyoncu olma hevesiyle göreve gelmiş yöneticilerin bütün yanlışları öncelikle personele yansıyor. Personel giderlerini azaltmak adına aldıkları bütün önlemler çalışanlar için bir azap haline dönüşür. Oysa bütün dünyadaki televizyonlarda personel çalıştırmanın ve yeni işe başlamış gençleri meslek içi eğitmenin de kuralları bellidir. Evet televizyonda meslek içi eğitim esastır, usta çırak ilişkisiyle meslek öğrenilir. Her branşta yeni göreve başlayanlar, ilgili bir okuldan mezun olsalar bile, çalıştıkları kurumlarda meslekte eski ve deneyimli abilerinden işin kurallarını  öğrenerek yetişirler. Bu yüzden profesyonelliğe önem veren televizyonların bütün servislerinde meslek içi eğitimin gereği olarak, her dalda en az bir iki tecrübeli eleman çalıştırılır. Ne ki, bu insanlar yeni ve genç elemanlar işe alındığında onlara işi öğretsinler ve sistemli çalışma ortamı sürebilsin. İş aksamasın.

Programcılıkta da böyledir. TRT’de göreve başladığımda, bulunduğum kadro program yapmaya elverdiği halde, iki yıl eski ve tecrübeli prodüktörlerin yanında kaset taşıyarak asistanlık yapmış ve mesleği öğrenmeye başlamıştım. İyi ki de öyle yapmışım. Başta Cengiz Baysal olmak üzere, Erol Alaçam, İskender Salgırlı, Kayhan Öztepe, Atilla Özgür gibi değerli hocalarım oldu. Onlardan çok şey öğrendim demiyorum, mesleği onlardan öğrendim.

Vardiya usulü yönetmenlik, yüksek tempoda çalışan haber kanallarının bu hızına uygunmuş gibi görünse de bir yönetim hatasıdır. Yayınlardaki hem teknik hem de içerik anlamındaki kalitesizlikten bunu anlamak için televizyoncu olmaya bile gerek yok. Elinde kumandasıyla kanal değiştiren evdeki seyirci olmak yetiyor. Ucuz iş gücü diye sadece yeni mezun gençlerden, hatta stajyerlerden bir kadro oluşturan patronlar evde televizyonunu izlerken yayına akseden hatalardan dolayı şikayet etme hakkına sahip değiller. Hele televizyonda yetişmemiş birisini sırf ünlü diye yönetici yapmışsa yatırımını çöpe atmış demektir.

Dikkatinizi çekiyor mu NTV’de Oğuz Haksever, AHaber’de Can Okanar, TRT’de Zafer Kiraz haber ve program sunarken, yönetirken nasıl da işin ehli olduklarına dair güven veriyorlar. Mesleğin içinde yetişmiş insanlar derken böyle örnekleri belirtmek gerekiyor.  Özel televizyonların kendi nesillerini yetiştirmesi ve işinin hakkını veren insanlar üretmesi konusunda karamsar olsam da, yukarıda ismini saydığım ustalardan sonra gelen genç nesilden, mesela Habertürk’de Veyis Ateş, CNNTürk’de Cem Seymen ve Hakan Çelik’ten umutluyum. Onları seyrederken işlerine verdikleri önemi hissediyor ve güven duyarak izliyorum. Umarım önümüzdeki yıllarda sayıları artar. Televizyonculuk mesleği adına sonradan gelme heveslilerin değil, gerçekten bu işi meslek olarak benimseyip, aşağılardan yetişerek gelenlerin çoğalmasını diliyorum.

EKREM ERGÜDER/MEDYABEY

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]