“M.ALİ ERBİL’E TAHAMMÜL EDEMİYORUM!”

Akşam gazetesinden ayrıldıktan sonra Sevim Gözay’ın ortalardan kaybolduğunu zannetmiştik. Meğer yanılmışız. İnternetten yayınlanan e-dergi Mybilet‘e ünlü isimlerle sinema konseptli röportajlar yapan Sevim Gözay’ın yayınlanan son sayıdaki röportaj konuğu ünlü müzisyen Aylim Aslım’dı. 

Şimdi sizleri ilginç bulacağınızı zannettiğimiz(başlıktan da belli ) bu röportajla baş başa bırakıyoruz…

 

Bu hafta konuğum, Üsküplü Makedon bir aileden gelen ünlü müzisyen Aylin Aslım. Konser trafiği arasında buluşmayı başardık ve Bosna Hersek’in Yabancı Film dalında Oscar’a yürüyen filmi ‘Bir Hurdacının Hayatı’na gittik. Çok etkileyici bir seanstı. Film bitince kalakaldık CinemaPink’in ‘loveseat’ koltuklarında. Toparlanıp kahve kısmına geçene kadar, Aylin Aslım’ın rol aldığı yeni Reha Erdem filminin yeni yılda gösterime gireceğini öğrendim. Bir yer bulup oturduk, kahveler geldi ve kayıt başladı…

sevim-gozay

Evet, nasıl buldunuz ‘Bir Hurdacının Hayatı’nı?

Belgesel değil mi bu?

Benziyor ama değil. Olaylar ve kişiler tamamıyla gerçek fakat yaşandığı sırada çekilmediği için belgesel sınıfında değerlendirilmiyor.

Vay arkadaş! Nasıl oynamışlar ya? Mükemmel…

Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu dalında Gümüş Ayı aldı zaten Bosnalı Nazif Mujic, bu filmle.

Of! Bir de Balkan ya, o sefalet filan… Annemlerin bana anlattığı şeylerden dolayı hiç yabancı değilim. Bu kadar zor bir hayat ve ne kadar bağlılar birbirlerine karı koca… Kadının annesine sinir oldum. Ne kadar sevgisiz, ruhsuz bir kadın o öyle. Bence alabilir Oscar’ı bu film, bana öyle geldi. İyi ki bu filmi seçmişiz!

Bunu duymak harika. Hayatınızda ilk ne zaman, kiminle gittiniz sinemaya? Hangi filmdi hatırlıyor musunuz?

Emin değilim, ondan önce bir film vardı galiba ama çok küçüktüm. En net hatırladığım Michael Jackson, Moonwalker… Ağabeyim, ben, kuzenlerim birlikte gitmiştik. Çok acayipti.

Nerede?

Çemberlitaş olabilir. Oranın çok eski bir sineması, bayağı büyük bir salondu. Eyüp’te anneannemle büyüdüğüm zamanlardı. Sonra lisede daha çok gitmeye başladım sinemaya. Beşiktaş’ta okuduğum için Taksim’e gidiyorduk. Daha yeni trafiğe kapatılmıştı İstiklal. Sinemalara gitmek büyük bir heyecandı, İstiklal’de yürümek filan… Çok büyük bir şeydi bizim için oraları keşfetmek.

Şimdilerde favori salonunuz var mı?

Vardı. Herkesin yakındığı gibi, bizden sonrakilerin Emek’i göremeyecek olması çok yazık, çok şanssızlık. Atlas var, hâlâ çok güzel. Kötü boyamışlar ama şimdi içini, eskiden güzel duvar işlemeleri vardı, yaldızlı. Şimdi gri mi ne, tuhaf bir şey. Ama yine de salon hâlâ güzel. Alkazar çok güzeldi eskiden…
Lüks AVM sinemalarında ses çok iyi filan ama o kadar hi-tech bir şey değil sinema benim için. İlk tanıştığım zamanlardaki salonlar öyle olmadığından herhalde daha nostaljik, romantik bir şey benim için sinema. Onu fark ettim…

Gelelim oyunculuk maceranıza. Teoman’ın ‘Balans ve Manevra’sında görünmüştünüz ilk olarak. Yakında ise, yeni Reha
Erdem filminde izleyeceğiz sizi… Nasıl gelişti olaylar?

