NİZAM EREN: BAKANLIĞIN FİLM TEŞVİKLERİ DEMOKRATİK DEĞİL

nizam-eren

Yaygın kanı; “sinemamız altın çağını yaşıyor.” (mu?) nidaları Kültür Bakanlığı’nın biraz ‘sus payı’ mantığı ile dağıttığı teşvik/destek atakları ile varlığını sürdürüyor.

Sektör kör topal ilerliyor diyenlere de kulak kabartılması gerek elbette, bu ayrı bir konu. Ben bu hafta konunun uzmanlarından biriyle konuşmaya karar verdim. Sinema yazarı ve iletişim uzmanı Nizam Eren ile Türk Sinemasını tartıştık.

O.Tekin: Sinema gelişiyor, büyüyor denilmekte. Öte yandan vizyona giren filmlerin sayısı da küçümsenmeyecek oranda. Ve AVM sayısıyla birlikte salon sayısı da artmakta. Sizce Türk sineması nerede? Gelişen sektör mü yoksa salonlar mı? Rakamlar gerçeğin neresinde?

GELİŞEN SİNEMA DEĞİL SALONLAR

Nizam Eren: Sinemanın altın çağına baktığımız 1960-70’li yıllara oranla sinema hala o dönem seviyesinin çok altında. Hem nicelik hem nitelik olarak altında. Düşünün ülke nüfusu 40-50 milyon iken 3.000 sinema salonu varken ve yılda 250 film üretirken 2013 yılında ülke nüfusu 75 milyona çıkıyor ama salon sayısı hala 1.500’lerde. Ülkede üretilen film sayısı 65-70 âdeti ancak buluyor. Sorunuzun içinde gizli olan bir yanıt var. Gelişen salonlar evet. Çünkü sinema salonlarını besleyen ‘’film’’ dışa bağımlıdır bu ülkede. 270 filmin % 70 i yabancıdır bir diğer bakışla. Bizi Ulusal sinema açısından mutlu eden tek rakam ‘’yılın en çok gişe yapan filmleri’’ sıralamasında hep yerli sinema % 50 ve üzeridir. Yani pastanın % 70 i ile pastanın % 30 u aynı pastayı eşit bölüşürler.

Evet, AVM sayısı ile beraber salon sayısı artmaktadır Ancak bunun matematiksel olarak ulusal izleyiciye dağılmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

O.Tekin:Bakanlık tarafından sinema projelerine verilen destekleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Desteklerin Türk Sineması’na katkısı ne düzeyde? Örneğin teşvik edilecek projelerin seçimi konusunda zaman zaman tartışmalar yaşanıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“BAKANLIK YALAN SÖYLÜYOR”

Nizam Eren: Bakanlığın 2004’de çıkan yasa sonucu oluşturulan bir fon ile projelere destek olmasını son derece sakat buluyorum ve bunu uzun araştırmalarımla kanıtladım. İyi niyetli bir çalışma olarak görülebilir ancak devletin dağıtıyorum dediği para bir önceki yıl sinemalara gidip bilet alanların parası. Film yapımcıların ve sinema salonu sahiplerinin parası. Sizin aracılığınız ile bir kez daha buradan söylüyorum ki Bakanlık ‘’yalan” söylüyor. ‘’ Biz destek olduk; seyirciyi arttırdık’’ söylemleri baştan sona yanlıştır. İzleyici bir önceki yıla göre düştü. Bakanlık bunu nasıl açıklar? İzleyici tamamen üretilen filmlerin ‘’iş’’ potansiyeline ve ‘’piyasa ekonomisine’’ göre artar ya da azalır.

“BAKANLIK DESTEĞİ DEMOKRATİK DEĞİL”

Desteklere gelince, Bakanlığın oluşturduğu bir komisyon var ve bu komisyon belirliyor ama arada ‘’yukarıdan ‘’ gelen telefonlara göre de destekler el değiştirebiliyor. Bu seçici kurulun destek olduğu filmler de şu ana kadar ‘’festival filmi’’ önceliğini görürüz ki bu doğrudur. Uluslararası festivallerde temsil ediliyor olabilmek baş kriterdir. Ancak Bakanlık ‘’büyük’’ projeler ile ekonomiye, sektöre katma değer yapan cesur yapımcıları gözardı edemez. “Kazandın; karını ver” demenin karşılığı, “kaybettin; zararı bölüşelim”dir.

