MEHMET YILMAZ: RADİKAL KÖTÜ YÖNETİLDİĞİ İÇİN BU DURUMA DÜŞTÜ

Radikal’in yazılı basından çekilmesi ve tamamen dijitale dönmesinin yankıları devam ediyor.

Haber sitesi T24.com.tr Radikal’de Genel Yönetmenliği yapan isimlerle Radikal’in düştüğü bu durumu konuştu. Mehmet Yılmaz, röportajda oldukça ilginç açıklamalarda bulundu.

İşte, o röportajdan bir bölüm:

 

‘Radikal’in yazılı kısmı kapanmayabilirdi’

  • Radikal’in sizden sonraki İsmet Berkan’lı on yılını siz nasıl tarif edersiniz?

İsmet’in gazeteciliği ile benimki biraz daha farklı oldu. İsmet daha Anglosakson bir kimlik kazandırmaya çalıştı gazeteye, daha mesafeliydi. Biz de öyle çıkmıştık ama gazete yaşayan, okuyucusuyla etkileşen bir varlık. Bu etkileşimle biz daha duygusal bir gazete olma yoluna girdik. Habercilik anlayışımız Anglosakson anlayışı korumakla birlikte, haberin sunuşu, başlıkları okuyucunun duygusuna hitap edecek bir çizgideydi.

  • Bu 10 senelik sürecin sonunda tirajlar 37 bine düştü. Sizce nerelerde yanlış yapıldı?

Dediğim gibi bir tanesi, gazetenin okuyucuyla olan iletişiminde bir soğukluk oldu. İkincisi döviz krizleriyle fiyatların yükselmesi oldu.

  • Bir medya patronu için tirajlar düşerken 10 yıl aynı kişiyi yayın yönetmeni olarak koruması ne kadar doğal sizce?

Demek ki sabretmiş patron, bu kötü bir şey değil.

 

‘Radikal, Ergenekon ve Balyoz’da savruldu’

 

  • Radikal’in kâğıda veda etmemesi için süreçte neler farklı yapılabilirdi sorusuna yanıt almak için soruyorum.

Eğer son 10 yılda daha aktif bir gazetecilik yapılsaydı Radikal’in yazılı kısmı kapanmayabilirdi. Balyoz, Ergenekon hikâyeleri olduğunda Radikal’i bir orada, bir orada gördük.

  • Nasıl?

Radikal çok savruldu o dönemde. Türkiye’de yaşayan bir gazeteci bilir ki Türkiye’de derin devlet karanlık işler çevirir. Ergenekon gibi bir soruşturmanın da derin devletle bir hesaplaşma fırsatı olduğunu düşünmen ve haberciliğini de o yönde geliştirmen gerekir. Ama bunun yerine Türkiye’de iki tavır gelişti; 1- “Ergenekon soruşturmaları fos”, 2- “Ergenekon’a bulaşan herkes Ergenekoncu.” Radikal de bir ona savruldu, bir ona savruldu. Hâlbuki ikisi de doğru bir çizgi değildi. Radikal gibi bir gazetenin görevi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamaktır ki suçlu kimse cezasını görsün. Radikal bunu yapmadı, yapamadı. Aynı şey Balyoz davası için de geçerli. Yapsaydı okuyucunun ilgisini çekebilirdi. Tabii muhalif bir çizgi izlemek bu dönemde o kadar kolay değil. Başbakan’ın öfkesinin sınırı yok.

  • Ergenekon ve Balyoz sürecinde Radikal’in savrulmalarını somutlaştırabileceğiniz örnekleriniz var mı?

Açıkçası net bir örnek hatırlamıyorum. Ama izlenimim bu yönde.

 

‘Dijital dönüşüm önemliyse
Hürriyet niye dijitale dönmüyor’

 

  • Başbakan’ın tavrına rağmen diğer gazeteler kapanmadı?

Diğer gazetelerin kapanmamasının sebebi var. Sabah gazetesi mesela zarar ediyor ama kapanmaz. Akşam, Star, Yeni Şafak da öyle çünkü bir misyonları var. Milliyet’in, Vatan’ın durumları nedir bilmiyorum ama zarar ediyor olmaları gerekir. Onların da kapanıp kapanmayacağını, patronunun gazeteyi nasıl kullanacağı sorusuna vereceği cevap belirleyecek. Ama Doğan grubunda kar etmek önemlidir. Kar etmiyorsa bir yayın uzun süre yaşatılamaz. Radikal’in başına gelen de odur.

  • AKP’yi arkasına aldığını söylediğiniz Taraf, bugün AKP’nin karşısında duruyor ve tirajı bu savrulmadan veya Başbakan’dan anlaşılan kötü etkilenmedi.

Taraf’ta kaç kişi maaş alıyor şu anda? Taraf’taki insanları maaşlarını vermeden çalıştırıyorsan, üç-dört aylık maaşlarını daha ödememişsen, o gazeteyi yaşatanlar orada çalışan genç çocuklardır, patronlar değil.

  • Radikal’in kapanmasına neden olan diğer sebepler ne sizce?

