Taş Mektep filmi bize neyi anlatıyor?

Altan Dönmez’in yönettiği ve Orhan Kılıç, Ayça Varlıer, Bora Akkaş ile Elit İşcan başta olmak üzere sayamayacağım pek çok ismin yer aldığı Taş Mektep, 15 Şubat 2013’de Medyavizyon Film dağıtımıyla Statü Prodüksiyon tarafından vizyona girecek bir film.

Ama sadece bir film değil, bu topraklardaki bugünkü özgürlüğümüzü sağlayan yaşanmış bir dram. Şimdiki adıyla Kayseri Lisesi olan Taş Mektep Sakarya Meydan Muharebesi’ne katılan ve bir daha dönmeyen 63 öğrencinin hayatını anlatıyor. O yıl tamamının şehit olması sebebiyle mezun veremeyen Kayseri Lisesi öğrencilerinin öyküsü.

Bu filmi önemsiyorum iki sebeple. Birincisi Kültür Bakanlığı destekli proje olduğu için ikincisi de “Bu vatan kolay kurtulmadı” bunu unutanlara ibretlik bir öykünün yüzleşmesiyle baş başa bırakacağı için.

Diyeceksiniz defalarca kahramanlık hikâyeleri sinemaya aktarıldı bu filmi diğerlerinden ayıran ne?

Evet, aktarıldı herkesin kendi baktığı yerden.  Bu da onlardan biri.

O ruhu birebir anlayamadığımız için o günlerin hala sırrını çözemediğimiz için belki de birçoğu başarısız oldu. En son Sinan Çetin’in Çanakkale Çocukları filmi gibi.

Kendi bakışlarında bugünün anlamlarıyla, bugünün çerçevesiyle sinemaya aktarılan o günlerin hep bir şeyleri eksikti. Okuduklarımızla, bildiklerimizle beyaz perdeye yansıyan arasındaki ruh aynı değildi. Ya da bize geçiremediler bu ruhu birçokları.

Buna rağmen ben o yılları anlatan filmlerin defalarca çekilmesinden, beyaz perdeye aktarılmasından yanayım. Özellikle gerçek öykülerin. Çok çok başarılı olmasına da gerek yok bu filmlerin. Sadece bu vatanın kolay kurtulmadığını unutanlara yine yeniden hatırlatmak, bu gerçekle yüzleştirmek,  bunu bilmeyen gençlikle de buluşturmak için sayısız kez yapılması gerektiğine inananlardanım.

Bir şeyi bilirsiniz ama hatırlamanız için yeniden yüzleşmezseniz zamanla yitip gider bildikleriniz. Yavaş yavaş sarıldıklarınız çözülmeye başlar ve boş kalır kucağınız. Elinizde olana sıkı sıkı sarılmayı bellekte taze tutmak gerek boşluğa düşmemek, kaybolmamak için.

Bu yüzden bu tür filmlerin kodlarımızı diri tutması adına sık sık yapılmasından yanayım.

63 genç vatan aşkına okullarını bırakıyor ve şehit oluyor. O günün yokluk içindeki Türkiye’si ile bugünün ellerinde İphone olan gençlerinin ülküleri arasında ne kadar farklar olduğunu anlaması adına bu filmle yüzleşmelerini istiyorum.

Vatan sevgisinin her aşktan daha üstün olduğunu uğruna neleri feda ettiklerini görmek adına izlemeleri gerektiğine inanıyorum.

Celal ile Ceren, Recep İvedik gibi filmlere koştur koştur gidip zaman harcarken kendi tarihimizle ilgili sıradışı çok başarılara imza atabilecek yapımların da yapılabilmesi için bu filmi ve filmleri kucaklansın istiyorum.

Onlar da olsun ama gerçekliğimiz, bizi biz yapanlar daha çok olsun onlara gösterilen ilgiden daha fazla olsun istiyorum.

Filmin Manisa Kula’da da çekimleri olmuş. Oradaki halk gönüllü olarak filmde yer almış. Atalarının Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki şehitlerinin ruhları için gönüllü oynamışlar. O ruhu diri olanları anlamak için izlensin istiyorum.

Dizi karakterleriyle yatıp kalkan onlar için birbirleriyle didişen gençliğin duygularını yenilemesi, arınması için izlemesini istiyorum.

Hani o “ Kürtlerle Türkler eşit değildir” diyenlerin bu savaşta şehit olurlarken nasıl eşitlendiklerini anlamaları adına, yeniden hatırlamaları adına izlemelerini istiyorum.

Bu 63 kahramanın öyküleri Nutuk’ta da geçiyor. O ruhun yavaş yavaş yitirildiği kaybolduğu bir zaman diliminde yaşarken geçmişe yolculukla anlayamadıklarımızı anlamak için izlememiz gerektiğini düşünüyorum.