1-Destek için başvurup filme başlayamayan ve diğerinin o yıl hakkını yiyenler.

2- Destek alıp başlayıp bütçesinin 1/3 ünü bile karşılayamayan destek ile yarı yolda kalanlar.

3- Destek alıp stüdyoda rehin kalanlar.

4- Destek alıp film kalitesi yüzünden hiç gösterime giremeyenler.

Gibi bir dolu sorunu vardır desteğin.  Ama en başta demokratik değildir. Çünkü bir önceki yıl belki 3 milyon TL zarar da etse bir filmden kesinti yapıp bir yıl sonra o kesinti ile bir filme destek olmak yasal da değildir. Zarar eden yapımcının suçu ne?

O.Tekin: Bu yıl Nuri Bilge Ceylan’ın “ Kış Uykusu” isimli projesine ve Yüksel Aysu’nun “ İftarlık Gazoz” isimli filmine verilen destekleri rakamlar üzerinden değerlendirirsek ne söyleyeceksiniz?

“NURİ BİLGE CEYLAN’IN ALDIĞI RAKAM KİMSEYE BATMASIN…”

Nizam Eren: Araştırmamın sonuçlarını yayımlarken bir de önermede bulunmuştum. Bu önerme: “AZ MİKTARLA ÇOK YAPIM YERİNE ÇOK MİKTAR İLE AZ YAPIM DESTEKLENMELİDİR”

Devlet destek olduğu projelere garantör olmak zorunda ki set emekçisi parasını alamamak gibi bir tatsızlıkla karşılaşmasın.  Düşünün, bakanlık logosu ve destek yazısı ile belediyelere,özel kuruluşlara gidip sponsor olmalarını istiyorsunuz. Logoyu gören devlet garantisi sanıp destek oluyor ama sonra ara ki bulasın adamı. Dile kolay, bir sette 70 insan çalışır. Bunu 4 ile çarpsanız her film 280 kişiyi doyurur. Yapımın yarıda kalması bu insanların geleceğini riske sokar. Önermem de az miktar ile çok yapımı desteklemektense çok miktar ile az yapım desteklenebilir ve böylece filmlerin daha geniş kitleler ile buluşması sağlanırken diğer yandan kendini kanıtlamış bu yapımcıların filmlerin bitirilmesi ve ücretlerin ödenmesi de garanti altına alınır demiştim. Bu yıl verilen bu 2 büyük miktar önerime uyuyor. Umarım karşılığı da alınır. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan, devletin 50 milyon TL para harcayarak yapamadığını yurtdışında yapan biri. Bunu da sadece sinema ile yapıyor düşünün. Ne aldığı para ne aldığı miktar batmasın kimseye.

O.Tekin: Ödüllü filmler ile gişe yani ticari filmler arasında rekabet var. Öyle ki festivallerde ödül yağmuruna tutulan filmler ülkede gösterilecek salon bulamıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“HER FİLM AVM’LERDE GÖSTERİLEMEZ”

Nizam Eren: Bu maalesef dünya kültürünün bir sorunu. Her yıl yaşam biçimi poplaşmaya doğru hızla gittikçe ve fast-food yiyip fast çalışır fast tüketir fast sevişip fast üredikçe entertainment (eğlence) kategorisi içinde yer alan sinemanın da bundan bağımsız olmasını beklemek yanılgı olur. Çok satan kitaplarda farklı mı durum; hayır. Grinin, yeşilin, morun, sarının hangi tonunu yazarsanız yazın ama içinde sex veya pornografi olsun haftalarca “best seller” olabiliyorsunuz. Salonlar ile üretilen film ve izleyicinin oluşturduğu bir sac ayağı var. Yani üçgen. Liberal ekonomi kuralları işliyor ve büyük yatırımlar ile oluşturulan ve yüksek kiralar ödenen salonlara ‘’getiri garantili’’ ürün koyuyorsunuz. Buna da arz-talep diyoruz maalesef. Ancak şunu özellikle atlamayalım  ( ki çok hayati) : her film her AVM’de gösterilemez. Bu büyük bir pazarlama yanlışıdır.

ALTERNATİF SİNEMA FİLMLERİNE ALTERNATİF SALONLAR AÇILAMAZ MI?

