Nurgül Yeşilçay Gülseren’i de alıp gidince Paramparça’ya ne olur?

Sevilen dizi Paramparça’dan Nurgül Yeşilçay’ın ayrıldığını duymayan kalmamıştır sanırım.
Özellikle magazin gündemini yakından takip edenler uzun süredir gündemde olan bu konudan fazlasıyla haberdardır. Hatta o kadar ki magazinle haşır neşir olmayanlar bile haberdar olmuştur.

Konu üzerine pek çok neden yazıldı, çizildi. Bir taraf Nurgül Yeşilçay’ı bir taraf da Erkan Petekkaya’yı suçlayan haberlerle gündem oluşturuldu.

Yapılan haberlerin dönüp dolaştığı yer ise öpüşme sahneleri oldu.

Ucuz magazinin ucuz suçlamaları. Ya da şöyle demek daha doğru;
“ Asıl siz ne meraklısınız öpüşmeye ey magazin ”.

Konuyu bu eksene oturtan ve nedene bağlayan magazin haberlerine de bu yüzden itibar etmiyorum aklıselim insanların da itibar etmediğini, etmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü ne Erkan Petekkaya gibi bir insanın fütursuzca magazinde yer aldığı şekliyle o sözcükleri sarf edeceğini düşünüyorum, ne de Nurgül Yeşilçay’ın gemileri yıkmasının bu kadar basit bir neden olacağını düşünüyorum.

Özetle söylem ve nedenlere inanmıyorum.

Ortada bir gerginliğin olduğu açık, diziyi yakından takip edenler gerçek nedeni bilmese de farkında elbet ama dediğim gibi bu kadar ucuz, anlamsız bir neden olmayacağını düşünüyorum. Her ne kadar ilgili ilgisiz yapılan her haberde böyle pompalanmaya çalışılsa da.

Doğrusunu söylemek gerekirse nedeni de ilgilendirmiyor beni. Ama oyuncuların sürekli suçlanması işte bunu anlayamıyorum.

Hangimiz çalışma arkadaşlarımızla karşı karşıya gelmedik, ya da bizim için bir işin miadı dolduğunda terk edip gitmedik.

Aynı şey oyuncuların başına gelemez mi?
Geldiğinde neden tuhaf oluyor, neden asılıp kesiliyor?
Konu oyuncular olunca bir anda herkes onların sahibi oluyor.
Önce profesyonellikleri sorgulanıyor, izleyici sorumluluğuna bağlanıyor, oyunculuk böyle mi olunurdan, arkadaşını kaçıran insana kadar uzatılan yargılarla asılıp kesiliyor.

Pardon da siz kimsiniz!
Bir iş kötü gittiğinde yapım ve yayıncıdan hesap sorulmasını, eleştirilmesini anlarım ama oyuncuların suçlanmasını, onlara hesaplar kesilmesini anlayamam, anlamam, anlamadım da.
Çünkü onlar da insan, onların da duyguları, kırılma noktaları var. Birer robot değiller bunu bilirim ve şunu da bilirim şöhretin albenisi için de bugün alkışlayanların yarın yalnızlıklarında, acılarında ya da o zirveden indiklerinde ilk terk eden olacaklarını da.

Bu yüzden yargılarken izleyicilerine sorumluluğunu bilen iki isimden bahsettiğinizin farkında olalım. Eğer ki bardak taşmasaydı bu yolu seçmezlerdi. Yani dünkü çocuk değiller ucuz sebeplerle tartışıp ucuz sebeplerle terk edip gitsinler. Onlar şöhreti kasları ya da vücutlarıyla da elde etmediler. Oyunculuk başarılarıyla zirveye geldiler. Kuralarının olması ne kadar doğalsa terk edip gitmeleri de o kadar doğaldır bana göre.

Bu yüzden ne Erkan Petekkaya’ya sebep gibi yüklenilmesini ne de Nurgül Yeşilçay’ın yarım bırakmasıyla profesyonelliğinin sorgulanmasını doğru buluyorum.

