ÖZCAN DENİZ’İN KARAGÜL’DEKİ ÖNEMİ NE?/OYA TEKİN

Karagül dizisi başladığından bu yana başarı grafiğini sürekli yükselterek cumaların rakip tanımaz dizisi olarak kendini kanıtladı. Haftanın en çok izlenen işleri arasındaki yeriyle de başarısını perçinlendi.

Havalar ısındı, reytingler düşüyor söylemlerini sıkça duyduğumuz bir dönemde havaların ısınması Karagül cephesine reytingleri yükselten bir ısınma olarak yansıdı.

Görünen o ki sevilen dizi üçüncü sezona uzayarak uzun bir süre daha kendisinden söz ettirecek, bu ısınmadan fazlasıyla nasiplenecek.

Bilindiği gibi dizi Özcan Deniz ile başladı ve onun canlandırdığı Murat karakterinin ölümü üzerinden şekillendi.

Ve uzun zamandan beri Murat karakterinin yani Özcan Deniz’in yeniden diziye dönmesi gündemde. Murat yaşıyor ve dönecek nasıl dönecek derken birkaç bölümdür kâh görünüp, kâh kayboluyor.

Nihayet son bölümde varlığını fazlasıyla hissettirerek artık buradayım dedi. Nasıl hayatta kaldığının hikâyesini de öğrendik böylece.

Bu görünüp kaybolmalarda bir şey daha öğrendik; Özcan Deniz’in reytinginin Karagül’e yansıması. Dün neyse bugün de aynı. Yani dizinin bugüne dek aldığı başarı grafiği aynen yerli yerinde. Bu durumda Özcan Deniz’in gelecek sezon olmaması ( magazine yansıyan haberlere bakılırsa yeni projesiyle ekranlarda olacakmış )Karagül için bir şey değiştirmez. Görünüp kaybolmalarının da çok şey değiştirmediği gibi.

Her ne kadar ciddi anlamda bir bekleyişin olduğunu bilsek de bu bekleyişe Özcan Deniz severlerin dışında baktığımızda daha ziyade Murat karakteriyle hesaplaşmayla alakalı bir bekleyiş olduğunu düşünüyorum.

Dizinin takipçileri bilseler de bilmeyenlere kısaca geçersek Murat kendi gerçeklerinden kaçan, yüzü batıya dönük, kökleri doğuya bağlı, batıyla doğu arasında seçim yapmaktan kaçan her ikisini de elinde tutarak kolayı seçen bir adam.

Kolayı seçerken de iki kadını birden aldatan, yalanlarla kurulmuş hayatları iki kadına sunan bir adam.

Doğu yüzü Narin Batı yüzü Ebru.

Her iki kadında sadece bir erkeğin sunduklarıyla yetinen, onun anlattıkları ve verdikleri kadar var olan kadınlar.

İki eşli erkeklerin dünyasında yer alan kadınlardan sadece ikisi onlarda.

Üstelik bu varoluş temellendirmesinde bir annenin evladından koparılış öyküsüyle yalanlar üzerinden yürüyen bir varoluş.

Narin gerçekleri bilse de o da kandırılmış çaresiz bir kadın.

Ebru bir yalanla yaşasa da oğlunun öldüğü gerçeğiyle hayata tutunsa da Narin ile aynı kaderin bir parçası.

Ve Baran en masum olan.

Babanın yüzü batıya dönük yaşamında, baba sevgisinden uzak, babanın tanıttığı anneyle yaşamına devam eden, amcasına sığınan bir çocuk.

Yani Murat tüm bu hesaplaşmalar ve hesap vermeler için gelmeliydi ve geldi. Bu yüzden ben de Murat’ın dönmesini isteyen taraftayım. Özcan Deniz’den çok Murat Şamverdi’nin dönmesiyle ilgileniyorum.

Bana göre iki kadın yarım kalmışlıklar yüzünden yaşamlarına devam edemiyor.

Narin doğunun gerçekleriyle Baran arasındaki sıkışmışlıkla Oğuz komutana evet diyemiyorsa, Ebru kalben kırık olsa da Murat’a karşı sorumluluk hissiyle Fırat’a evet diyemiyorsa bu Murat’la hesaplaşamadıkları içindir bence. Hoş Fırat da bu yalana ortak olanlardan karşılıksız Ebru’yu sevse de, Ebru’dan yanıt almasa da ola ki bir gün aldığında Murat’tan farkı olacak mı? Ve Ebru bu yalanın ortağı olduğunu öğrendiğinde Fırat’a aynı güveni duyacak mı?