O.Tekin: Her film AVM’lerde gösterilemez dediniz. Peki, sanat filmleri ya da tematik filmler nerede gösterilmeli? Her şehirde ya da birkaç şehirde alternatif sinema filmlerine salon açılamaz mı? Bakanlık bu konuda örneğin bir şeyler yapamaz mı? Ya da alternatif salon olmalı mıdır?

Bu açıklanması gereken bir durum. Önce temadan başlayalım : Filmleri sanatsal veya ticari olarak ayıran bir ölçek var mı? Yok. Her yapımcı ve ya senarist veya yönetmen filmin en çok izlenmesini, izleyici ile buluşmasını ister mi? Evet.

Amaç, yatırılan paranın gerek festival ödülleri gerek TV satışı… Gerek diğer haklar ama özellikle bilet satışından kendisini kurtarması beklenir mi? Evet.

Sinema bir sanat mıdır? Hem de 7 sanatı barındıran bir sanattır.

nizam-eren2

O.Tekin: Sinemada tekeli kırmanın bir yolu var mı? Örneğin, dağıtım sanıyorum sinema sektöründeki en büyük sorunlardan biri. Bir filmin tanıtım ve dağıtımında izlenecek yol şu olmalıdır diyebilir misiniz?

“ÜLKEMİZDE TEKELCİLİK YOK”

Nizam Eren: Film yapımı, film dağıtımı ve salon işletmeciliği olarak 3 e ayıralım bu sorunuzu. Film yapımı konusunda bir tekelcilik var mı? Hayır. Ülkemizde parası, bilgisi, projesi olan herkes film yapabilir ki bu özellikle 2004 destekleme fonu yasasından sonra mantar gibi arttı. Her başvuran bir geçici yapımcı belgesi aldı ve yapımcı kimliğine kavuştu. Bu anlamda tekelden söz edilemez.

Film Dağıtımı ise iki arada bir derede kalan garip bir işletme anlayışıdır. Film iyi çalışır, dağıtım başarılı denir; film çalışmaz, dağıtımcı pazarlayamadı denir.  Bazı dağıtımcıların ‘’ne bulursa’’ dağıtıma aldıkları filmler maalesef işletmeci salon sahipleri tarafından yeterli bulunmadığı için dağıtımcılar da suçlandı. Evet, sorumludurlar çünkü bunca yıllık sektör bilgisi ile artık hangi ürünün nerede nasıl pazarlanacağını biliyor olmalılar. İşin kalitesi düştükçe izleyicinin salonlardan kaçacağını da hesaplamalılar. Ama geçmişten günümüze birçok dağıtımcı vardı ve olacak da. Burada da bir tekel söz konusu değil.

Gelelim salon sahiplerine. Sözlük karşılığı bir tekel yok ülkemizde. Çünkü tekel olabilmesi için salonların bir şirket tarafından kiralanıyor ya da programlanıyor olması gerekirdi. Rekabet kurulunun onaylaması ile birlikte Marss Entertainment grubu ülke salonlarının 2/3 üne sahip oldu ama bu da yasal.

“NOKTA ATIŞLI FİLM PAZARLAMASINI BİLMİYORUZ”

Daha önce de söylediğim gibi, büyük yatırımlar ile oluşturulan bu salonlara her ürün (film) verilemez. Reha Erdem gibi bir sinemacının “JİN” adlı filmi AVM’lerde gösterime girdi ama Reha Erdem’in en kötü rakamını yaptı. Oysa AVM’siz AMOUR filmi sadece 3 sinema da oynamasına karşın JİN filminin 3 katı gişe yaptı. Demek istediğim şudur: Her film özel pazarlama tekniklerine göre pazarlanır. İşletmecinin sorumluluğu budur. Ama şu anda bu ülkede nokta atışı film pazarlama maalesef yoktur.

O.Tekin:PR çalışmalarının önemli olduğu bir dönemde sinema ne kadar yararlanmaktadır bu alandan? Ya da yol olarak bu ne kadar kullanılmaktadır? Nasıl kullanılmalıdır?

