Sabahları evlen; akşamları yarış!

Yukarıdaki başlık, Türk televizyonlarını özetler nitelikte mi, yoksa abartıyor muyum? Hadi o zaman birlikte bir göz atalım güzide ekranlarımıza da, siz mi haklısınız, ben mi, görelim.

“Sabah Sabah Seda Sayan”dan sonra, konuklu müzikli, yemekli doktorlu kadın programlarının esamesi okunmuyor artık. Gülben Ergenli, Zahide Yetiş’li, İclal Aydın’lı kadın programları, Seda Sayan harbiliğinde olmadığından, izleyici de Seda Bacı’sının yerine bir şey koyamadı. Mahallenin sağlık ocağının müdavimi olan amcalar, teyzeler, yazdıracakları ilaçları, Doktorum adlı güzide programdan izledi, öğrendi.

Milyonlarca ev hanımı, dünyanın en zor mesleğinin en zor aşamasında, akşama hangi yemeği yapacağını Mutfağım’dan öğrendi. Oruç çiğnemenin, pardon sakız çiğnemenin orucu bozup bozmadığı sorunsalını da yıllardır, Nihat Hatipoğlu’ndan dinliyor, öğreniyoruz. Yani anlayacağınız, Seda Sayan’dan sonra, konuklu kadın programları tutmadı, hatta Seda Sayan’ın yeniden yaptığı da tutmadı.muge-anli

Nasıl Haluk Levent, Anadolu Rock Müziği’nin yeniden diriltemezse, o anlamda televizyonda da bu janrı kimse diriltemez. Ama kadın kuşağında, yeni starlar da doğmadı değil! Müge Anlı İle Tatlı Sert mesela. Nasıl tatlı sertse? Müge Anlı İle Pata Küte, Müge Anlı İle Allah Ne Verdiyse gibi daha güzel isimler olabilirdi. Bunlar Müge Anlı’nın harika sunuculuğunun dışındaki önerilerim. Program, adından Müge Anlı’yı atınca geriye bir şey kalmıyor aslında.

Bu program sayesinde, toplumsal çözümlemenin dibine vuran ev hanımlarımız, üzerine doktora tezi yazan sosyologlarımız var. Ben nice büyük büyük abilerin, ablaların, kariyerleri pas parlak insanların, Müge Anlı İle Tatlı Sert’in tekrarını izlediğini bilirim. Üstelik kaydedip izliyorlar gündüz çalıştıklarından. Neyse bu kadar adli inceleme yeter, sabah sabah…

Biraz da moda diyoruz o zaman, “İşte Senin Stilin”, “Üzerinde Ne Var?” , “Giyinsek de Beraberiz” gibi moda programlarıyla, o gün “bakkala giderken ne giyeceğim?” “boş damacanayı almaya gelen sucuya nasıl görüneceğim?” gibi dertlerden kurtuluyoruz. Aslında modanın hikaye olduğunu biliyoruz. Bu tip moda programlarında para ödülü var ve yarışmacı olmak için, ağır bir makyaj yapmak ve konuşurken ağzı 2.5 cm kadar yaymak ana kural. Ha bir de burnunuzda et varsa ve “tımammm mııı?”, “cınımmmm sennnnn çık tatlısın ama kıyafetinn çık şıyadaannn” gibi cümleleri de dilinize pelesenk ettiyseniz, instagram’da 100 bin takipçi, Facebook’ta 5000 arkadaş kapınızda yatar, sıra bekler.

Modadan da nasibimizi aldıktan sonra, sıra ilişkilerimizi bir ayna misali yansıtan, bizi kah güldüren, kah ağlatan, kah dans ettiren, kah pes dedirten izidivaç programlarına geçiyoruz. Bu programların isimleri de oldukça fantastik ve yaratıcı. Esra Erol’da…Sen nerdesin? Zuhal Topal’la…Ben Nerdeyim?

Farkındaysanız, programlarda sübliminal birer mesaj var, kimse yalnız kalmasın deniyor bu mesajda, boşlukları siz doldurun deniyor.  “Karizmatik misiniz?” sorusuna “Hayır, emekliyim” diyen amcadan, evli çıkan damat adaylarına kadar her türlü, devre yakan olaya tanık oluyoruz bu programlarda. Ama sonuçta ilişkiler adına da çok şey öğreniyoruz.

Evli bir adamı sevemeyeceğimizi, sigortasız bir yaşamın, insanın sigortalarını attırdığını, evi üstüne yapmanın, evin üstüne yatmakla aynı şey olduğunu, anne ile birlikte yaşamanın, direk annenin emekli maaşıyla ilgili bir hadise olduğunu…Örnekleri çoğaltabiliriz. Yeni nesillere aktarıldı bu altın değerindeki deneyimler.

Bu tür programların evli olanlarına da tanık oluyoruz bu arada. Evli derken, evli çiftlerden değil, evde geçenlerden bahsediyorum. “Kısmetse Olur” gibi, “En İyi Benim” gibi üvey kardeşleri var artık izdivaç programlarının. Ama halkımız onları da bağrına bastı. Seviyoruz dimi insanları başgöz etmeyi. Alişan’ı, Beyaz’ı evlendiremediği için gece yatamayan aile büyükleri var hepimizin etrafında.

kismetse-olur

Ama bir gün bir boşanma programı yaparsam, adı da hazır: “Kısmetse Ölür”… Kötü fikir biliyorum, televizyonda şiddete karşıyız.

Toparlarsak, sabah bu tarz programlarla kadın seyirciyi ekrana bağlayan kanallar, ‘prime-time’da da bu durumun meyvelerini topluyor. Nasıl mı, tabii ki dizilerle…Geçen gün, “Dizime bir şey oldu” diyen arkadaşıma, birisi, “Ne oldu, yayından mı kaldırıldı?” demiş. Durum bu kadar vahim yani.

Üç saat süren dizilerin ardından, sıra yarışmalara geliyor. Sabah evlenen halkımız, akşam yarışarak düğün masraflarını çıkarmanın peşinde.

“O Ses”te jüriyi döndür, albüm yap… Selçuk Yöntem’le efendice yarış çekini al… Ertem Şener’le suya düşsün paralar, ıslandığınla kal… Altın Petek’te Petek Dinçöz’le tanış…Sonuncusunu salladım tabii ki…Survivor’da sakal bırak, 20 kilo ver, yarışmayı hep Turabi kazansın…

Benim bir seyirci olarak, televizyonlarda gözlemlediğim şey, sabahları evlendiğimiz, akşamları da boşandığımız, pardon yarıştığımız. İtirazı olan varsa, ya şimdi itiraz etsin, ya da sonsuza kadar televizyon izlesin.

Yasal Uyarı: Bu yazıdan çıkarılması gereken sonuç: “Televizyona sadece bakmayın, biraz da içine girin, pişman olmayacaksınız”

BÜNYAMİN SOYUPAK/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com