Erkan Petekkaya gibi oyuncuların nadir gelebileceği gerçeğini atlamadan, aynı zamanda gerçek sanatçıların hassas, kırılgan olduğu gerçeğini de bilerek vurdumduymaz magazin haberlerine itibar etmemek ve de dur demek gerek diyorum.

Yine aynı mantıkla Nurgül Yeşilçay gibi cesur ve sahici isimlerin de öyle kolay kolay gelmeyeceğini de bilerek düşünmek gerek.

İşte bu yüzden bu dosyanın beni ilgilendiren kısmı yapımın izleyiciye olan sorumluluğudur.
Bu anlamda bana göre Endemol Yapım da bu krizi iyi yönetmiştir.

Nurgül Yeşilçay’ın gidene kadar olan sürecinde Erkan Petekkaya ile karşılıklı sahnelerinde kullandığı tekniklerden tutun da senaryonun içindeki her ne kadar da arada mantıksız duran bahaneler de olsa yazılmış ve yönetmen Altan Dönmez’in de inandırıcı çekimleriyle çekilen sahnelerle habersiz izleyici ikna edilmiştir. Böylelikle de iyi yönetmiştir süreci.

Ve bence hepsinden önemlisi Nurgül Yeşilçay’ın giderken Gülseren’i de alıp gitmesiyle sürece sağlam noktayı koymuştur.

Çünkü bana göre yeni gelen oyuncunun Gülseren olarak devam etmesi dizinin sahiciliğini öldürürdü. Şükran Ovalı beğendiğim bir oyuncu ancak ne var ki Nurgül Yeşilçay’ın Gülseren’e kattıklarını katamazdı, hep bir karşılaştırma yapardı izleyici.

Bu da ister istemez Şükran Ovalı’ya ve Paramparça’ya yansırdı.

Zaten genel anlamda hiçbir dizide ana karakterin devamı olarak oyuncu gelmesinden yana değilim. İzleyicinin gözünün alıştıkları yeni oyuncuya haksızlık olarak dönüyor ve de bu ister istemez diziyi olumsuz yönde etkiliyor.
Bu yüzden yapımın Gülseren karakterini Şükran Ovalı’ya devretmemesini doğru buluyorum. Yeni bir karakter, yeni bir yol ve kendini tüketen senaryonun da yenilenmesi olacak bir durum olarak görüyorum.

Zira dizi elindekileri geçen sezon hızlıca tükettiği için bu sezon iki ileri bir geri geçen sezon işlenenlere farklı bir bakış açısı getirerek izleyicinin önüne sunarak yoluna devam ediyordu. Bu bazen iyi olsa da çokça izleyiciyi de uzaklaştıran bir durum oldu. Ayrıca Cihan ve Gülseren aşkı üzerine kurulu olan dizi izleyici cephesinde ilk bölümler sonrası kabul görmedi. Ne izleyici o enerjiyi alabildi ne de inandı bu aşka.

Dilara’ya yaşatılanlardan dolayı da Gülseren’le Cihan’ı bir arada istemedi haklı olarak.
Gülseren’in hayata tutunuşunu, anneliğini, mücadelesini severken ne zamanki Dilara’nın evine yerleştirildi işte o günden sonra izleyici tamamen uzaklaştı Gülseren’den.

Karakterin üzerinde de gelgitler, oynamalar olunca Gülseren birinci sezon izleyicide bıraktığı güvenirliğini bu sezon yitirdi. Zaten Cihan’la olan aşkına inanmayan izleyici Dilara cephesindeki olanlarla birlikte de bu aşka sıcak bakmadı tüm toplamda gelişenlerle de karakterden koptu.

Özetle karakter tükendi ve görevini bitirdi. Bu yüzden Yeşilçay’ın diziden ayrılması bir bakıma iyi de oldu aslında.
Yani Nurgül Yeşilçay’ın giderken Gülseren’i de götürmesi diziye olumlu anlamda yaracak diye düşünüyorum.
Ancak bu doğru kullanılırsa tabi.

