Reaksiyon neden kan kaybetti?/OYA TEKİN

Bu sezonun en iddialı işi olarak yayın hayatına giren Reaksiyon Yeni Türkiye’nin inşa edildiği bu dönemde “hangi devlet?” sorusuyla karşımıza çıkan bir yapım.

Yeni Türkiye gibi fazla gösterişli bir anlayışla şaşalı bir giriş yapması konudan önce izleyiciyi oyuncuları ve çekimleriyle avlamak istemesi çok fazla eleştirilse de ekranın eli yüzü düzgün yurt dışında da sükse yapan bu yılın tek işi olduğunu kabul etmek gerekir.

Zaten biz de iddialı yapımları yerden yere vurmak eleştirmek bir alışkanlıktır. Ama dizinin bir handikapı da Kurtlar Vadisi’yle ayrılan ve kesişen yollardan geçiyor olmasıydı.

Kurtlar Vadisi Pusu’nun beyin takımı olarak bilinen Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ın Pana Film’den ayrılmasının ardından Reaksiyon dizisinin danışmanlığını yapması yine Kurtlar Vadisi’nin yönetmeni Onur Tan’ın da diziden ayrılarak Reaksiyon’u çekmesi üzerine yeni dizinin de aksiyon, macera, polisiye, dram karışımı özellikleri de içinde barındırışıyla Kurtlar Vadisi’yle kıyaslamaları da beraberinde getirdi.

Bu kıyaslamaların yapılması çok doğal olsa da yer yer haksızlık yapıldığı da bir gerçek. Her macera ve aksiyonu içinde barındıran diziye Kurtlar Vadisi mi diyeceğiz? Ya da sırf Kurtlar Vadisi var diye yeni bakışlarla bu diziler çekilmesin mi?

Kaldı ki Kurtlar Vadisi suç dünyasını anlatan bir yapım olarak doğdu Reaksiyon ise güç dünyasını anlatacağını daha ilk bölümden beri bağırıyor.

Gerçi o bağırıyor da çokça yapılan eleştirilerden biri anlamadık ne anlatacak üzerine olunca haliyle dizi de özetleri geçerken anlama reçetesiyle sunmaya başladı.

“Prospektüsü okumadan diziyi izlemeyin”.

Fakat anlamamak konusundaki eleştirilerin nispeten doğruluk payı da var. Çünkü dizi genel izleyicinin anlayıp çabukça kabulleneceği bir iş değil.

Ülke gündemini yakından takip etmek gerekiyor. Genel izleyici dışında anlamayan da yok zaten. Yani o kadar abartılacak bir anlamazlık durumu yok. Yine de reçeteyi okumadan bölüme geçilmesin tabii.

Genel izleyiciyi zaman içinde kucaklaması mümkün mü peki!

İşte bu noktada Kurtlar vadisi ile kıyaslarsak Kurtlar Vadisi de ilk çıkışında fenomen olmamıştı. Yavaş yavaş yükselmiş sonrasında da kimseye aman vermemişti. Hala da bu liderliğini koruyor. Ayrıca Deli Yürek dizisinin de rüzgârını arkasına almış bir iştir. Bugün başlasaydı Kurtlar Vadisi de aynı bocalamayı yaşardı. O günün koşullarıyla denekleriyle her şey çok farklıydı.

Bu dizi için bu yükseliş mümkün mü? Mümkün tabii. Ama Kurtlar Vadisi’yle ayrışan iki yönü var. Kurtlar Vadisi post-modern bir Kara Murat çıkardı. Yani halk kahramanı yarattı. Her şeye rağmen ülkeyi koruyan vatansever fazla fantastik bir adam.

Oysa bu dizide vatansever kimse yok. Herkes birbirine vatan haini, herkes birbirine düşman. Bir kahramanı da yok doğal olarak.

Çıkarabilir mi?

Oğuz ve Tekin için düşünürsek bunu; Oğuz, fazla elit tarafta Tekin ise serseri. Kırılma noktaları, zaafları var ikisinin de. Yani ağır abi değiller.

