Paramparça izleyiciyi yakalamayı nasıl başardı?

İntikamın siyasete bulaştığı her şeyin allak bullak olduğu bir dönemden geçiyoruz. Dizi yapımcısı, senaristi, yönetmeni başka açılardan bakmanın bedelini ağır öderken basın zaten hep yaşadığını yaşıyor.

Gündem kendi içinde çalkantısını sürdürürken bir yanda sansür, bir yanda makul şüphe, bir yanda o bir yanda şu kavgalarının içinde huzuru kalmayan bir toplum. Parçalara ayrılmış halde. Paramparça olan toplumun parçaları nasıl toplanacak işte orası meçhul…

Tüm bu olup bitmeler içinde biraz soluklanmak için çareyi dizilerde arayan izleyiciye bu anlamda hak vermemek elde değil.

İşte bu soluklandığı dizilerden biri olan ve başka bir parçalanmışlığı anlatmak için yola koyulan başrollerini Nurgül Yeşilçay ve Erkan Petekkaya’nın paylaştığı Star TV’nin yeni dizisi Paramparça.

Bu sezon kanalların ortaya sürdüğü işler bir bir dökülürken bir anda çıka gelen Paramparça pazartesi akşamlarının ezberini bozdu aynı zamanda denek edebiyatı yapanlara da “olunca oluyormuş “ dercesine savundukları sava çizik attı.

Zira son zamanlarda çok fazla “bu denek sistemine iş yapmak zor” cümleleri havada uçuşuyordu. Paramparça küçük bir hikâyeden yola çıkarak yapılabileceğini gösterdi.

Bu sefer “büyüten mi doğuran mı” sorusu hastanede karışan iki çocuk üzerinden ele alınarak yola çıkılmış küçük bir hikâyeden büyük bir iş yaratılmak istenmiş.

Yaratılmışta mantık hatalarının çokça olmasına rağmen, ayrıntılar üzerinde durulmamasına rağmen seyirci bu hikâyenin içine girdi ve hikâye ile oradan oraya sürükleniyor.

İzleyici onca sorun içinde mantık aramıyor çünkü. Mantık olmasın, beni hayal alemine sürüklesin, duygularıma dokunsun, günlük hayatın dertlerinden uzaklaştırsın yeter diyor.

Bu yüzden de Paramparça doğru matematiği kurarak klişe dense de klişe olmamış bir konuyla izleyicinin karşısına çıktı.

Evet, hikâyesi hastanede karışan çocuklar olarak daha önce denenmemiş bir konu yani ana teması klişe değil.

İzleyiciyi önce buradan yakaladı sonra tam da aradığı soluğu verdi.

Tabii bazı eleştirmenlerin matematiği bozulduğu için neresinden tutsak da diziyi yerden yere vursak güdüleri hiç değişmedi.

Kolay olan Nurgül Yeşilçay’a yüklenmek olduğu için her fırsatta tutmayan dizileri göndermesi yapmadan geri durmadılar bir de dekoltesi üzerinden, azcık da dizideki kocası üzerinden Sultan’dan dem vurdular.

Balık hafızaları biraz tazelersek Sultan reytinglerde başarısız başlamadı Sultan’ı ramazan sofralarında da izlenecek düşüncesiyle harcayan Kanal D oldu. Yazın da devam ederek tutmuş dizinin ipini çekti özetle. Ve oradaki kocanın gidiş nedeniyle buradaki kocanın gidiş nedenleri farklı. Yurt dışında olmalarını yakalayarak Sultan giydirmesi yapmak olsa olsa nerden yakalasam içgüdüsüdür.

Zaten dizi tutmayınca fatura oyuncuya kesilir hep, bunu biliyoruz da Nurgül bir diziye başladığında ya da film çektiğinde Nurgül sendromuna neden girilir işte onu bilmiyorum.

İkinci Bahar’dan beri Nurgül’ün neredeyse sırf içinde Nurgül var diye tüm işlerini izledim. Oyunculuğu yeşil gözlerinde saklı olan bir kadın o. Gözleriyle efsunluyor izleyeni. Ama ben en çok onun anarşist ruhunu seviyorum.

Bu dizide Gülseren’i çok da iyi üzerine giymiş. Daha ne yapması bekleniyorsa artık. Onlar bekleye dursun seyirci izleyerek ödüllendiriyor zaten.

Erkan Petekkaya içinse söylenecek söz olduğunu düşünmüyorum. Ekran ışığı yüksek, oyunculuğu temiz, her karakteri bir öncekinden iz barındırmayan ve aynı zamanda insani olarak da mütevazı, kişilikli duruşuyla değerli bir isim.

