SAHNEDE YARIM ASIRLIK ÇINAR:FERDİ ÖZBEĞEN

Bizim kuşağın babalarından,annelerinden tanıdığı bir isimdi Ferdi Özbeğen.80’lerin plaklı,kasetli dönemlerini yaşamış her insanın kulağının aşina olduğu bir isimdi. Aileler birbirlerine akşam yemeğine gittiklerinde bir yandan kaseti çalar,diğer yandan sofralar donatılır, ‘uzun masa’ muhabbetleri başlardı.Ustanın deyimiyle ‘çayla’ gitmezdi şarkıları, ‘aslan sütü’ isterdi.

Çocukluk anılarımın en derinlerinde, kulaklarımın hep bir köşesindedir Ferdi Özbeğen. Tanımayanlar,onu tanıma fırsatı bulamamışlar için kendisinin besteci değil yorumcu olduğunun altını çizmekte fayda var. Ancak öyle bir yorumcuydu ki herkesin bildiği Dilektaşı şarkısını, şarkının sahibi Gülden Karaböcek’ten,İşte Bu Bizim Hikayemiz’i Coşkun Sabah’tan,hatta Kandil’i Zeki Müren’den daha iyi yorumlamış ve insanlar sevilen şarkıları ondan dinler olmuştu.

Ferdi Özbeğen,1977 yılındaki ilk uzunçaları ’45 Dakika’ plağının arkasında yazdığı gibi ‘Yeni bir tavırdı…Türk müziği ile Batı müziğini söylerken ve çalarken birbirine çok yaklaştıran bir tavır’ Ferdi Özbeğen ‘taverna müziğinin öncüsü’ sayılsa da hiçbir zaman ‘Ooo kimler gelmiş,Ahmet Beyler de buradaymış’ tadında bir müzik yapmadı.

Arkasından gelen Ümit Besen,Nejat Alp,Arif Susam gibi isimlerden bir adım önde ‘piyanist’ ti.Bilmeyenler onu aynı kefeye koysa da bu isimlerin kendileri de o ayrımın çok farkındalar. Yılların Ümit Besen’i bile onun arkasından ‘mazimi,ustamı kaybettim’ deme nezaketini gösterebiliyor. İddialı gelecek belki size ama Türkiye’nin Elton John’uydu Özbeğen.

Plak sevdamı bilenler bilir. Plak arşivimin özenle sakladığım bölümlerinden biridir albümleri. 80’li yılların sonu 90’lı yılların başında insanlar gibi müziğin de yozlaşıp ‘arabesk furyasının’ başladığı dönemlerde bu tip albümlerde yapmıştı ünlü sanatçı. Albümlerinde artık piyanonun sesi duyulmuyordu.Sonra bu tarzın kendine uymadığının farkına vardı ve bir süre kenara çekildi.

Ferdi Özbeğen’in en iyi albümleri 1990 yılı öncesinde çıkardığı ve piyanosunun sesinin duyulduğu albümlerdir. 1984 yılında çıkardığı Piyanist albümü bir tarafı alaturka diğer tarafı Batı aranjmanlarından düzenlenen ilk albüm olma özelliğine sahiptir. Plak merakım ve onun sanatına olan hayranlığım ömrünün son yıllarında kendisiyle şahsen tanışmaya kadar götürdü beni.

Plak hobisinin yayılması için bir çok yerde özel plak geceleri düzenlediğim dönemde,2011 yılında,son sahne senesinde Portofino Stage’de o sahneye çıkmadan evvel ben plaklardan mazinin en seçkin örneklerini çalıyor ve sonra onun sahnede devleşmesini izliyordum. Kaliteden hiçbir zaman ödün vermedi. Para için hem de çok iyi bir para için kendisine teklif edilen ‘tuvalet kağıdı’ reklamında oynamadı.Şirket kendisini piyanonun önüne oturtup,boynuna tuvalet kağıdı asıp o meşhur şarkısı ‘hani büklüm büklüm boynunda’ yı söylemesini istediğinde sadece gülmüş. Onların bu densizliğine her zamanki nezaketiyle ‘teşekkür edip’ uzaklaşmış oradan.