Nam-ı diğer Dayı, Yavuz Aslan’a gelirsek bizlere Yeşil kod adını altan altan çağrıştırıyor olmasını bir kenara bırakıp Dayı’nın yaptıklarına bakılırsa pek de halk kahramanı gibi durmuyor. Yavuz Aslan’dan kahraman, yeni Türkiye’nin Kara Murat’ı yaratılsa inandırıcılık taşımaz özetle.

Yani hedef kitlesinin matematiği baştan tam yapılmadığı için aradaki izleyiciyle yoluna devam ediyor. Kahramanları seven genel izleyiciyi de çok fazla çekmesi beklenmemeli.

Zaten bu dizi kahramanda çıkarmasın fantastik karakter izlemek istesek Kurtlar Vadisi yetiyor genel izleyiciye hitap edeyim derken de bu dizinin gerçek alıcısından uzaklaşmış olurlar.

Diğer sebep ise AB izleyicisindeki uzaklaşmanın nedenidir de bana göre dizi sadece olan olayların anlatımı üzerine kurulu.

Kurtlar Vadisi çıkışını suç örgütleri üzerinden yapsa da zaman içinde politik yönü de ağır basmış öngörüleriyle yorumlar katmıştı diziye. Başka bir deyişle politik öngörü getirerek olabilecekleri taşımıştı ekrana.

Hatta birçok söylemiyle “Kurtlar Vadisi bunu söylemişti bak oldu” haberlerine kadar taşınmıştı.

Bence Reaksiyonun ihtiyacı olan tek şey bu. Aksiyonun az olması, politik dilinin ağır basması falan değil diye düşünüyorum. Yerinde bir aksiyonu var zaten. Fazla aksiyona boğmak da diziye dinamizm katarken yeni denek sistemine uymaz.

Politik anlatısını, olan biteni hükümet diliyle anlatmaktan uzaklaşmalı bana göre. Paralellere karşı bir tepki dizisi olarak gözümüze gözümüze sokuldukça dizi elindeki izleyiciden uzaklaşıyor. İlk bölümlerde reytinglerini yükselten dizi son bölümlere doğru kan kaybı yaşadıysa bunun fazlaca etkisi var diye düşünüyorum.

“Olan biten her şeyi paraleller yaptı bakın şu şekilde yaptılar. Düşmanlar şunlar bunlar”. Bu şekildeki işaret dili de tarafsız anlatımını yok ediyor dizinin.

Sadece gerçekleri anlatacağız diye yola çıkan bir dizinin muhalif olmadan hükümet diliyle anlattığı gerçekler ne yazık ki şüphede bırakıyor izleyiciyi ya da uzaklaştırıyor. Hangi gerçekler? Taraflı mı tarafsız mı?

En azından ben ve benim gibi düşünenler bu anlamda izlerken bildiğim şeyleri yeniden izlemiş gibi oluyorum, oluyoruz yorum, farklı bakış, muhalefet göremiyorum, göremiyoruz.

Burada özellikle Homeland örneğini vereceğim nedenine gelince benzerlikler ve kesişmeler buluyorum küçük kırıntılarda olsa. Ama örneklemedeki amacım daha çok izleyici ne bekliyoru gösterebilmek. Homeland dizisi kendi içinde CIA’yı da eleştiriyor, ilahlaştırmadan kırılma noktalarını veriyor. Ortadoğu’ya bakış açısını aktarırken kendi zaaflarındaki hatalara da yer veriyordu. Bunu sadece karakterleri üzerinden yapmıyor, kurumlar üzerinden de yapıyor.

Reaksiyon da paralel yapıya bir tepkime olarak doğduysa eğer ki ben şimdiye kadar sadece bunu anladım o zaman zaaf ve hatalarına da yer vermeli verebilmeli. Dizinin en büyük eksikliği bu bana göre.

Hangi devlet sorusunu taraflar üzerinden sorduğumuzda Oğuz cephesi emperyalist devlet mi, Yavuz Aslan derin devlet mi, sosyal devlet diyince Doktor Zeynep mi, yargı devletini Duygu mu temsil ediyor Demokratik devleti de Gürkan temsil ediyorsa her yerden bir paralel çıkıyor. Ve tüm devletlerin hiçbirisi de sıcak dokunuşlar yaratmıyor izleyen üzerinde.