Gerçi ben onu ilk başladığı yıllarda türkücü furyasından çıkan biri sandığım için işlerine mesafeliydim. Politikacıların peşinde haber yapma derdinde olunca bu dünyadan uzaktım ve de o dönem türkücülere, şarkıcılara diziler yapılınca öyle bir algı içinde olmakta da haksız sayılmazdım. Sonraları öğrendik tabii gerçeği iyi ki de öğrendik dilerim uzun yıllar ekranlarda yerini alır sinemada da farklı karakterlerle izleme şansımız olur kendisini.

Dizide Cihan karakteriyle izleyicinin karşısına çıkıyor. Evliliğinde mutsuz bir adam. Bir baba. Babalığı insanların yüreğine öylesine dokunmuş ki bir okurumun twitter üzerinden yaptığı yorum durumu özetliyor aslında.

Bülent Özkan?@buozk

@oyatekinCok super hikayesi var baba olasi geliyor insanin 😉

“Ben en çok kızı doğunca sevinen babaları severim” cümlesinin içini o kadar güzel doldurmuş ki kız çocuklarından utanan babalar belki izleyince yüzleşirler kendileriyle.

Nurgül Yeşilçay ve Erkan Petekkaya ikili olarak ise ilk duyduğumda da tamamdır demiştim izledikçe ne kadar doğru seçim olduğu da fazlasıyla görülüyor.

Ve Cevdet Mercan. Ödüllü yönetmen. Oyuncuların fanları vardır diye biliriz ya hep edindiğim izlenimden anladığım kadarıyla kendisini de beğeniyle takip edenler çok. Bir yönetmen olarak fanları olan şanslı yönetmenlerden biri olduğunu söyleyebilirim kısaca.

İçinde yer aldığı pek çok işi izleyenlerdenim ben de. Ama en çok Kasaba’nın dünyasında kaybolmuştum o ayrı tabi.

İmgeleri ön planda tutan yönetmen anlatılmak istenen düşüncenin yanında izleyicinin de kendi dünyasında kaybolmasına izin verilen bir yöntemle kişileri görsellikle birleştirerek insan ruhunun derinliklerini de görmesini sağlıyor.

Yani şimdiye kadar izlediğim işlerde hep bunu gördüm. Örneğin Kasaba dizisinde gizemli bir adamın dünyasını verirken odasına hakim olan renklerle kullandığı imgelerle desteklemişti. Ne zamanki aşk odaya giriyordu bir anda tüm sis kalkıyor o oda aydınlanıyordu.

Bu dizide de hayattan kesitler vererek Gülseren’in hayatını anlamamızı sağlıyor. Gülseren’in mahallesindeki yaşamlardan karelerle hızlandırılmış bir atmosfer yaratmış. Ama bu söylemiş olduğum insan ruhunun derinlerine inmemizi sağlayan tekniğini nedense burada bazı ayaklarda hiç kullanmamış. Ya da kullanmıyor.

Özellikle çocukların yeni annelerine hemen uçup gitmeleri ruhlarının derinliğine inemediğimizden olsa gerek replikler dışında nedenini anlayamadık. Doğal olarak abartı ve saçma geldi.

Cansu’nun içindeki fırtınaları repliklerinden anlamak yetmedi. Cevdet Mercan çok daha iyi sahnelerle bu duygu geçişini bizlere verebilecek bir yönetmen oysaki.

Aynı şekilde Hazal cephesinde de durum farksız değil. Evet, lüks hırsı yüzünden kabuğunu hep beğenmedi önüne gelen fırsatta da gözü kapalı koştu yeni annesine. Ama o kadar. Duyguları, iç dünyasındaki fırtınalarını görmedik.

Oysa Hazal Cihan karşılaşmasında bir babanın kızıyla kucaklaşması o kadar gerçekçiydi ki. Büyüttüğü kızı Cansu’yu düşünerek öz kızı Hazal’a sarılırken ikilemde kaldı. Ruh dünyasındaki çalkalanma griydi odanın Cihan tarafı da gri. Ve biz duyguları fazlasıyla hissettik. Erkan Petkkaya’nın oyunculuğunun da büyük etkisi var tabiî ki bunda ama yönetmenimizin izleyicinin neyi görmesini istiyorsa onu çok iyi verdiğini de biliyorum.

Bu yüzden ben eminim ki çocuk oyuncuların ilerleyen bölümlerde ruh dünyasına bizleri de alacak sadece repliklerle sınırlı kalmayacak nedenler.

Dizinin kalemi Yıldız Tunç ise şehir kadınlarının öykülerini çok iyi anlatan bir kalem bana göre. Binbir Gece, Aşk ve Ceza dizilerinden tanıdığımız Tunç bu sefer Paramparça’yı yazıyor. Binbir Gece ile Aşk ve Ceza’yı izlemiş biri olarak kalemini severim.

