“Nerede bu reytingler!”/OYA TEKİN

Ekran savaşlarının başlama ayı eylül geldi hatta bitiyor bile.

Eylül’ün gelmesiyle yeni yapımlar tek tek görücüye çıktı, yazdan başlayanlar devam ederken de geçen yılın devam eden işleri sırayla sürüldü ortaya.

Onlar açılışı yaptı, ay yarılandı yarılanmasına da benim kalem sezonum bir türlü açılmadı.

Doğrusunu isterseniz heyecan duymadığım bir ekran olunca kalemim de oynamıyor işte.

Ama artık açmak gerek zorlamasıyla başlayalım değil mi?

E biz de hızlı başlanan sezonun genel durumu üzerine bir yazıyla açılış yaparak başladık o zaman.

Dedik ya eylül ayı geldi ekrana yeni işler sürüldü, eskiler kaldıkları yerden, yazlıklarda yazlık mı kışlık mı kalsın arasında devam ederken peki durum ne?

Gördüğüm şu ki ne eski yapımlar, ne yeni yapımlar ne de yaz dizileri için tablo olağanüstü.

Evet, gün birincisi oluyorlar; evet, yine kategorilerine egemen oluyorlar ama ne Muhteşem Yüzyıl’ın ne de Acun’un aldığı sonuçlara ulaşıyorlar.

Hatırlarsanız Muhteşem Yüzyıl Çarşamba’nın korkulu rüyasıydı. Acun da neredeyse haftanın tüm günlerini işgal ediyordu. Ve yapımları zorluyordu.

Şimdi Acun kendi kanalında kaldığı yerden devam ediyor. Muhteşem Yüzyıl da bitti.

Yeni sürülen işler ya da eskiler bu iki yapım varken de bu civarlarda reyting alıyordu şimdi yoklar, üstelik Acun gittiği yere eski oranlarını da götüremedi.

O zaman nerede bu reytingler diye soruyorum. Çünkü alınan reytingler gün birincisi olsalar da onların aldıkları reytinge ulaşmıyor.

Bence kaçırılan iki temel şey var;

Tüketim toplumu yaratmayı seçenler hızlı tüketen bir izleyici de oluşturdu. Birbirinin benzeri işlerden sıkılan izleyici yoruldu. Hızla tüketti. Kendisi de tükendi tabi.

İş ne kadar iyi de olsa yine aynı şeyler diyor ve biraz ondan biraz bundan izliyor.

Yani tek bir diziye bağlı değil. Nasıl olsa tekrarı var, internetten izlerim v.s nedenlerle de zamanını televizyona bağlamıyor. Fanlar ayrı tabi. Ama onlarda denek değil.

Kısacası sıradan televizyon izleyicisi dizi izlemenin heyecanını kaybetti.

Denekler cephesindeki yansıma da aslında bunu gösteriyor.

Yurt dışı satışı telaşında olan yapım ve kanallarda hızlı tüketilsin istiyor böylece yenisi o olmadı yenisi çekilecek. Tabi bu olurken kaliteyi kaçırdıklarının farkında değiller.

Yani kalitenin düşüşü sadece deneklerin değişmesiyle değil yurt dışı payından yararlanma sevdasından da kaynaklanıyor.

Çünkü özensiz işler sürülüyor. Maliyetleri yüksek işlerde de bu böyle basit anlatım dizilerinde de bu böyle.

Yaptım oldu daha iyisini sen yap.

Türk genlerinin her alana yansımış düşünce yapısı bu.

Siyasetimiz de öyle değil mi?

Hal böyle olunca da ısrarla sürülen işlere ısrarla tü kaka diyen bir izleyiciyle baş başa kalındı.

Bu kadar çok kanalı olan bir ülkede herkes her şeyin içinde olursa olacağı budur zaten.

Denekler ve yüzdeleri bir kenara bıraktığımızda da sonuç farklı değil. Bir zamanlar bir dizi başladığında reytingini sayılara bakmadan bile anlıyordunuz. Sokakta herkes onu konuşurdu.

Yaprak Dökümü, Binbir Gece, Asi, Adını Feriha Koydum, Asmalı Konak, Aşk-ı Memnu, Fatmagül’ün Suçu Ne, Öyle Bir Geçer Zaman ki aklıma hızlıca gelenler.

Oysa sokak artık dizi konuşmuyor. Yani tek bir dizi herkesin ağzında değil. Zaten oranlarda bunu gösteriyor.

Üstelik eğer bir dizi gerçekten yılın dizisiyse bunu sokaktan anlardık. Başlamadan meraklanırdı sokak onu konuşurdu. Şimdi bunu sokakta görmüyorum.

Ancak zorlama yollarla popülerleştiğinde insanlar konuşuyor. Ama öncesi umurunda değil. Bir şeylerin değiştiğini buradan bile anlamak mümkün.

Örneğin bu yıl iki iddialı yapım sürüldü. Biri Reaksiyon bir diğeri Benim Adım Gültepe.

İkisi de başlamadan çok yazıldı, çizildi. Medyada etkisi büyük oldu.

Ama sokaktaki insan üzerinde etkileri yok. İşte reytinglere yansıyan da bu.

Yılın dizisi olmak sokakta da konuşuluyor olmaktır.

Reytinglerde üst sıralara zamanla girerler belki buna sözüm yok.

Neden olamadılar, nasıl olurlar, zaman içinde başarırlar mı bu ayrı bir konu. Onları ayrıca yazmak gerek.

Her iki dizi de yıla iddialı başladığı için onlar üzerinden örnek vermek istedim hepsi bu.

Ya da geçen yılın dizilerinden örnek vereyim. Medcezir mesela. Reytingleri kanalı mutlu ediyor olabilir. Zaman zaman her iki kategoriye de hakim. Basında da yüksek popülaritesi var.

Ama sokak Medcezir demiyor. Üç kişiden biri ya biliyor ya da bilmiyor. Bakın izliyor demiyorum.

Ayşe Teyze pencereden kafasını çıkarmıyor Mira şunu yaptı Yaman böyle demiyordan bahsediyorum.

Işın Teyze bağırsa da onun penceresi de sokağa açılmıyor.

Oysa Hürrem ne yaptı izleyen izlemeyen konuşurdu. Acun’u bilmeyen yok programlarında olanlar dillerdeydi.

Kısacası söylemek istediğim bunu kaybettik. Bunu yeniden yakalamazsak sürülen işler üç beş bölümden sonra kalkar ya da reklamcıların sevdiği işler kandırmaca olarak ekranlarda yer alır.

Sokaksa başka diller konuşur. Ortak dilin olmadığı yerde yılın dizisi, iddialı dizi kandırmaca olarak sunula durur.

Özet sokaktan uzaklaştı televizyonculuk. Yurt dışı sevdası, onların beğeneceği kriterlerde iş yapmak derken tabi baskı nedenlerde eklenince geldik buralara.

Sanal duyumlarla sokak nabzında kurulmuş aldatmaca bir gerçeklik dayatmasıyla da ancak bu kadar olur. Kayıp reytingler de mumla aranır. Mumu olmayan da bakar durur…

Hadi geçmiş ola…

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com