Gürkan üzerinden empoze edilen demokratik devlet anlayışını da algılar kaldırmıyor. Geriye ise bir devlet kalmıyor her yerden çürümüş seçimsiz devlet.

Yani diziyi izlerken ben ve benim gibi düşünenler hükümetin kendi baktığı yerden izliyormuş hissine kapılıyorsak orda bir sorun var demektir.

Ve dediğim gibi ön görüsel yaklaşımlara başvurmalı. Bilinmeyeni de izletmeli.

Gerçeklere gelince özgür olmadığımız bir yerde gerçekleri ancak izin verildiği ölçüde anlatabiliriz. Ya da anlattığımızda o anlattığımız son olur. Bu yüzden ben bu ülkede gerçeklerin anlatılacağı dizilerin olacağına inanmıyorum.

Politize olmamış senaristlerin olması gerekli her şeyden önce ki her yönden ele alabilsin. Ya da özgür olabilmeli senarist. Bulunduğu kanalların yayın ilkeleri doğrultusunda yazmak ve ülkenin verdiği özgürlükler içinde yansıtmak işte bu halde bir ülkede isteseniz de her şeyi yazamazsınız. Ve izleyicinin de politize olmamış hali gerek. Bu yüzden gerçekleri anlatacağız söylemiyle ortaya çıkan Reaksiyon’dan benim bu anlamda fazla bir beklentim yok, olmadı da. Anlatabileceği gerçekler bu kadarla sınırlı kalırdı. Ki evet gerçekleri anlatıyor ama sadece olanları. Oysa biz bu olanları zaten biliyoruz. Bilmeyenler için de algı yönetimi oluyor.

Olabilecekler de anlatabilmeli. O zaman yükseliş grafiği yakalar kanısındayım. Daha farklı gerçekler beklemekse hayalcilik olur. Özellikle politik yönü ağır basan dizilerde zaten beklenmemeli de tüm çıplaklık.

Örneğin özgürlük, yayıncılık, çıplaklık diyoruz ya son bölümde fragmanda yer alan Öcalan İmralı görüşmeleriyle ilgili sahnenin bölümde verilmemesi ne anlama geliyor varın siz yorumlayın. Olabilecek çıplaklıklar makas yiyebiliyor.

Homeland demişken de şunu da atlamayayım Türk askeri Oğuz’un Irak’ta esir düştüğü zindan sahnesi ile Amerikan askeri Brody’nin Irak’ta esir düştüğü sahne. Ortaklıklar benzerlikler saçlar, bakışlar, duruş. Gerçi Oğuz fazla yakışıklı ve onca zaman geçirse de zindan da Brody gibi sempatiler kazanmıyor. O yine ülkesine sadık bir asker olarak dönüyor.

Karakterler arası benzerlikler olsa da bizim dizilerimiz de esas oğlanlar kirlenmezler değil mi?

Gelelim el ovuşturanlara onlar malumunuz Star TV ne zaman yeni bir dizi yayınlasa olmamış düttürüsünü çalan art arda felaket senaryoları yazan dizi kaldırılıyor başlıklarını atanlar.

En son örneği ve komikliği de Gönül İşleri dizisine yaptılar. Dizi pahalı bir işmiş aldığı reytingler kanala yetmiyormuş da kaldırılması an meselesiymiş.

Sanırsınız dizi çakıldı. Oysaki dizi ne pahalı bir yapım ne de öyle dedikleri gibi kötü reytingleri var. Aksine sürekli yükselişte ve de beğeni kazanmış bir iş.

Ama alışılmış şablon başlıkları bu.

Reaksiyon için de sürekli aynı söylemlerle başladığı günden beri başlık atıyorlar. Evet, Reaksiyon beklentisi yüksek gerçekten pahalı bir iş ama kanalın kaldırdığı ve kaldıracağı yok en azından şimdilik.