İnternet, tv, cep telefonu gibi “ayartıcı”ların dünyasında yaşayan bugünün gençlerine derin anlamlar taşıyan öyküler ne anlatır, onların anlam dünyasına nasıl yansır bilmiyorum. Bildiğim o çocuk yüreklerin sağlam duruşlarıyla şehitlik makamına yükselen körpe bedenleriyle, bu günün haz ve hırs dünyasında yaşayan gençliğimize ibretlik vesikaları olduğudur bu öykülerin. Bu yüzden her beyaz perdeye taşınan bu tür öykülerin bir şekilde sorgulayıcı özellik taşıyacağına inanıyorum.

Filmi izlerken savaş sahneleri beklemeyin çünkü savaştan çok anlatılmak istenen o savaşa katılan gözünü kırpmadan bu uğurda ölen insanların ruhları. Onlar çocuk yaşta ölmeyi seçiyor ve ölüme giderken büyüyorlar.

Hani çoğu zaman masalmış gibi gelen tarihimizin kahramanlık öyküleri inanmakta zorlandığımız, anlayamadığımız işte belki de bu film savaş sahnelerini öne çıkarmaktansa o ruhu analiz etmemizi, bir nebze anlamamızı sağlayacak bize.

Çokça bugünün mantığıyla beyaz perdeye taşınanlardan filmi ayıran bir özellik olduğunu düşünüyorum filmde öne çıkan bu durumun.

Tüm bunları başaracak mı bilemem tabii,  sadece tanıtım filmini izlemek bana tüm bunları hissettirdi. O yüreklerin öyküsünü de bilmem beni ayrıca heyecanlandırıyor.

Bu duyguların tamamını vermese de hatta tamamen başarısız olsa bile geçmişle yüzleşme sağlayıp o 63 çocuğu hatırlatması bile filmin benim için önemini artırıyor.

Ayrıca oyuncu kadrosunda Orhan Kılıç ve Ayça Varlıer’in olması son dönemde oldukça iyi çıkışlar yakalayan ve önemli işlerde imzası olan Altan Dönmez’in yönetmenliğinde çekilmesi bile filmin en az tanıtım filmi kadar etkili olacağının bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Gerçek anlamda ses getireceğine inanıyorum.

Kaldı ki dev bütçelerle hazırlanmış bir film değil bu film. Hani o Recep İvedikler, Celal Cerenler ya da Cem Yılmaz komedileri gibi büyük afişlerle tanıtımlar yapıp reklamlarla yola çıkan bir film değil bu film.

Hani en başında söylemiştim ya Kültür Bakanlığı kaynaklarından ayrılmış bütçeyle hazırlanmış bir film diye.

Küçük bir ödenekle üç yıl emek verilmiş bir film. Savaş filmlerinin ne kadar maliyetli olduğunu ne kadar büyük bütçelerle hazırlandığını biliyoruz.

Bu yüzden hani öyle keskin eleştirilere hazırlananlara hatırlatmak istedim sadece. Az bir ödenekle gönül verilerek yapıldığı ortada.

Ki hani en başta bakanlık destekli olduğu için önemsiyorum demiştim ya çünkü bakanlık ödeneğinden yararlanıp da bitirilmemiş o kadar sayısız proje var ki.

Hatta aralarında öyle ünlü yapımcılar varken bakanlıktan bu parayı alıp, filmlerini bitirmemiş olanlar isim isim saymadan hani bakanlık sık sık övünür sinemaya yatırım yapıyoruz diye bu tartışılması gereken başka bir yazı konusu sadece küçük bir parantezle hatırlatmak istedim; bitmemiş destekli yapımların denetimi neden yapılmıyor, Sinema Destekleme Fonu’ndan ödenek almış filmlerin kaçı bitmiş, filmler ne durumda? Sorularını da sorarak, hatırlatmak istedim.

İşte önemseme nedenlerimden biridir bakanlıktan aldığının karşılığında işini tamamlaması. Geri ödemeli midir değil midir bilemem o kadarını araştırmadım bildiğim kadarıyla uluslararası festivallerde ödül alması bir filmin geri ödeme yapmaması için yeterli.

Zaten altını çizmek istediğim 2010 yılı bütçesi içinde 21 film ayrılan fondan yararlanmış bitmemiş işlere baktığımız da bitirilen bir iş olmasının görülmesi. Bir de bakanlığın bu tür filmlere az bütçe yerine daha fazla bütçe ayırmasına dikkat çekmek. Çok filme vermek yerine az filme daha çok bütçe… Daha kaliteli doyurucu işlerin yapılabilmesi adına.

E şimdi sadece iş filmi izlemeye kalıyor. Öyle uzun uzun film künyesini tanıtmıyorum filmi izleyin, izletin diyorum sadece. Böyle bir zamanda unuttuklarımızı yeniden hatırlamak için.

Filmden sonra bir yazı daha yazar mıyım bilmiyorum. Dedim ya filmin hatırlattıkları önemli benim için bir de tamamlanıp seyirciyle buluşması gerisi hikâye.

Tüm kalbimle başarılar diliyorum yolu açık bol gişeli olsun. Olsun ki daha fazla gerçekliklerimizle yüzleştiren filmlerin de önü açılsın.

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/–bu-vatan-kolay-kurtulmadi—-tas-mektep-te-geriye-sayim/Blog/?BlogNo=401705

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com