Öte yandan Kendal kötü ama kızsalar da izleyiciye kendini sevdiren adam ve kardeş katili. Murat’ı öldüren, öldürdüğünü sanan adam. Kendi doğrularını yaşayan, çokça çaresiz, çaresizliğinde sertleşen, sertlikle, şiddetle yok eden aslında kendini yok eden, tüketen adam.

Murat’ın yara açtığı insanlar arasında o da var bana göre. Görünürde kötü adam dediğimiz Kendal’ın böyle olmasında Murat’ın rolünün olduğunu çok kez Kendal’ın isyanlarında ağzından duyuyoruz.

Kendal Murat’ın yarım bıraktıklarını toparlamak ve Murat’ın yaşamını kolaylaştıran ağabey rolünü oynamış hep. Sağlam bir erkek evlat özleminde Murat’ın oğlunu sahiplenmiş.

Sonra bir gün çıkıp gelmiş Murat ve Kendal’ın elindekileri almak istemiş. Hiç kazanmayan adam elindeki tek gerçeği kaybetme korkusuyla da katil olmuş. Bu yüzden bu hesaplaşmada Kendal’ın da yeri olduğunu düşünüyorum.

Ama en büyük hesaplaşma tek masum olan Baran’a ve kardeşlerine ait. Kadınlar her ne kadar bir yalanın içinde yaşasalar da sormamışlar yaşarken Murat’a. Ebru’da kolayı seçen taraf olmuş bir yerde bana göre. Murat’ın verdikleriyle yetinmeyi seçerek. Ne işine ne doğudaki yaşamına ait gerçekleri sormamış hiçbir zaman. Narin’e “bilmiyordum” derken bilmek için hiç sorgulamamış.

Oysa Baran ve kardeşlerine sorulmadan çizilmiş hayatları.

İşte bu nedenle hesaplaşmaları için Murat’ın gelmesini istiyorum. Baba olarak bu diziye yakışsa da devamında yer alıp almamasıyla çok ilgili değiliz. Bu soruların hesaplaşmaların cevabını vermesi yeterli diye düşünüyorum.

Çünkü izleyicide Murat’a öfkeli. Hesap sormak istiyor. Ancak görünen o ki hesap soran taraf ve hesaplaşan adam Murat. Kendini gizleyerek Kendal’ın canını okuyor sanki tek suç Kendal’a aitmişçesine.

Yani özetle Özcan Deniz Karagül’e Murat karakteri olarak artı sağlasa da Deniz olarak etkisi az. Evet, Özcan Deniz’in farklı bir enerjisi var yadsınamaz Murat’a Deniz olarak bir anlam katsa da, diziye yakışsa da Karagül başarısının tek etkeni gibi gösterilmesi doğru değildir.

Karagül’ün ivmesini bu kadar yüksek tutan ekibin başarısıdır. Oyuncuların performansları ve kalemlerin yazdıklarıdır. Özellikle genç oyuncuların performansları gelecek vaat eden türden.

Genç oyuncuların içindeki oyunculukları birer birer ortaya çıkarması bizlere sevdirmesi de yönetmenin başarısıdır.

Ve yine Murat Saraçoğlu’nun yönetmen olarak yansıttıkları, Erkan Birgören Betül Yağsağan ve Beril Köse’nin kalemlerinin gücü öyküyü anlamlı kıldı bunca zamandır ve izleyiciyi cuma akşamlarına kilitledi.

Erkan Birgören’in kalemini Aşk ve Ceza’dan biliyorum yine bir doğu batı çatışmasıydı ve beğenerek izlediğim bir diziydi. O dizide yazım ekibinde yer alan Birgören’in kalemine aşina olsam da burada çok daha etkin gördüğüm kalem bizleri ekrana kilitliyor. Ve bana göre doğu batı çatışmasını doğru zeminde yoran kalemlerden biri.