“ÜNİVERSİTELERDE DAĞITIM PAZARLAMA HALKLA İLİŞKİLER DİYE BİR BÖLÜM YOK”

Nizam Eren: Kişi, grup ve toplum psikolojisi okumuş ve Sosyal Çalışma Uzmanlığı diploması taşıyan ve 24 yıldır sektördeki birisi olarak en karnımı ağrıtan budur. Bugün hiçbir üniversitede ders veremiyorum. Çünkü sinema bölümlerinde dağıtım, pazarlama, halkla ilişkiler diye bir bölüm yok. Gerek de görmüyorlar. Sinema okulunun beşiği Eskişehir Anadolu Üniversitesi… Konuşmaya gidiyorum ve salonda 13 kişi var. Daha 2. ya da 3. Sınıfta olan gençler ‘’yönetmen’’ edası ile dinliyor. Anlattıklarımın kafasında karşılığı yok çünkü. Okutulanlar ile mezun olduktan sonra karşılaşılan arasında o kadar uçurum var ki. Şunu asla unutmamak gerek: Her ürün pazarlanmak zorunda. Çünkü her üretilen bir tüketiciye ulaşsın diyedir. Sinema da böyle. İzleyici ile buluşmayan filmleri evde sabahtan akşama kadar siz izleyebilirsiniz ama bu ‘’sinema’’ olmuyor. Bugün mecralar yaygın kullanılabiliyor. Sosyal medya etkin kullanılabiliyor ve bazı filmlerin ticari başarısı buradan geliyor. Hemen her gazetenin sinema yazarı var. Bazı kanallarda sinema programları var. Dergicilik, web ortamında bloggerlar var. Bunlar hep nihai tüketiciye ulaşmak için.

O.Tekin: İnternetin sinema üzerinde ne tür bir etkisi var?

Nizam Eren: 2000’li yıllarda yaygınlaşmaya başlayan internet ile beraber gazete ilanlarını azaltılarak bütçenin bir bölümünü internete kaydırmaya başlandı. İnternet ile beraber web sitelerini sinema izleyicisi ile ilk buluşturan pazarlamacı olarak bu konuda sayısız örneğim vardır. Sektörde şirketine ilk “domain name” alan kişiyim ama bu o kadar kolay olmadı. Vizyon sahibi olamayan ve terminolojiye sahip yöneticime bunu anlatmam 1 yılımı almıştı. Hafta içi gazete ilanları tamamen kaldırıldı. Hele akıllı telefonlar ile beraber bu iyice yaygınlaştı ve her salon, her işletmeci artık bir web sitesi sahibi ki bazıları bunu portala kadar taşımış durumdalar. Her yapımcı ilk teaserlarını internet gücünden yararlanarak yayımlar. Facebook , Twitter gibi sosyal medya araçları ile Vimeo, Youtube gibi fragman araçları  kullanılabilirse size ücretsiz muhteşem bir destektir.

O.Tekin: Teknolojiyle birlikte büyük değişimler yaşanan bir dönemdeyiz. Sizce sinemayı ve yapımcıları bekleyen tehlikeler neler? Özetlersek sinemaya dair son sözünüz ne olur?

“DİGİTAL ÇAĞ, SİNEMAYI DA ETKİLEYECEK”

Nizam Eren: ASRİ VAKİTLERDEN MODERN ZAMANLARA adlı bir araştırma yayımlamıştım ve ulusal medyanın pek ilgisini çekmişti. 1 yıl sonra şu an kullanılan sinema makinaları yerini bilgisayar destekli serverlara bırakacak. (Halen 250 kadar salonda kullanılıyor) Banyo, baskı laboratuarları yok olacak. Makinistlik yerini operatörlüğe bırakacak ve download bilecek, server diyecek, upload, link gibi yeni terminolojilerden haberdar olacak.  Cep telefonu ile film çekilebilirken maliyetler azalır gibi görünse de rekabet onları da zorlayacak. ‘’Fark’’ yaratanın kazanacağı bir dönem olacak. Kimi salon sahipleri başının çaresine bakarken kimileri de hala ‘’devlet desteği’’ bekliyor olacak.

Filmlerde çizik olmayacak. Kopmalar yaşanmayacak. Koca koca bobinler motor ardında bir sinemadan diğerine taşınmayacak. Bulunduğunuz odadan bir link ile oynayacağı tüm salonlara filminiz transfer olacak. ‘’Makinistttttttttttt!’’ diye bağırmalar nostalji olacak.

 OYA TEKİN /MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=580460

masaustu
mobil

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com