O MAHİR KARA DEĞİL, KENAN İMİRZALIOĞLU!

Ünlü oyunculara yapılan narkotik operasyonunun şoku henüz atlatılmış değil. İzleyici ekranda hayran olduğu oyuncuların gerçek hayatta başına gelenlerin şaşkınlığının üstesinden gelebilmiş değil henüz. Mesela geniş bir hayran kitlesine sahip olan başarılı ve yakışıklı oyuncu Kenan İmirzalıoğlu’nun başına gelenler…Mahir Kara’nın gerçek hayatta bir narkotik operasyonunda gözaltına alınabileceğine inanmak tabii ki kolay değil. İşte MEDYABEY yazarlarından KATHARSİS, dizilerde gerçek ve hayal arasındaki farkı anlamanın önemini yazdı. ..

İşte o yazı:

 

Geçtiğimiz haftalarda “Ünlü İsimlere Narkotik Operasyonu” haberi ile TV’ler, internet medyası, gazeteler, kısacası medya çalkalandı. Bir taraftan olayın haberleri yapılırken, bir taraftan da ünlülerin bu durumu ile ilgili olarak pek çok tartışma konusu gündeme geldi. Ünlülerin bu operasyon esnasında bu şekilde ifşa edilmelerinin ne denli etik ve doğru olduğu tartışmaları gündeme geldi. Öte yandan bazı TV kanallarında; ünlülerin neden uyuşturucu madde kullanma ihtiyacı duydukları konusunda bazı psikiyatristlerle birlikte tartışma programları yapıldı.

İşin bir de hayran boyutu vardı. Sevdikleri ve takip ettikleri ünlüleri böyle bir operasyonun içinde görüp hayal kırıklığı yaşayan insanlar veya buna asla inanmadığını söyleyen kişilerle doldu ortalık. Yaşanan bu gelişmelerde en çok dikkat çeken ve insanları şaşırtan isim ise Kenan İmirzalıoğlu oldu. “Deli Yürek” dizisinden beri kemikleşmiş bir hayran kitlesine sahip olan İmirzalıoğlu; sevenlerinin bir kısmından büyük bir tepki gördü. Kendisine bu konuyla ilgili olarak mektup yazan hayranları bile oldu. Mektubun başlığı ise: “Yakışmadı sana, yakışmadı Karadayı’ma” şeklindeydi.

Bizim ülkede diziler ve içindeki karakterler; izleyiciler tarafından öylesine içselleştiriliyor ki, o karakterler “gerçek” olarak algılanacak boyuta geliyor. Başka ülkelerde de böylesi bir fanatizm var mıdır bilinmez ama bazen bu durum bizim ünlülerimiz için çok büyük bir sıkıntıya neden oluyor. Kurtlar Vadisi dizisindeki Çakır karakteri bunun en belirgin örneklerinden birisini temsil eder. Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı Çakır karakteri; izleyiciler tarafından öylesine gerçek bir karakter olarak algılanmaya başlamıştı ki, dizide Çakır’ın ölmesinin ardından ertesi gün bu karakterin gıyabında cenaze namazları kılındı. Polat Alemdar’ın öldüğüne inanan hayranları ise bir gazeteye tam sayfa ölüm ilanı verip, Polat’ın yakınları ve sevdiklerine baş sağlığı dilediler.

Deli Yürek dizisinde Yusuf Miroğlu karakterini canlandırarak hayatımıza giren Kenan İmirzalıoğlu, senelerce “Miroğlu” olarak algılanıp, sevenleri tarafından öyle bir muameleye maruz kaldı. Kendisinin de defalarca: “Ben o adam değilim!” demesine rağmen, her zaman “Miroğlu” olarak algılandı. Hatta dizide Miroğlu’nun büyük aşkını oynayan Zeynep Tokuş, Van’da Vizontele filminin çekimleri yapılırken, o yörenin halkı tarafından “yengemiz” muamelesi görüp, özel ilgi ve alakayla karşılanmıştı.

Kenan Bey’in gerçekten uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı, bunun ne kadar doğru olup olmadığı bambaşka bir tartışma konusudur. Ancak insanların bu konuya verdikleri tepkinin şekli de son derece düşündürücü geliyor bana… Bir sanatçı gerçekten topluma örnek olmalı mı? Rol model olmalı mı? Onun asli görevi bu mudur? Bütün bunlar uzun uzun tartışılacak türden konulardır. Ama şunun ayrımını artık yapabiliyor olmamız lazım. Canlandırılan karakter ile o karakteri canlandıran oyuncu; aynı kişiler değildir. Sene olmuş 2013 ve biz hâlâ bu açıklamayı yapmak zorunda kalıyoruz. İnsanların aslında sevdiği, içselleştirdiği, model aldığı ya da almadığı kişiler; izledikleri karakterlerdir. Kenan İmirzalıoğlu; ne Yusuf Miroğlu’dur, ne de Mahir Kara, yani nam-ı diğer Karadayı… Kaldı ki bence kendisi çok başarılı bir oyuncudur ve özel hayatında yaşadıkları ise her şeyden önce kendisini bağlar. Ama bizler buna izin veremeyecek kadar gerçeklik duygusundan kopuyoruz.