Betül Yağsağan’ın kalemini ise ilk kez bu dizide tanıdım. İyi ki de tanıdık. Anlamlı repliklerle kulağı dolduran, düşündüren, hisleri ayaklandıran kalemin Karagül’e kattıkları izleyiciyi büyülüyor. İleri de pek çok dizide de kaleminin yazdıklarını izlemekten keyif alacağımı düşünüyorum.

Burada bir dipnot düşmek istiyorum. Zaman zaman basında yer alan haberlerde de dikkatimi çeken bir durum bu. Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat’ın Karagül’ün senaristleri olduğu söylemi. Oysa Karagül’ün öyküsü dışında bir de yanılmıyorsam sadece ilk bölümün senaryosunda Karagül’de emekleri geçmiştir. Sonrasında Pınar Uysal, Funda Çetin devralmış 12 bölüme kadar yazmışlardır. Ondan sonra bugüne kadar olan bölümlerin tamamı da Erkan Birgören, Betül Yağsağan ve Beril Köse’nin kalemlerinden çıkmıştır.

Yani Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat ana öykü dışında tek bölüm senaristlik yapmışlardır. Ki bu öykünün bir benzerini yıllar önce Meltem Cumbul ve Fatma Girik’in oynadığı “Gurbet Kadını” dizisiyle ekranlara taşınmıştır. Yani öykünün ana konusu da kısmen esinlenmedir.

Sonrasında öyküye fazlasıyla emek veren bugün ki tadı hissettiren kalemler dediğim gibi Erkan Birgören ve Betül Yağsağan’dır. Ve tabi Beril Köse. Onların isimlerinin geride tutulup diğer isimlerin öne çıkmasını da anlamakta zorlanıyorum. Bu yüzden bu dipnotu düşmekte fayda var emek sahibinindir bilgi eksikliği haberlerin değil.

Ve Murat Saraçoğlu denince aklıma O…Çocukları kazınmış. O filmi izlerken çok farklı tatlar almıştım ve aynı yönetmenin bu diziye kattıkları yine farklı tatlar alıyoruz. Belki de hikâyeci yanı yönetmenliği ile birleştiği için Karagül’de izlediğimiz pek çok sahnenin büyüsünü duyumsuyoruz.

Kendimizi o toprakların bir parçası gibi hissediyor, anlamlar arıyoruz. Öfkeleniyoruz, duygulanıyoruz, oradaki yaşamlara ortak oluyoruz.

Hikâye Saraçoğlu’nun penceresiyle daha bir anlam kazanıyor özetle.

İşte tüm ekip bunca zaman Karagül’ün yükünü taşımışken, sırtlamışken Özcan Deniz’e dair bir katkıymış gibi sunulması basınında böyle pompalamasını doğru bulmuyorum.

Deniz’in de böyle düşündüğünü sanmıyorum. Basının şişirmesi tüm ekibin emeklerine haksızlıkmış gibi geliyor ki öylede. Bunca zamandır Özcan Deniz olmadan cumayı sırtlayan dizi bundan sonrasında da sırtlar. Murat olarak hep varlığı olacak o hikâyenin etrafında şekillenecek tabi ismen. Ki Özcan Deniz’in sessizlik içinde, konuşmadan bölümlerde yer almasında bedenen ismen hep varım demesinin kanıtı gibi. Gelecek yıl yeni projede olsa da ismen ve bedenen Murat olarak buradayım dercesine.

Ama bir gerçekte var ki seyirci artık Murat’ın hikâyesinden sıkıldı. Hep aynı çerçevede dönmesinden. Bir CD etrafında dönmekten sıkıldı. Elim sende gibi CD herkesin eline geçti.

Bir Asım’ın eline geçmemişti onu da gördük. Burada Asım’a geçmesinin önemli bir anlamı vardı tabi. Oğlu farklı diye utanan bir baba. Amcasının ölümünü izledikten sonra utanma sırasının değiştiğini babadan utanan bir oğul olduğunu gördük. “Farklı olduğum için benden utanma baba yaptıklarından utan, çünkü ben yaptıkların için senden utanıyorum” dercesine. Bir yerde engelli çocukları olan babaların ve oğulların yaşadıklarına atıf olarak bu anlatım dili kullanılmış bu yolu doğru bulsam da Asım’ın baba-oğul ilişkisini yaşamak için böyle bir sırra ortak olmasını da çok içimize sindiremedik açıkçası. Sanki Asım en masum olan taraf öylede kalmalıydı. Yine de bir bildikleri vardır CD’yi Asım’a ulaştırırken anlamlandıranlar bu utanca ortak ederken de bir anlam barındırıyorlardır diye düşünmeden edemiyorum. Ki fragmana bakılırsa Kadriye Ana’nın da CD’yle tanışması yakındır Asım’a neden bu yükü yüklediklerini de kim bilir belki böyle öğreneceğiz. Bakalım zaman içinde göreceğiz bunu da.