İkinci söylenilecek her şey, birinciyi hafifletmek için uydurulacak gerekçeler olur. “Dijital dönüşüm önemli” diyorlar, peki Hürriyet niye dijitale dönmüyor? Milliyet niye dönmüyor? Belli ki Radikal’in kâğıt versiyonunun satışı ve reklam geliri, harcamalarını karşılamıyor. Kaybetmeyi göze alabileceğin belli bir para vardır. O para da kaybedilince kağıt versiyon kapanıyordur.

 

‘Radikal’in kötü yönetildiği çok açık’

 

  • Tuğrul Eryılmaz’a göre, Radikal’in dijitale geçmesinin de, bugünden önceki küçülmelerin de sebebi kötü yönetim. Buna katılır mısınız?

Katılırım. Kötü yönetildiği çok açık. Aksini söylemek için 1- Gazetenin satıyor, reklam alıyor, maaşlarını zamanında ödüyor, para kazanıyor olması lazım; 2- O gazetenin konuşuluyor, Türkiye’nin gündeminde ciddiye alınıyor olması lazım. Şimdi baktığımızda Radikal’in sattığını, para kazandığını, reklam aldığını söyleyemeyiz. Radikal’in hiç olmazsa ayda iki defa manşetleriyle Türkiye’nin gündemini değiştirdiğini de söyleyemeyiz.

  • İsmail Saymaz’ın haberleri, Ezgi Başaran’ın söyleşileri veya Pınar Öğünç’ün katkıları sizce yetersiz miydi?

Bireysel başarıları reddedemeyiz, ama ben Radikal’in gündem değiştirdiği Ali İsmail Korkmaz olayından başka bir haber hatırlamıyorum. Haksızlık etmek istemem. Belki de ben unuttum. Ama benim hatırladığım sadece bu. Böyle bir gazetenin iyi yönetildiğini söyleyemeyiz.

 

‘Solcu, sağcı olacağım diyen bir
gazetenin tuttuğunu hatırlamıyorum’

 

  • Kötü yönetildiğini ne zamandan itibaren düşünmeye başladınız? Örneğin, Eyüp Can Genel Yayın Yönetmeni olduğu Radikal’e dair ilk kez konuştuğunda söylediği “Ezberleri bozacağız. Özgürlükçü sol olacağız” ifadesini duyduğunda Mehmet Yılmaz’ın aklından ne geçmişti?

İyi olur inşallah diye düşünmüşümdür.

  • “Önce kitle profili çıkarırım” diyen size göre bir gazeteye ideolojik çerçeve çizmek ne kadar doğru?

Bence bir yayın yönetiyorsan yapman gereken birinci şey bir profil çizmektir. Ben hiç zararını görmedim. Başka yolları da vardır belki, bilmiyorum ama demek ki Eyüp Can’ın tarif ettiği şeyin okuyucusu bu kadarmış ya da ona uyamamış. Ben solcu olacağım, sağcı olacağım diye yola çıkan hiçbir gazetenin tuttuğunu hatırlamıyorum.

 

‘Radikal İki’yi dergi yapmak
istedim, kabul edilmedi’

 

  • Bu uyarıyı Eyüp Can’a yaptınız mı?

Yapmadım. Çünkü kimse bana fikrimi sormadı. Fikrin sorulmadan başkasının işine karışmak ayıptır. Ben sadece Radikal’in kapandığını duyunca, “Radikal İki’yi acaba bana verir misiniz, onu haftalık bir gazete haline getirebilir miyim?” diye sordum. Pazar günleri yayınlanıp, Pazar-Pazartesi-Salı piyasada kalacak, Radikal 2 formatının dışına çıkacak bir şey düşünmüştüm. Kabul edilmedi.

  • Reddin gerekçesi neydi?

Bir şey söylemediler, ben de niye reddediyorsunuz demedim. Hayır cevabı her zaman hayır anlamına gelir, ısrar etmek anlamsızdır.

 

‘Radikal’in 1. sayfası okuyucuyu çağırmıyordu’

 

  • Radikal’de son dört yılın en akılda kalan değişikliği tabloid boyuta geçmek, sizce ne kadar doğru bir karardı?

Tabloide dönüşüm olmayacak bir şey değil. Ama tabloide dönüştüğün zaman gazetenin birinci sayfasının biraz daha okuyucuyu çağıran, bir tür poster, film afişi gibi düşünülmesi gerektiğine inanırım. Bugünkü birinci sayfa okuyucuyu içeriye çağırmıyor, bir şey söylemiyor. Gazetelerin satıldığı o küçük alanda insanların dikkatini çekip gazeteye ellerini uzatmalarını ve bir sayfa çevirmelerini sağlayacak bir tabloid birinci sayfan yoksa satamazsın.

  • Ankara bürosu kapanan, muhabir kadrosu küçültülen bir gazete birinci sayfada bağıracak haberi nasıl bulur?

Bulamazsın. Çünkü havuzdan haber çıkmaz.

  • Bugünden geriye dönüp baktığınızda unutamadığınız Radikal manşetleri hangileri?