Öncelikle Şükran Ovalı’nın diziye dahil olacağı karakterin merak uyandıran bir hikayesi olması şart. Bu karakterin diziye ivme kazandıran, izleyiciyi sürükleyen, ekrana çekecek bir hikâyesi olmazsa dizi yerinde sayıklar yine.
Bu sezon örneğin diziye dahil olan Barış Falay’ın canlandırdığı Harun karakterinden beklenti yüksekti ilk bölümlerde de merakı diri tutmuştu maalesef ki sonrasında bu iyi kullanılamadı basit bir hikayeye bağlandı.
Aynı durum yeni gelen karakterlerde de olursa üzgünüm Paramparça yerinde sayıklar. Evet, izlenir ama geçen sezon tadını vermez izleyiciye.

Bu sezon Ebru Özkan’ın başarıyla canlandırdığı Dilara sahneleri ve Cihan ve Özkan babaların olduğu sahneler dışında açıkçası tat vermeyen bir Paramparça izliyoruz. Evet, yine sevilerek izleniyor, iyi sonuçlar alıyor ama geçen sezonun tadını da vermiyor.

Ve yine Keriman ve Özkan cephesi güçlendirilmeli. Keriman dizinin izleyici üzerinde tebessüm ettiği soluklandığı bir karakter.

Ama son dönemlerde zorlama bir mizahla izleyiciye sunuluyor. Oysaki geçen sezon o kadar doğaldı ki izleyici Keriman ne zaman çıkacak, yine ne yapacak diye merakla bekliyordu onun sahnelerini.

Bu sezon yine bekliyorlar çünkü Keriman’ı seviyorlar ama geçen sezon kadar özen gösterilmediğinin de farkındalar.
Özellikle Özkan’la karşılıklı sahneleri çok doğal ve izleyiciye keyif veriyor ama abartı katıldığında ve tekrara düştükçe izleyici de hoşnutsuz. Bu yüzden Nursel Köse ve Tolga Tekin’in hayat verdiği bu karakterlere biraz daha özen gösterilmeli. Bu iki başarılı ve sevilen oyuncunun sahnelerinin hem çoğaltılması gerek hem de aynı kısır döngüden çıkması.

Ve yeni dönemece zaman atlamayla başlanacaksa bu zaman atlaması iyi kullanılmalı. Araya giren zaman tüm karakterlere doğru yansıtılmalı ki izlerken geçen sezonun keyfini alalım.

Yoksa Leyla Tanlar’ın hayat verdiği Cansu’nun erkek arkadaşı olarak diziye katılan Ceyhun Mengiroğlu’nun canlandırdığı Deniz karakterine giydirilen kötü anne geçmişi, kız kardeşinin intikamıyla oyunlar oynayan eski arkadaş Harun’un hikayesi gibi yüzlerce kez denenmiş bir hikaye ile gelip zaman atlanacaksa Paramparça’ya olumlu olarak yansımayacaktır.

Cansu ve Deniz demişken şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, Leyla Tanlar, Alina Boz ve Burak Tozkoparan ilk günden bugüne çok iyi yol aldılar sanki yıllardır oynuyorlarmışçasına performans sergiliyorlar. Bu genç oyuncuların önleri çok açık kutluyorum bu gençleri. Ve Ceyhun Mengiroğlu mankenlikten oyunculuğa geçen isimlere sıcak bakmayan bir eleştirmen olduğumu takip edenler iyi bilir öyle kolay kolay da alkış alamazlar benden ama “Adı Mutluluk” dizisinde ilk verdiği izlenim bende “bu gencin adı çok konuşulur” olmuştu. Paramparça’da izlediğim anda da yanıltmadı beni. Farklı bir yansıması var, oyunculuk da üzerinde eğreti elbise gibi durmuyor. Cansu’yla da güzel bir ikili oldular ama keşke annesinin hikâyesine sıkıştırılmasaydı diyorum.