Dediğim gibi şehir kadınlarını ve zengin cephesini çok iyi kaleme alıyor. Burada da zengin taraf olan Cihan ve ailesini çok iyi yazmış. Yalnız bir adam evliliğinde mutsuz. Kızıyla geçirdiği vakitlerde mutlu olan, oğluyla iletişimleri kopuk olan, karısıyla evlilik oyunu oynayan bir adam.

Yine mutsuz bir kadın Dilara. Cemiyette sağlam duruş sergilemek için sorunları yok sayan mutluluk oyunu oynayan bir kadın. Her şeyi cemiyete göre şekillendiren, çocuklarını bile onlar ne dere göre yetiştiren, biraz kibirli, biraz hırçın, sahte arkadaşlıklar içinde çokça yalnız bir kadın. Ebru Özkan canlandırdığı karaktere hayat katmış aynı zamanda onun oyunculuğu ile de sahicilik kazanmış Dilara karakteri.

Evin oğlunun yerli yersiz çıkışları dışında bu aile ve çevresi güzel kaleme alınmış. Oğlumuzun yer yer babaya atarlandığı sahnelerde yüksek volum, tekrarlı replikler hem inandırıcılığı öldürüyor hem de itici duruyor. Evet, baba oğul çatışması çizilmek isteniyor ama daha inandırıcı repliklerle bu desteklenebilir. Çoğu zaman sadece sahneye dahil olsun Ozan diye duruyor.

Gülseren cephesine gelirsek, bu cephede ise kalemimiz fakir edebiyatı yapmış fazlaca. Zengin cephesine gösterilen özen burada biraz uçları seçmiş. Evet, böyle mahalleler, böyle yaşamlar var. Ama bazı abartılar yer yer gölgeliyor inandırıcılığı buna biraz dikkat edilirse bu cephenin de tadından geçilmez.

Bu cephenin yıldızı ise halamız Keriman. Nursel Köse’nin oyunculuğuyla inandırıcılığı yükselen bir o yana bir bu yana bir karakter olan hala dizinin de, bu cephenin de en güzel rengi olmuş.

Cihan’ın babası da mizahi kısmını iyi doldurmuş. Civan Canova’nın canlandırdığı Rahmi karakteri tam zamanında gelerek diziye farklı bir soluk getirmiş oldu.

Endemol Türkiye’nin Mükemmel Çift dizisinden sonra ikinci dizisi olan Paramparça bütünde izleyiciyi yakaladı, yakalamaya da devam edecek.

Beni ise bu dizide bağlayan iki nokta var kadınların anneliklerinin yarıştırılmasından ziyade iç dünyalarında ki çalkantılar. Her iki kadında mutsuz, biri azla yetinen hırsları olmayan bir kadın diğeri ise hırslı elindekilerin değerini bilmeyen bir kadın. Evlilikleri arızalı. Annelikleri karşılaştırılırken bu kadınların iç dünyaları resm edilebilinirse çok daha keyifli seyirlik kazanır düşüncesindeyim. Biri yüceltilerek, biri kötülenerek iki kadın karşımıza çıkarılmadan dengeli bir çizgide işlenirse bu dizinin sürekli izleyicisi olurum.

Ve kardeşlik olgusunun kan bağı olmadan da oluşabileceği konusu. Bu konu farklı yerlere gitmeden işlenmesini umut ediyorum. Öküz öldü ortaklık bozuldu algısı yarattı biraz bende umarım yanılıyorumdur Ozan-Cansu abi kardeş bağları daha da güçlenip ilerler.

Özetle Paramparça karakterleriyle ve hikayesi ile izleyiciyi yakaladı. Önce oyuncular sonra hikaye açıklandığında dizinin bu sonuçları alacağını tahmin etmiştim. Hem yeni denek sistemine uygun olması hem de denenmemiş bir noktadan yakalamaya çalıştıkları için Paramparça pazartesinin dengesini değiştirdi. Bir de konuyu sündürmeden hızlı şekilde işlemesi izleyiciyi şaşırtıyor. Ben dizilerin olmuşluklarını kendi beğeni çıtamda değerlendirmiyorum mevcut denek yapısı ve dışarıdaki yansıması ile değerlendiriyorum.

“Ay Paramparça çok güzelmiş” cümlesi sokağa düşmüşse o dizi izleniyordur. Ve evet, bu dizi sokakta konuşuluyor. Uzun bir zamandan sonra bu yıl konuşulan iki dizi var sokakta biri Diriliş diğeri ise Paramparça. Zaten reyting tablosu da bunu gösteriyor.

Şimdi panel bunu istiyor diye oturup yeni iş üretmek yerine kopyala yapıştır yaparak benzer diziler yapmazlar umarım. Zira ne zaman bir iş tutsa benzerlerini yapma kolaycılığına girilir. Ama kaçırdıkları şey zaten benzerlerini yaptıkları için tutmuyor işleri çünkü izleyici her şeyin farkında.

OYA TEKİN/MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com