Evet. Bir sürü filmde sahnedeki şarkıcı rolünde, kendim olarak olduğum oldu, Teoman’ınki de öyle bir şeydi zaten. Bu ise çok beklenmedik oldu. Müzikten uzaklaşasım vardı biraz o dönem. Hevesim gitmiş, yorulmuştum bazı şeylerden. Çok isteyince bir şeyler sana doğru gelmeye
başlıyor gibi… Önce TV programı yaptım, hayatımda ilk kez. O biterken dizi teklifi geldi. “Hiç daha önce yapmadım niye bana teklif ediyorsunuz?” dedim. “Ya yapamazsam?” Derken 17 bölüm oynadım. Berkun Oya’nın senaryosuydu, ‘Son’.

Ve? Sevdiniz mi oyunculuğu?

Çok sevdim. Hiç tahmin etmiyordum, bu kadar kendimin dışında bir şey yapmayı. Yapım şirketinden set çalışanlarına, çok şanslı bir ekibe düştüm bir de ben. Çok yardımcı oldular, rahatlattılar ve zevkli bir iş oldu benim için. Zor bir iş olduğu halde… Ve çok iyi geldi, müziği özleme şansım oldu. Tam dizi biterken de Reha Erdem’in filmi geldi, ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’.

İpucu alalım, nedir ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’?

Bir distopya filmi. Zaman ve mekan çok belirgin değil aslında. Binnur Kaya var, Kevork (Malikyan) var… Kevork’la mutlaka röportaj yapmalısın bence! En son Ridley Scott’la çalıştı, müthiş bir hayat hikayesi var…

Aldım notumu, tamam. Nerede çekildi? Ne kadar sürdü film?

Büyükada’da. Bir ay sürecekti aslında ama benim ayak kırılınca bir buçuk ay attı set. O dönemde de evde oturup son albümü
yazmaya başladım. Her şey ufak ufak birbirine sebep oldu. İlginç bir bir buçuk yıl geçirdim yani.

Geçmiş olsun. Ne zaman izleyeceğiz?

“Şubat 2014” dedi Reha (Erdem).

Peki diyelim ki, dünyadaki bütün filmler yok edilecek ve sadece üç filmi kurtarma hakkınız var. Bu 3 film hangileri
olur?

aylin-aslim-1

Off, güzel soru ama çok zor! Süt Kardeşler, kesinlikle. Postacı (Il Postino) ve Alfred Hitchcock olabilir, Sapık.

Favori aktör ve aktrisleriniz?

Jeff Bridges, Benicio Del Toro, Brad Pitt’in daha bana göre olanı… Clive Owen’ı çok beğeniyorum, Sean Connery! Bütün filmlerinin hastasıyım. Robert Downey Jr, Sean Penn, ah Matt Damon’u da çok seviyorum, niye bilmiyorum. Kadınlardan Susan Sarandon, Cate Blanchett, Emma Thompson, Juliette Binoche! Müthiş bir kadın… Naomi Watts, çok beğeniyorum ve Kirsten Dunst, Maggie Gyllenhaal. Çok değişik bakıyor o kadın, çok inandırıyor.

Yerli isimlerden kadın-erkek, sevdiğiniz?

Kemal Sunal, mutlaka. Şener Şen’in Muhsin Bey ve ondan önceki kariyeri diyeyim, ondan sonrakileri pek sevemedim. Uğur Yücel’in oynadığı bir filmi mutlaka izlerim. Cem Yılmaz’ın yaptığı her şeyi merak edip izlerim. Gençlerden Mert Fırat, güven veren bir oyuncu. Fırat Tanış… Kadınlardan Aliye Rona, Adile Naşit, sonra Müjde Ar filmleri! Fanıyım Müjde Ar’ın. Derya Alabora çok çarpıcı bir kadın. Yenilerden… İnan Temelkuran’ın Bornova Bornova’sındaki Damla (Sönmez), inanılmazdı. Başak Köklükaya, çok acayip. Saadet Işıl Aksoy, Binnur Kaya! Çok etkilendim Binnur’dan…

“Bir filmde o varsa ben yokum” dediğiniz kimse var mı?