Ayrıca ilk haftalarda ki yükselişi de yabana atılmaz. Son bölümlerdeki düşüşü biraz da kanalın kendi yanlışıyla doğru orantılı. Her ne kadar içerikle alakalı bir uzaklaşma söz konusu olsa da kanalın ara vermesi de diziyi olumsuz etkiledi. Henüz yeni yayına giren dizilerin ara vermesi izleyici üzerinde olumlu etki yapmıyor zaten kaldırılacak düdüğü öterken ara verilince hem izleyici uzaklaşıyor hem de bitti mi ki düşüncesi hakim oluyor.

Sosyal medyada aktif insanlar üzerinden dışarıda izleyici profili çıkarmakta sağlıklı değil. Dışarıda ki izleyici tüm ayrıntıları tek tek takip etmiyor. İlk duyduğu ile yetiniyor. Gerisini sorgulamıyor bile. Kaldı ki neden sorgulasın neden araştırsın.

Yani Reaksiyon biraz da ara verilişle kan kaybetti. İlk haftalara baktığımızda genel izleyiciye tam hitap edebilecek bir dizi olmamasına rağmen genel izleyiciyi bile yakalamış. Sonrasında ki kan kaybediş her iki kategoride mevcut ki böyle işler doğası gereği yavaş yavaş izleyici çeker Reaksiyon da ise aksi olmuş.

Yeniden yükselişe geçmesi imkansız değil ama dizi içerik olarak güncel haberlerden öteye gitmezse kalıplar içine sıkışırsa ve çokça hükümetin baktığı yerden bakarsa bu kan kaybediş kaçınılmaz.

Şu aşamada Star’ın diziyi çabuk çabuk gözden çıkaracağını düşünmüyorum ama özgürde bırakmalı kesme sahnelerle sunarak, aksiyonun, heyecanın yükseldiği yerlerde reklam girerek, zamansız aralar vererek diziye olumlu kazanım sağlamıyor.

Gelelim dizinin oyuncularına ve karakterlere.

Erdal Beşikçioğlu, İbrahim Çelikol, Selen Soyder, Nehir Erdoğan, İsmail Demirci, Yurdaer Okur her biri kendi alanında birer fenomen olan ve o denli ünlü isimler.

Yeni karakterleriyle benimsenmeleri elbette ki çok kolay olmayacaktı.

Malumunuz Erdal Beşikçioğlu Behzat Ç. karakteriyle ses getirmiş bir işe imza atmış. Bir anda algıların sıfırlanmasını beklemek hayalciliği ile kıyaslama yapmak. Allahtan Beşikçioğlu usta oyunculuğu ile algıları çabuk kırıp Dayı karakterini hafızalara kazımaya başladı. Köprüden beri kendisini izleyen bir izleyici olarak ben ilk bölümde de Behzat Ç izlerini görmedim ve de yadsımadım. Bir oyuncu her rolü oynamalıdır diyenler Dayı’yı yadırgıyorlarsa bu sadece alerjik bir tepkimedir bana göre.

Selen Soyder ise Toprak karakteriyle ilk çıkışını yapmış fenomenleşmişti adeta. Özellikle kadın izleyicilerin severek takip ettiği Lale Devri dizisinden sonra ikinci dizisi olan Reaksiyon da Doktor Zeynep olarak karşımıza çıkan Soyder için çok fazla bir şeyin değiştiği söylenemez. Evet, Zeynep doktora inandım ben Toprak karakterini görmüyorum karşımda. Ama yine iyi bir karakter olması açısından baktığımız da sevenleri cephesinde fazla bir şey değiştiğini söyleyemeyiz. Belki onu sevenler daha duygusal işlerde izlediği için yadırgamış olabilirler bu işi denebilir ama öyle de değil. Sevenleri nasıl bir dizi izlediklerinin farkında farklı bir işte görmekten de oldukça memnunlar. Ayrıca Doktor Zeynep için düşünülecek en doğru isimlerden biri. Bu karakter için daha ne yapılabilir ki gayet de iyi oynuyor. Öfkelerini de duygu geçişlerini de gayet iyi veriyor.