İşte bu sebeple de ısrarla diyorum ki daha önce gelen Harun ve Deniz karakterleri gibi denenmiş hikâyelerle gelmemeli yeni karakter.

Öyle bir gelmeli ki Paramparça yeni bir diziymiş gibi izlenmeli. Şu an Gülseren’in ölerek ( bölüm gelişmelerinden oluşan bir tahmin sadece ) 52. Bölümde çıkacak olmasıyla yeni bir hikâye ile yeni bir dizinin başlama şansı var ellerinde. Ellerinde bu imkân varken umarım iyi değerlendirilir ki iyi değerlendirilirse Paramparça geçen sezon başarısını ve tadını yeniden yakalar buna paralel sezonlara da yayılır diye düşünüyorum.

Nurgül Yeşilçay’ın gitmesiyle Şükran Ovalı dışında Hümeyra da diziye katılan bir diğer isim. Sanırım Hümeyra Dilara’nın annesi olarak diziye katılacak. Tabi bu da yine bir tahmin.

Her iki oyuncu da diziye yeni bir enerji getirecek. Ama dediğim gibi nasıl geldiklerinden çok nasıl gelecekleri önemli.
İyi hikayelerle gelirler ve bu hikayeler de iyi işlenirse izleyen üzerinde olumlu enerji yaratılar.

Bu sağlanırsa eğer Nurgül Yeşilçay’ın Gülseren’i alıp gitmesi diziye hiçbir şey kaybettirmez aksine diziyi yeniler.
Ama aynı şey Cihan karakteri için geçerli değil. Yani Erkan Petekkaya Cihan karakterini alıp diziyi terk etseydi “Paramparça” da paramparça olurdu.

Çünkü bu dizi “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisi değil orada hikâye tek başına başrol erkek karakter üzerine kurulu değildi buradaysa tam tersi.

Bunun ne kadar farkındayız bilmiyorum ama Paramparça’yı izlenir kılan babalarıdır diyorum.
Yani Paramparça Gülseren ve Dilara’nın değil Cihan ve Özkan’ın babalıkları üzerinden izleyici çekti, çekiyor.
Ana konu hastanede karışan çocuklar hızla tüketildikten sonra geriye kalan sağlam konu sadece babalardır.
Özetle onlar dizinin lokomotifidirler de aynı zamanda bana göre.

Her iki karakterden birinin olmaması ama özellikle Cihan’ın olmaması diziyi fazlasıyla etkilerken Gülseren’in olmaması pek etki etmez diye düşünmemin bir nedeni de budur.

Ha Nurgül Yeşilçay’ı ekranda görmeyi sevenlerdenim, tüm işlerini de izledim, yine izlerim. Paramparça’da da ayrı bir rengi vardı ama Gülseren hikâyesini tamamladı bundan sonra tüm olumsuzluklar olmasa da devam etseydi de zorlama bir Gülseren hikâyesi izlettirilmekten öteye geçmeyecekti.

İşte bu yüzden Gülseren’i de alıp gitmesi bence iyi oldu. Zaman zaman bizim dizilerimiz olumsuzluk olmadan da ana karakter başrol oyuncularının hikâyeleri bittiğinde sonlandırabilmeyi de becerebilmelidirler.
Umarım bu zamanla zorunlu gereklilik değil de bilinçli gereklilik halini alır misyonunu tamamlayan karaktere dizi bitmeden bir son yazılır.

Bu noktadan sonra son söz olarak Nurgül Yeşilçay’a yeni yolunda başarılar Paramparça’ya ve yeni gelecek oyunculara da bol şans diliyorum.

OYA TEKİN/MEDYABEY

oyatekin@gmail.com                                         
https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)
http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35
Oya Tekin/ Yaşadıkça.com köşe yazarı
Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com