Sahi, suçlu kim?

Sokaklar, “intikam, idam, kısasa kısas, Ortaçağ cezaları gelsin” diye inliyor. Duruma bütünden bakmadan, olanın ardını anlamadan nefretini kusmakla meşgul insanlar. Çoğu kişi birbirini dolduruşa getirecek paylaşımlarla ortalığı negatif enerjiyle titreştirmekte.

Geçtiğimiz günlerde 20’sinde bir genç kızın acımasızca ölümü ayağa kaldırıyor ülkeyi… Kalksın da! Benim de içim titreşti haliyle… Gün, 14 Şubat Sevgililer Günü. Çok güzel bir gün geçirmişim, akşam da keyfini süreceğim. O elim olayı duyduğum gün, işte bugün!

Üzülmemek için gözümü, kulağımı, duygularımı kapatmışım. Bugüne kadar kimliği belli ya da belli olmayan çok yitmiş, gitmiş can var. Bitmeyen hikâye bu… Bugüne kadar üzülmekten, kınamaktan başka ne geldi ki elimizden!

Ertesi gün gazeteleri okuyorum. Katilin yüzüne bakıyorum ve ona yardım edenlerin.

-“Babamı ve bir arkadaşımı çağırdım” diyor; “Başımda bir bela var, benzin de alın gelin” dedim, geldiler”…

Koptuğum yer, işte burası! Bu sefer buna izin vermeyeceğim. Görmezden gelmeyeceğim, fark edeceğim içimdeki o rahatsız edeni. Derinlerimde. Sürekli incinen, incitilen dişiliğimde…

Ne olacağını bildiği halde, kişiler hala yapmaya devam ediyorsa, bu konuşarak, bağırarak, sokaklara dökülerek çözülmez. Her şeye rağmen , yapılmaması gerekeni yaptıran o iç (!) mekanizma çözülmez ise asla çözülmeyecekte… Ne bu ülkede, ne bu dünyada!

Arkadaşım Seraye yazmış;

“Özgecan’ın babasının konuşmasını dinledim az önce. Günlerdir öfkeden kudurmuş, lanet ve öfke saçanların aksine öylesine sakin, öylesine sevgi dolu öylesine derin şeyler söyledi ki… Anlayabilene hatta hissedebilene tabii…

“Daha çok sevgi ve barış içinde olmaya ihtiyacımız var.” dedi. “Bu suçu işleyenlerin linç edilmesini istemiyorum. Adaletin karşısına çıkıp cezalarını çeksinler. Allah ailelerine sabır versin.”

Tüm bu konuşmanın üzerine babaya da nefret ve öfke saçmaya devam eden, ortalığı yakıp yıkmak isteyen, kana ve cana susamış caniler konuşmaya devam ediyorlar. Adaleti hapisteki diğer mahkûmlardan bekliyorlar. ‘Nasıl olsa içeride onu yaşatmazlar’ mantığı güdülüyor hala…

Kızını kaybetmiş olan bir adam, bir erkek ve bir o kadar sevgi ve merhamet dolu bir varlık. “Sevmeliyiz” çağrısında bulunuyor. Bu sözler o pis zihinlerle algılanabilecek sözler değil. Kalbinizi açın ve öyle anlamaya çalışın…” derken satırlarıyla arkadaşım, ne güzel yazmış.

Okurken içime su serpiliyor. Şükür ki, yalnız değilmişim. Bugünler için hazırlanmış spiritüel komandolar da görevlerine başlamış. Herkes bulunduğu alanda olumsuzu olumluya dönüştürme çalışmasında.

Anne Songül Aslan; “Kızımın hiç bir günahı yoktu. Suçsuz bir çocuğu nasıl böyle katlederler. İnsan olan bunu yapamaz. Biraz vicdan olsa bunu yapmaz. Bunlar insan değil, cani” derken acılı yüreğiyle… “Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok” diyor acılı baba. İnsanların barışta iken teslim olması gerektiğini, savaş çıktıktan sonra bunun bir kıymeti olmayacağını belirterek, şöyle devam ediyordu; “Teslim olursak içimizdeki bütün güzellikler ortaya çıkacak. Savaşırsak, sonunda nefsimiz kazanacak ve analar, babalar ağlayacak, meleklerin kanatları koparılacak, meleklerin çığlıklarını kimse duymayacak. Duyduğumuz kulaklarımızın, gördüğümüz gözlerin aslında bir anlamı yok. Memlekette herkes bir şey söylüyor; biz ne ocuyuz, ne bucuyuz, şanı yücelerden yüce olan Türk milletinin bir ferdiyim, evladıyım…”

Sokağa dökülen kadınlarımıza, korku dolu kızlarımıza bakıyorum…

Muhtemelen ya kendileri, ya da en sevdikleri en yakınları tarafından tacize uğramışlardı. Kimler uğramamıştı ki? Ülkemizde cinsel tacize uğramayanımız var mıdır acaba? Abisinden, dayısından, babasından, patronundan, yöneticisinden, eniştesinden, amcasından, ailesinin en yakın dost amcasından, dedesinden ve hatta erkekler de annesinden!…

Formun Üstü

Okuyorum, milleti dinliyorum, anneyi, babayı… Kendimi…

Babanın; “Rabbim özel yaratmış, güzel yaratmış…” sözleri çok manidar. Özgecan ismi çok manidar. Kaderin farkındalar, görevin farkındalar, teslimiyetin farkında…

Nurlar içinde yat Özgecan. Teşekkürler fark ettirdiğin için!

Bakıyorum televizyonda siyah giyinenlere… “Erkeklerin kadınların yanında olmasını diliyorum” diyor ünlü modacı… Bütün jüri üyeleri üzgün… Hepsi siyah giymiş; “Üzerimize giydiğimiz siyahlar, içimizdeki üzüntüyü anlatmaya yetmiyor” diye devam ediyor bi’ diğeri… Hoşuma gitti, sayfama yazdım… Arkadaşım yazıyor;

– “Sözel şiddetin yoğun olduğu bu programlarda, bu güzel sözleri duymak ne kadar ironi bir durum, öyle değil mi?”.

– “Öyle!”

Program başlarken herkes yasta. Sonra hayat devam ediyor. Edecek de!…

Sorunu çözeceksek önce doğru teşhis etmeliyiz. Teşhis doğru konursa tedavisi kolay olur.

Bu yüzden hem içten ve dıştan çalışmak lazım… Şimdi tam zamanı!

İçimdeki Öz, İçinizdeki Öz’ü Selamlar

GÜLER PINARBAŞI/MEDYABEY

www.gulerpinarbasi.com

www.3gozdergisi.com

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com