Bu gerçeklikten kopuş nedeniyle; dizilerdeki karakterlerin fanatiklerinin internet üzerinden birbirine küfür edip, sevdikleri karakteri dişe diş, kana kan savunduklarını görüyoruz. Birbirini zerre kadar tanımayan insanlar, aynı yapımın iki farklı karakterini savunacağız diye, kurgunun içine girip birbirlerine sosyal paylaşım sitelerinde veya forumlarda büyük bir rahatlıkla ana avrat dümdüz gidebiliyorlar. Sevdikleri karakter dizide öldü diye, onun cenaze namazını kılabiliyorlar, gazeteye koca bir sayfa ölüm ilanı verebiliyorlar. Söz konusu olan oyuncuya; adıyla değil, karakteriyle hitap ederek serzenişte bulunabiliyorlar.

“Yakışmadı Karadayı’ma” sözü de bunun en net özeti oluyor sanırım bu noktada… Evet, Karadayı dizide böyle bir şey yapmış olsaydı; muhakkak ki kendisine yakışmazdı. Ama Kenan Bey ile Mahir Kara aynı kişiler değil yahu! Bunun ayrımını ne zaman yapacağımızı çok merak ediyorum. Kaldı ki; biz sırf ünlü diye, o kişiye özel hayatında yapmış olduğu (veya belki de hiç yapmadığı) bir hatanın hesabını; bu kadar rahatlıkla sorabilme hakkını nereden buluyoruz, onu da merak ediyorum. Yapmışsa bile bu en çok onun hayatını bağlamaz mı? Bir başkasının hayatına fiziksel ve / veya psikolojik bir zarar vermediği ve de bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı müddetçe; söz konusu olan o “hata” her neyse, sadece o kişiyi bağlamaz mı? Twitter’a şöyle bir bakıyorum da, bırakalım izleyicileri, koca koca gazeteciler, köşe yazarları, sanatçılar, ünlüler, vb. bu konularda ciddi “yargı”larda bulunabiliyorlar.

“Ünlüler halka kötü örnek oluyor…”, “Ünlülere yakışmıyor…”, “Falanca ünlüye / sanatçıya hiç yakışmadı”, “Hadi diğerleri neyse de; umarım şu isimler doğru değildir, aksi halde çok üzülürüm” gibi cümleleri savurabiliyorlar etrafa… Bu cümleleri savuran kişiler de ünlü üstelik… Gazetecisi, oyuncusu, şarkıcısı; oturduğu yerden bunları yazabiliyor büyük bir rahatlıkla. Ünlüler sanki başka bir gezegenden geliyor. Onların hata payı yok. Çünkü onlar dünyaya; gökten zembille indiler. Ayrıca ünlülere yakışmıyor da, sıradan insanlara daha mı çok yakışıyor böylesi bir durum içine düşmek?

Ünlüler; halka örnek olmalı mı peki? Onları örnek alan insanların olduğu muhakkak ama ünlülerin böyle bir misyonu olmalı mı gerçekten? Dünya üzerindeki örneklerine baktığımızda özel hayatlarında facia olan pek çok sanatçının, harika birer müzisyen, ressam, düşünür, yazar, oyuncu, vb. olduklarını görürüz. Genelleme yapamayız elbette, ama örneğin deli gibi sevdiğiniz bir müzisyenin biyografisine şöyle bir göz attığınızda, muhakkak hayal kırıklığına uğradığınız da çok olmuştur. Burada önemli olan şey nedir? Bu noktada benim için en önemli olan şey; takip ettiğim kişinin sanatıdır, yaptığı “iş”tir. Kumarbaz, cimri, yalancı, bencil bir adam olarak nitelendirilen büyük bir yazarın, klasik hale gelmiş eserlerinden birini okumuş ve o eser de beni fazlasıyla etkilemişse, o yazarın özel hayatında tabiri caizse ne kadar “yamuk” bir adam olduğu, beni bağlamaz. Çünkü eğer bağlamaya başlarsa; ortada sevebileceğim bir sanatçı da kalmaz.

Bence buradaki asıl sorun; bizlerin sevdiğimiz sanatçıları “kusursuz”, “hatasız”, “mükemmel”, “insanüstü” bir varlık olarak görmemiz ve o şekilde konumlandırmamızdan ibaret… Oysaki yaptıkları iş her neyse; söz konusu olan “mükemmelliği”, “kusursuzluğu” da sadece o işte aramak lazım. Gerisi hikâye… Tıpkı Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Karadayı’nın da birer hikâye olup, gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi olmaması gibi…

KATHARSİS / MEDYABEY

http://blog.milliyet.com.tr/katarsis

http://katharsis.blogcu.com/

katarsisindunyasi@gmail.com

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com