Zaten karakterin kendisi bu kadarla sınırlanmış ha şu söylenebilir bu karaktere biraz farklılık getirilsin eminim Selen Soyder onu da oynar. Toprak’taki saf hallere, gereksiz fedakâr hallere sokulmasın yeter. O zaman Zeynep karakterinin inandırıcılığı yok olur. Serdar’ı parçalamaya hazır bir Zeynep sırf Oğuz’un annesi istedi diye fedakârlık yaparsa böyle bir dizi de ben Yeşilçam mantığı görmüş olurum ki bu da Reaksiyon’u bu ayakta klişeleştirir.

Zaten aşk ayağında başlangıçta daha gerçekçi temellendirmesi hissini uyandıran dizi kadın izleyiciyi yakalamak için mi yoksa baştan beri böyle mi düşündükleri için bilemiyorum ama temellendirmesini klişeye dayayarak ben de hayal kırıklığı yarattı.

Zeynep Oğuz birbirine aşık Zeynep Oğuz’u öldü biliyor ve hamile olduğu için başkasıyla evleniyor. Oğuz döndüğünde Zeynep’i evli buluyor yıkılıyor. Oysa Oğuz seçimleri yüzünden Zeynep’i geride bırakmış olsaydı daha gerçekçi olurdu ki ilk bölümler bu hissi verdi hep. Yine Oğuz’un henüz bilmediği çocuğu olabilirdi ama temellendirmesi Yeşilçam klişesine dayanınca bu dizi de şık durmuyor. Bu ayakta biraz daha gerçeklik şart ki Oğuz Zeynep aşkına inansın izleyici.

Oğuz’un Duygu ile olan ilişkisi daha gerçekçi geliyor bana. Oğuz Duygu’ya aşık değil ama ilişkinin başlaması ve gelişimi, Duygu’nun kariyerine rağmen Oğuz için her şeyi yapan kadın halleri hem inandırıcı hem de günümüz gerçekliğine örtüşen bir anlatım içinde.

Umarım bu anlatımın içine entrika serpilerek Duygu karakteri yok edilmez. Dolaplarla bir Oğuz’u elde eden Duygu izlemek istemeyiz zaten bu dizinin de buna ihtiyacı yok.

Oğuz ve Duygu demişken İbrahim Çelikol ve Nehir Erdoğan’la hayat bulan karakterler de oyunculuk anlamında fazlasıyla tatmin edici.

Tekin’se Dayı’dan sonra fenomenleşen bir karakter olarak öne çıkmaya başladı hem İsmail Demirci’nin karaktere kattıkları hem de Tekin karakteri izleyiciyi yakaladı. Bence aşk yaratılacaksa Tekin cephesinde iyi bir aşk gerek.

Diğer karakterler ise henüz yeni yeni açılıyor izleyici cephesinde merak uyandırıyor. Şimdilik ana karakterlerle tanışan izleyici beklemede.

Özetle dizinin anlaşılmamış ya da kafada soru işareti bırakan çok fazla yeri yok. Sadece nerden nasıl baktığınız önemli. Hedef kitlesini belirlemeden yola çıkılmış. Ekibin büyüsüyle dizi nasıl olsa izlenir denilmiş. İzleyici cephesinde de bu ekipten beklenti yüksek oldu haliyle. Sonuç tam geri dönüş sağlamadı. Sağlaması için dediğim gibi daha ortadan bir anlatım şart. Her ne kadar güncel politika içinde “anlatılmayan yerlere gireceğiz” denilse de henüz o yerleri göremedik dizi de. Oyun kuran bir Türkiye izleyeceğimiz söylendi ama ne yazık ki hala ihanetlerle uğraşan bir Türkiye izliyoruz. Cemaatçi, istihbaratçı, gizli, tanık, satılmış gazeteci, Kobani derken paralel sızmanın dışına çıkamadık. Oysa her söylemi olay olan bir dizi olmalıydı Reaksiyon. Ki bu ekip bunu becerebilecek bir ekip.

Özetle Reaksiyon katı sıvı gaz halindeki tepkimesiyle fazla gaza boğdu izleyiciyi.

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=580460

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com