“Bu cop hepimize”, “Devlet çetesi”, “Gladyo kamyona çarptı”, süpürgeli bir manşet yapmıştık temiz toplum ödülü almıştık. Barış Manço’nun öldüğünü bir tek biz manşetten verdik birinci günü. Türk medyası Barış Manço’nun öldüğünü Radikal’in manşeti sayesinde fark etti.

 

‘Sahte oruç kanlı iftar, doğru bir başlık değildi’

 

  • 30’a yakın kişinin öldürüldüğü Hayata Dönüş operasyonlarında siz Milliyet’te “Sahte oruç, kanlı iftar” manşeti atarken Radikal’in “Gerçeğe dönüş” manşetini gördüğünüzde ne düşündünüz?

O günü tekrar hatırlayalım. O gün Can Dündar, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Mehmet Bekaroğlu açlık grevcilerini durdurmak üzere cezaevini ziyarete gittiler. Çıktılar ve dediler ki, “Yarından itibaren ölümle başlayacak.” Şimdi filmi orada kes. Ankara’da Adalet Bakanlığı makam odasına kur kamerayı. Müsteşarın geliyor ve sana diyor ki, “Efendim son aydınlar da gitti, yarından itibaren cezaevinde ölümle başlayacak.” Sen Adalet Bakanı olarak müdahale edelim, insanlar ölmesin demez misin? Filmi burada yine kes. Müdahale eden jandarmaya gel. Jandarma Komutanı’na Ankara’dan emir geliyor. Diyorlar ki, “Müdahale edilecek.” O müdahalenin nasıl olması gerektiğine karar verecek olan jandarma komutanı. O jandarma komutanı düzgün bir asker olsa sonucu böyle olmazdı. İnsanlar yakılmazdı. Sonradan anlaşıldı ki açlık grevinin geldiği düzey ertesi sabah ölümlerin başlayacağı noktada da değilmiş. Sahte oruç denmesinin sebebi bu. Eğer o gün çıkan aydınlar, “Ertesi sabah ölümler başlayacak” demecini vermeselerdi, o operasyona zemin yaratacak siyasi karar verilmezdi.

  • Başlığınızın bu nüansı anlatabildiğini düşünüyor musunuz?

Hayır, anlatmıyor. Doğru bir başlık değildi. Radikal’in başlığı eksik olsa da daha doğruydu. Hepimizin başlığı problemliydi o zaman.

 

Bedavanın rahatlığı ve medyanın geleceği

 

  • Dijital Radikal, Hürriyet.com.tr’nin bir kopyası mı olacak, yoksa tam bir internet gazetesi mi?

Hiçbir fikrim yok. Ben de sizin gibi yayın başladığında tıklayacağım, okuyacağım. Merak ettiğim şey, abone olduğum Radikal Ipad versiyonundaki paramın ne olacağı. 2 dolar alacağım kalacak.

  • Sizce Radikal paralı olursa tutar mı?

Sadece Radikal’in değil, bütün gazetecilerin tartışması gereken esas sorun bu. Artık okuyucular habere, yoruma ulaşmak için para vermek istemiyor. Parayı bilgisayara ve servis sağlayıcılarına ödüyorlar. Bir daha da para vermek istemiyorlar. Gazeteciler için de, okuyucular için de önümüzdeki en büyük sorun bu.

Okuyucular şimdi bedavanın rahatlığıyla farkına varmıyorlar ama giderek okudukları ürünlerin içeriği boşalacak. Benim yayın olarak bütün gelirim, bütün geleceğim reklam gelirinin üzerineyse benim gazeteci olarak çıkar gruplarına, reklam verenlere karşı dik durabilmem ne kadar kolay olabilir? Ancak işte fedakârca şimdi bizim Doğan’ın (Akın) yaptığı gibi, kıt kanaat idare ederek yaşamaya çalışırsan gazeteci olarak idare edilebilir. Onun dışında olmaz.

Gazeteciliğe başladığım yıllarda Hürriyet’in, Milliyet’in yurtdışında muhabirleri vardı Moskova’da, Kahire’de, Şam’da, Roma’da, Paris’te, New York’ta. Şimdi Türkiye’nin en büyük gazetelerinin bile önemli merkezlerde muhabirleri yok. Haberleri nereden alıyoruz; Anadolu Ajansı, Reuter, Ajans France Press… Beş tane uluslararası ajansla, bir tane devlet kontrolündeki Türk ajansından. Bu haber kaynaklarının tekleşmesi anlamına gelmez mi? Böyle giderse dünyadaki herkes mesela AFP muhabiri olayları nasıl görüyorsa ve nasıl göstermek istiyorsa öyle öğrenecek. Bence demokrasilerin önündeki esas tehlike de bu. Bu sadece gazetecilerin bir sorunu değil. Halkın haber alma özgürlüğü, bizzat halkın kendisinin buna para ödemek istememesiyle yok oluyor.

 

Röportajın tamamamı:  http://m.t24.com.tr/haber/radikal-kotu-yonetildi-aktif-gazetecilik-yapilsa-kapanmazdi,262033?utm_medium=social&utm_content=sharebutton

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com