Mehmet Ali Erbil’e tahammül edemiyorum. Alınmasın, kişisel bir derdim yok da komik yani, IMDB’de En Kötü 100 Film listesinde 5-6 tane Türk filmi var. Hepsinin de ortak özelliği, Mehmet Ali Erbil’in oynaması.

Ülke sinemaları arasında tercihleriniz var mı?

İskandinav filmlerine ayrı bir kredi veriyorum, çünkü çoğundan mutlu ayrılıyorum. Balkan sinemasına zaafım var kesinlikle. Oraları görmek, dilini duymak bile ev özlemi hissettiriyor bana. Yakın hissediyorum hikayelerine. Uzakdoğu sinemasıyla bir türlü barışamadım. İzlemem demiyorum ama son tercihim. İran sineması mesela, çok hayranlık verici bir ekol bence. Bize çok yakınlar ama bizden çok iyiler.

Korku, komedi, bilimkurgu, macera, dram… Ne izlemeyi seversiniz en çok?

İntikam, gerilim, gizem, adalet mevzulu filmler ilgimi çekiyor. Hapishane filmleri, dava filmleri, cinayet, öyle filmleri seviyorum. Her türlüsü değil ama bilimkurgu seviyorum. Fantastik seviyorum. Aksiyon, romantik komedi son sırada gelir, komediyi tercih ederim. Bond filmleri, hepsini çok severim. Bir şeylerin çözülmesi gereken filmleri seviyorum. Çok iyi bir korku filmi bulunca da çok mutlu oluyorum. Eski Türk filmi komedilerini çok seviyorum.

Sinemaya gitmek ne ifade ediyor size?

Çocukluğumdan beri yaptığım bir aktivite olduğu için bir aşinalık duygusu veriyor bana. Çocukluktan bu yana yapmaya devam ettiğim çok az şey var. Büyüyünce başka şeyler yapıyorsun çünkü… Birçoğumuz öyle. Büyük perde, karanlık, sessizlik, o da bir büyü, bir ritüel. Albüm yaparken de en sevdiğim kısmı stüdyoda olmak ve kanalize olmak. Bir kovuğa girmek gibi aslında… Daha adanmış bir ilişki.

Siz olsanız nasıl bir rol verirdiniz kendinize?

Daha bir kara film isterdim. Daha karanlık bir hikayede, daha karanlık bir karakter, o kadar romantik olmayan… David
Lynch vari, muammalı ve karanlık filmler hoşuma gidiyor. Çok bir sebep-sonuca bağlanamayan, gerçekle hayalin karıştığı filmler.
Blue Velvet’da oynamak isterdim mesela! Madem uçuyoruz, hayal kuruyoruz… Fatih Akın da öyle mesela. Fatih Akın’ın herhangi bir filminde olmak isterdim. İlginç bir adam, hiç kendini tekrar etmiyor. Hep başka başka şeyler çekiyor.

Bugüne kadar sinemada başınıza gelen en tuhaf şey?

Yarısında çıktığım tek bir film oldu hayatımda, Uçak! Leslie Nielsen’ın oynadığı. Dünyanın en kötü komedisi herhalde, delirecektim!

Kahveler ve sohbet bitti, sevgili MyBilet takipçileri. ‘Bir Hurdacının Hayatı’nı izlemenizi ısrarla tavsiye ediyorum Oscar heyecanı
tırmanırken. Temiz bir hayat, onur ve haysiyet özlediyseniz özellikle kaçırmayınız. Bir sonraki sayıda yeni bir film ve sürpriz bir vizyon
randevusunda buluşmak üzere. İyi seyirler. 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com