”Sen hâlâ bilmezsin ama benim adım Gültepe…”/JALE ŞEN

Nejat İşler’i özlemiştik. Kendisini göremedik ama sesiyle tekrar buluştuk o akşam, Benim Adım Gültepe dedi bizlere. Kanal D’nin yepyeni dizisi Benim Adım Gültepe geçen hafta Çarşamba akşamı başladı.

Kanal D’nin yeni sezon dizisi İzmir’in Gültepe semtinde çekiliyor. Senaristi Vural Yaşaroğlu’nun doğup büyüdüğü yer de olan Gültepe’de 80’li yıllarda geçen dizinin kadrosu oldukça geniş. İlk bölümle birlikte oyuncularla tanıştık bizler de. Yönetmen Zeynep Günay Tan’ın hep yaptığı gibi güzel ilk sahne çekimiyle birlikte bizler de daldık dizinin içine.

Birbirinden ayrı görünen, dağınık sahne çekimleriyle kim kimdir, kim neye bozuk, takık, Gültepe nasıl insanların yaşadığı bir yerdir anlamaya başladık yavaştan. Bende bu görüntüler biraz Yeşilçam havası da oluşturdu dersem yalan olmaz. Özellikle ilk sahnelerde okul önünde öğretmenle Seyfi’nin kavgasına şahit olup tepki veren okulun yeni öğretmeni Fuat Hoca sahnesi Hababam Sınıfı‘nın Münir Özkul’lu sahnelerinin benzeriydi. Ve yine aynı öğretmenin Seyfi’den kiralık ev için yardım istemesiyle birlikte söylenen ”Gültepe’de öğretmenler oturmaz” demesiyle birlikte Fuat Hoca’nın ısrarla oradan bir ev kiralamak istemesi gibi. Bir sahnede duyduğumuz ”sinemamızda bu akşam Şener Şen’in filmi Çiçek Abbas gösterilecektir” anonsu gibi…Benim gibi Yeşilçam filmleriyle büyümüş, ağlamış, gülmüş bir dönem çocuğu olan Vural Yaşaroğlu belli ki diğer bölümlere de taşıyacak bu durumu. Taşısın da zaten…

Oyuncu kadrosuna gelecek olursam… Tüm oyunculuklar yerli yerine oturmuştu; tek bir isim sırıtmadı ekranda, gözümüze batmadı. Benim aynı kanalın geçen sezon resmen çiğ çiğ yediği Vicdan’da oynarken izlemekten büyük zevk aldığım Hakan Karsak’ı burada da görmek ayrıca hoşuma gitti. Genç oyuncular da hünerlerini sergilediler dizide. Hepsini ayrı ayrı tebrik etmek isterim ki ben içlerinde en çok Gülali’yi (Efe Akercan) beğenerek izliyorum.

benim-adim-gultepe

Diğer yandan, mahallenin has efesi Mete Horozoğlu’na, Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de Ali Kaptan’a kızdığı zamanlarda adımlarına daha da hız verip yürümesine hasta olduğum Ayça Bingöl’ün ”aa bu kadın galiba normalde de böyle yürüyor” dedirten hallerine, Bige Önal’ın (Nazlı) atarlı hallerine hasta oldum. Bir de dizinin, beni her izlediğimde kendisine hayran bırakan oyuncusu var ki o da Necmettin Kocaoğlu’dur (Ziya Efendi) ki cidden onun böyle sessiz sedasız, alttan alttan giden müthiş doğal bir oyunculuğu var. Söylemeden edemeyeceğim, Ekin Koç da (Seyfi) ciddi performans sergiliyor dizide.

Cem Yıldız ve Uğur Akyürek’in müzikleriyle bezenen sahneleri izlemek büyük keyif verdi bana. Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin de görüntü yönetmeni olan Sedat Yücel’in şahane sahne çekimleriyle müzikler şölene dönüştü ekranda. Yalnız bazı sahnelerde müzikle diyaloglar birbirinin içine geçmişti, hatta bazı yerlerde müzikler öne geçmişti ki bu hiç iyi olmadı. Ayrıca her sahneye müzik konması da gereksiz. Bu durum benim hep bahsettiğim ve etrafımdaki dizi fanatiği arkadaşlarımın da hep bana söyledikleri gibi olmaması gereken bir hata. Konuşulanlar mı müzik mi önemli sahnelerde? Ya da her sahneye müzik koymak gerekli mi?

Tüm bunlarla birlikte bazı sahnelerdeki Nejat İşler’li anlatımlar (ilk Suskunlar’da yapıldı diye hatırlıyorum bu ‘sahnelerin arka fon anlatımları‘) bana apayrı bir keyif verdi. Bu durumu seviyorum. Suskunlar’da da anlatımlı sahneleri internetten tekrar izlerdim. Hikayeyi destekler, sahneleri daha vurgular hale getiriyor bu durum.

İlk bölümüyle gayet iyi bir başlangıç yaptı Benim Adım Gültepe. Yolu ve şansıık olsun…

 

Her Şeyin Teorisi.

Eylül’e girdik, havalar hafiften serinlemeye başladı. Bundan böyle evlere kapanmaya başlayıp yemeklerimizi yedikten sonra akşam çaylarımızı elimize alıp televizyonun karşısına geçeceğiz çoğumuz. Dizi sevenler dizilerle haşır neşir olacak. Bazılarımız da benim gibi akşamlarını film izleyerek geçirecek. Bekleyeceğimiz filmler de olacak tabii bu arada. Mesela benim şimdiden yolunu gözlediğim bir film oldu bile. Stephen Hawking’in hayatını konu alan Her Şeyin Teorisi. 2015 Şubat’ta bizde vizyona girecek olan film, gerçek hikayeden alıntı işleri sevenler için ‘beklenenler’ listesine şimdiden eklensin.

Ve yine bir film tavsiyesi…

Yunanistan yapımı What İf…isimli bir film…İlişkilere, insana ait hatalara, olaylara ‘şimdi değil de 1 saniye sonra olsaydı neler olurdu’lu bakışısıyla izlenir bir iş. Listeye ekle.

Ve bitirirken…

şş, ezilmiş insan hikayelerini severiz çoğumuz. İzlerken ya da okurken o hikayeleri içimiz sızlar. Öfkeleniriz, canımız sıkılır. Böyle, değil mi? Ama en büyük kazıkları biz atarız önemsediklerimize, ilk önce biz döneriz arkamızı bizi sevenlere. Anlatır karşımızdaki, dinler gibi yaparız. Birbirimizi, yaptıklarımızın esas sebebini, söylenenleri anlamaktan o kadar uzaklaştık ki… Bazıları ”hayatın gerçeği” diyor buna, bense bizim ‘gerzekliğimiz’ diyorum…Hangisi doğru bazen ayırt edemiyorum; içindekini dümdüz söylemek mi yoksa oyun oynamak mı daha kolay?

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

 

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com