Ve yine uzayan içimize sinmeyen durum iki kardeşin arasına giren Serdar. Maya’nın kardeşine aldığı cephe. Oysaki bu hikâyenin buna ihtiyacı yokken bu yolu kullanmasını en başından beri hiç anlamadım anlamayacağım da sanırım. Kardeşlik temasını ince ince verirken böyle bir yan hikâye ile diğer dizilerden farkı kalmıyor çünkü. Ki kolejlerde okumuş bir Maya’nın, şehirli bir kızın beyaz atlı prens bulduğunu sanması sonra yıkılması da çok gerçekçi durmuyor. Bir kasabalı kızın şehirden gelen bir gencin tebessümüne yanıp bitme halleri ve hayal kırıklığını veriyor Maya. Bu da eğreti ve inandırıcılıktan uzak. Ada’ya karşı tavırlarıyla da sevdiğimiz Maya’dan uzaklaşıyor. Dengeyi sağlayan Maya gitmiş dengesizleşmiş bir Maya var karşımızda. Oysaki dengesiz olan Ada’ydı hoş hala öyle ama bu durum Ada’ya yakışırken Maya’da eğreti duruyor. İki alt gün sonra aynı kanalda benzeri varken Karagül’de bu sıkışmışlığı izlemek istemiyoruz. Bu konuyu nasıl bağlayacaklarını merakla bekliyorum açıkçası. Böyle birbirinden uzaklaşmış kardeşleri bakalım daha ne kadar göreceğiz.

Onun yerine Baran-Ada-Maya-Rüzgar kardeşlerin daha sıkı bağlarla görmeyi arzuluyor izleyici. Baran’ın aşık hallerini, oğul, abi hallerini, Ayşe’nin kafa tutan hallerini görmek istiyor. Ada’nın aşk cephesinde kardeşiyle düşmanlaşması yerine daha yakın ilişkilerde görmek istiyor. Serdar’ın da daha aktif olmasını arzuluyor. Sanki bir var bir yok gibi. Oysa diziye neşeli halleriyle çok yakışmıştı.

Evet, hikâyenin üçüncü sezona uzaması ister istemez yan hikâyelere gereksinim yaratıyor. Ve ana hikâyenin uzamasına.

Ama eminim ki bu kalemler çok daha özgün yan hikâyeler yaratabilecek ustalıkta. Murat’ın yeniden hikayeye dahil edilişindeki ince ayrıtılar gibi. Bu yüzden bildik entrikalar yerine bilinmedik denenmemiş öyküler beklentisindeyiz.

Karagül’ün bu kadar zamandır izlenmesi bundandır. Ters köşelerin bol olması ve denenmemişlerin, yazılmamışların yazılmasıdır. Ve o anlamlı birbirinden farklı kâh düşündüren kâh hüzünlendiren replikler.

Bundan sonrası içinde beklenti bu yöndedir. Yani denenmişler denenecekse Karagül’ü izlemenin de, keyif almanın da anlamı kalmıyor.

Kısacası gerçekten keyif alarak izlediğim iki diziden biri diğer dizileri zorunluluk nedeniyle takip etsem de Karagül’ü keyif alarak izliyorum dilerim üçüncü sezonunda da aynı seyri yaşatır. Bu arada Karagül’e sadece dizi diyenlere de bulundukları ilçeye izleyicilerinde (fanların) desteğiyle bir Kütüphane kazandırmış bir işe sadece dizi demek ya yapılanlardan habersizliktir ya da haberli olup işine öyle gelmektir.

Hangisi bilemem ama ben bu anlamlı hareket için ekibi ve bu işte yer alanları gönülden kutluyorum. Bir dizi bulunduğu ilçeye okul, kütüphane vb. değerli şeyler kazandırıyorsa o işe sadece dizi deyip geçemeyiz öyle değil mi?

OYA TEKİN/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com