2011 yılında 70 yaşındaydı…70 yaşında bir adam istisnasız çaldığı her şarkıdan sonra ayağa kalkıp seyircisini selamlıyor sonra oturup tekrar çalmaya başlıyordu. Parmakları piyanonun tuşlarında takip edilemez bir hal alıyor,klasikleşmiş şarkılarını arka arkaya çalarken bazen bir eli mikrofonda bir eli piyanoda bazen iki eli havada onu izlerken seyirci acaba görünmez bir yerde bir piyano daha var da bir başkası oradan mı çalıyor duygusuna kapılıyordu.

Öylesine bir ustaydı ve O, çaldıkça insanın gözünden nedenini anlamadığı yaş geliyordu. Ölmeden önce yapılacaklar listemde kendisini canlı dinleme arzusu da vardı,ne şanslıyım ki onu son nefesinde sahnede yakaladım. 2011 son sahne yılı oldu. Nisan sonuna kadar sürmesi planlanan programı sağlık sorunları nedeniyle mart ayında sonlandırıldı.

O yaz çok sevdiği Bodrum’a da gidemedi.Torba kavşağındaki yol çalışmasını bahane etti ama ben biliyordum orada olmak için can attığını. Geçen yaz doktorların gözetiminde İstanbul’dan ayrılıp Bodrum’a gitmesine izin verildi…Hayatının son yazını Bodrumda geçirebildi,ama sahneye bir daha dönemedi…

Siyah tuşlarda keder, beyazda mutluluklar vardı onun için,o bir piyanistti… Sahnede 50.yılını kutlamaya hazırlanan bir piyanist… Ferdi Özbeğen’i keşfedin hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz. Albümleri bir deryadır ve o deryanın içinde mutlaka sizi yakalayacak bir şarkısı vardır.

Müzik marketlerde orijinal plak kayıtlarından oluşturulan 3’lü koleksiyon cd’leri satılıyor. Plaklarının bazıları yeniden basıldı. Yeni jenerasyon pikaplar artık hemen heryerde satılıyor.Plağa alışırsanız kolay kolay cd dinleyemezsiniz bir daha.Plak bir keyiftir.

En sevdiğim albümlerinin başında ,Nice Yıllara,Piyanist,Sohbet hatta ik albümü 45 Dakika gelir. 1977 yılında ilk albümünde söylediği ‘Tadı Yok Sensiz’ ‘Unutturamaz Seni’ şarkılarını bir dinleyin ve sesindeki yorumundaki o naifliği görün. ‘Ağla Halime’ yorumunu dinlerken sözleri insanın canını acıtan o şarkıyı nasıl sevdiğinize anlam veremeyeceksiniz.

Yeni jenerasyonun bilgisayar efektli ‘dımtıs’ müziğinden sıyrılın ve arada arındırın kendinizi, iyi gelecek göreceksiniz.Müziğin sade ama ruha iyi geldiğini o zaman anlayacaksınız. Sadece bir piyanonun sesi bile insan ruhuna işlerken, günümüzde neden bu kadar kalabalık alt yapılı kirli müzik yapıldığına belki de anlam veremeyeceksiniz.

O’nu daha yakından tanımak isterseniz ölümünden hemen önce çıkan ‘Şöhret Dediğin’ kitabını da alın okuyun… Sonra günümüzde kendini şöhret sanan bir sürü ‘sabun köpüğünün’ yanında 72 yaşında bir ustanın hala nasıl sevildiğini ve nasıl sevilmeye devam edileceğini anlayın.

Ferdi Özbeğen hakkında burada sayfalarca yazılabilinir hele albümlerini dinlerken sabahlara kadar sohbet eder bulursunuz kendinizi… Ruhu şad,mekanı cennet olsun… İmzalı plakları bana bıraktığı mirastır…

SERHAN BAŞBAHÇIVAN / MEDYABEY

https://twitter.com/Sbasbahcivan

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com