SOMA FACİASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Çocukluğumdan bu yana emekçi, işçi dendiğinde aklıma ve ruhuma yer eden yüzleri karaya bulanmış insanlar gelir gözümün önüne nedense.

Sanki emek sadece onları tanımlar, onlarla daha bir anlam kazanır. Belki de o zamanlar sürekli haberlere konu olmalarındandır. Grizu patlamasında şu kadar işçi öldü, göçük altında işçiler mahsur kaldı. Ve görüntüler yüzleri karaya bulanmış insanlar. Bu yüzden işçi-emek kelimeleri ben de o insanları tanımlıyor.

Ve nedense gözden uzak koşullarda çalışıp yaşayan maden işçisinin varlığını, daha çok maden kazalarıyla duyumsarız. Onlara ait hikayelere, sorunlara o zamanlar vakıf oluruz sonra yine unutur hayatın içine karışırız.
Soma faciası 282 kişinin ölümüyle ülkeyi yasa boğarken, yüreklerimizi yakarken onları ve sorunlarını yeniden gündeme getirdi.

Oysa onlar yıllardır aynı sorunlara cebelleşiyor, aynı karanlıkların işinde karaya bulanmış ekmek peşinde.
Bu sorunlar bunca yıl çözüme ulaşsaydı bu kadar insan ölmezdi işte bu yüzden bu olaya kaza deyip geçmek, onları unutturmak bir cinayetin üstünü örtmektir.

Evet, cinayettir çünkü İş güvenliği önlemleri, bir maliyet unsuru sayıldığı için iş kazaları can almaya devam ediyor. İşverenlerin “maliyetler artar” diye karşı çıktığı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni Türkiye 19 yıldır imzalamıyor.

Arnavutluk, Ermenistan, Avusturya, Belçika, Bosna Hersek, Botsvana, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Lübnan, Lüksemburg, Norveç, Peru, Filipinler, Polonya, Portekiz, Slovakya, Güney Afrika, İspanya, İsveç, Ukrayna, ABD, Zambiya, Zimbabve gibi ülkeler bu anlaşmayı imzalarken bizse insan hayatını ucuz gördüğümüz için imzalamıyoruz.

Ve yine ; Türkiye madenleri 2004 yılından itibaren taşeronlara açıldı. Böylece ölümler 3 kata kadar arttı.
Oysa Almanya’da bile “maden” gibi hassas bir konu tamamı ile devlet kontrolündeyken biz özelleştirip taşeronlara teslim ediyoruz.

Hoş biz devlet eliyle de onları korumak yerine köle muamelesi yapmışız yıllarca.

Kömürün bulunuşundan itibaren ilki Osmanlı Devleti zamanında ikincisi ise Türkiye Cumhuriyeti döneminde olmak üzere iki defa ücretli iş mükellefiyeti uygulanmıştır. Ocaklardan daha fazla kömür elde etmek amacıyla yapılan bu uygulamalarda havza köylüleri önemli bir iş gücünü oluşturmuştur. 16-80 yaş arasında insanlar çalıştırılmıştır bu ocaklarda.

40’lı yıllarda Türkiye ekonomisi ve toplumu, uzun süren savaş ve seferberlikten dolayı derin bir kriz yaşıyordu. Devlet, kömür üretimini sürdürmek için çok sert ve acımasız tedbirlere başvurmuştu.

İşçilerin 16 saat durup dinlenmeden çalıştıkları bir dönemdir o dönem. Yöre halkı, amirleri tarafından istedikleri gibi çalıştırılır. İşçilerin itiraz etme hakları da yoktur üstelik. Cesarette edemezler çünkü böyle bir davranışa girdiklerinde şiddete maruz kalırlar. Gerek savaş şartları, gerekse ülkenin ihtiyaç duyduğu en önemli enerji kaynağı olan kömür üretiminin arttırılması konusunda yöre insanı çaresizliğe itilmiş ve zor şartlar altında düşük ücrete uzun mesai süreleri içinde çalışmak zorunda bırakılmıştır. Hafta tatilleri olmadan.

Kanunla çocuk ve kadın işçiler çalıştırılmıştır. Her geçen gün ülke için önemi artan kömür üretimi sebebiyle ve savaşın hüküm sürdüğü o yıllarda askere alımlar çoğalınca normal zamanlarda çalıştırılmayacak işlerde çocuklar ve kadınlarda istihdam edilmişlerdir.

İşçiler penceresi bile olmayan baraka denilen taş odalarda sağlıksız şekilde kalmaktadır. Bit ve tahtakurusunun çokça olduğu yerlerdir bu yerler.

O günlerden bu günlere gelindiğinde değişen fazla bir şey de olmamıştır. Yine sağlıksız koşullar yine insan ölümleri.
Yani devlet kendi eliyle de işletirken onlara sahip çıkmamış üstelik yasayla koşulları ağırlaştırmış çocuk işçi çalıştırmıştır.

Ve onlar bir sedyeden bile kendilerini değersiz görüyorlarsa bugün bunun sorumlusu Türkiye Cumhuriyet’i devletidir.

Almanya dünyanın en büyük kömür üreticisidir.Almanya madenlerinde 2013 Ekim ayına kadar 40 yıllık süre zarfında hiç ölüm meydana gelmiyor. Ayrıca son yasa değişikliyle birlikte 2018 yılına kadar tüm maden ocaklarının kapatılması isteniyor. Bu kararın alınmasındaki neden ise 2013 yılında meydana gelen kazadaki 3 maden işçisinin ölümü.

Bizse “güzel ölüm” yakıştırmalarıyla tarihten örnekler vererek bu olayı hafifletmeye çalışıyoruz.
İşte ülkenin insana baktığı yer.

Biri üç ölüme ocakları kapatıyor diğeri “kader” deyip geçiyor.

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=580460

masaustu
mobil

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com