Kudretli Mahpeyker Kösem Sultan’ın içler acısı hayatı

Kösem Sultan ismi; Muhteşem Yüzyıl Kösem Sultan ile yeniden gündeme geldi. Kösem Sultan kimdir, hangi dönemde yaşamıştır, hangi padişahla evlidir, hayatı merak edilmeye başlandı. Esas adı Haseki Mah-Peyker Kösem Valide Sultan 1590 yılında doğmuş, 1651 yılında hayata veda edene kadar Osmanlı Devleti yönetiminde önemli rol oynamış bir sultandır. İşte Mahpeyker Kösem Sultan hakkında merak ettiğiniz her şey.

Tarihi dizilerden öğrenme furyasına yıllar öncesinden duyurusu yapılan Kösem Sultan dizisiyle devam ediliyor. Dizi Kasımın ikinci yarısında başlarken, arama motorlarında da en çok aranan Kösem Sultan’ın hayatı olmaya başladı. Safiye Sultan tarafından oğlu Sultan Ahmet’e sunulan Kösem Sultan bir döneme damgasını vuran bir Osmanlı kadın sultanı. Oğulları IV. Murad ve İbrahim ile torunu IV. Mehmed döneminde uzun yıllar devlet yönetiminde etkili Kösem Sultan’ın saltanatı, IV. Murad’ın idareyi tam olarak ele almasına kadar sürmüştür ancak 4. Murat’ın genç yaşta ölümü üzerine Kösem sultan yeniden etkin hale gelmiştir. Osmanlı’nın en güçlü kadınları arasında anılan Kösem Sultan, torunu 4. Mehmed döneminde gelini, padişahın annesi Turhan Sultan tarafından boğdurularak öldürülmüştür. Bir dönemi etkileyen Kösem Sultan,Harem’de katledilen ilk sultandır. Sizler için Kösem Sultan’ı araştırdık. Kösem Sultan, dört padişah döneminde devletin en etkili kişisi olmaya devam etmiştir. Bu dönemde herkes kendisine “vâlide-i muazzama” diyerek saygı göstermiştir.

Kösem Sultan, Osmanlı Padişahı 1. Ahmed’in eşi olup padişah IV. Murad ve I. İbrahim’in annesidir. Osmanlı tarihinin en güçlü kadın sultanlarından birisi olarak kabul edilen MahPeyker kösem Sultan’ın hayatı romanlara, tiyatro oyunlarına, opera eserlerine konu olmuştur. Valide-i Muazzama, Sahibet-ül Makam, Valide-i Kebire sıfatlarıyla da anılan Kösem Sultan, oğulları IV. Murad ve İbrahim ile torunu IV. Mehmed döneminde uzun yıllar devlet yönetiminde etkili olmuş bir Hanım Sultan’dır.

KÖSEM SULTAN KÜNYESİ
(1590-2 Eylül 1651)
İsmi: Mahpeyker Kösem Valide Sultan,
Kimdir: Sultan Birinci Ahmed Han’ın hanımı,
Evladı: Sultan Dördüncü Murad Han, Sultan İbrahim Han, Şehzade Kasım, Şehzade Süleyman, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan.
Lakapları: Kösem Valide Sultan, Mahpeyker Kösem Sultan, Mahpeyker Sultan, Büyük Valide Sultan, Valide-i Muazzama, Sahibet-ül Makam, Valide-i Kebire gibi lakapları vardır. Valide-i Muazzama vefatından sonra da Valide-i Maktule ve VaIide-i Şehide adlarıyla anılmıştır. Resmi yazılarda “Hazret-i Mahpeyker Sultan damet ismetüha valide-i padişah-ı alem-penah” ünvanlarıyla takdim edilirdi.

GENÇ SULTAN’IN TAHT HEDİYESİ: KÖSEM SULTAN
Babası III. Murad’ın ani ölümünden sonra henüz sancağa bile çıkmadan kendini tahtta bulan 1. Ahmet’in bir tek zaafı vardı o da güzelliğe karşı kendini kaybetmesiydi. Beylerbeyi tarafından Bosna’dan saraya hediye olarak gönderilen Anastasya yani Kösem Sultan, 15 yaşında saraya gelir.

Sultan Ahmed’in, resmini görüp aşık olduğu küçük Rum kızı Anastasia’yı, Safiye Sultan, taht hediyesi olarak Sultan Ahmed’e getirir ve Anastasia’nın saraydaki hikayesi böylece başlar. I. Ahmed’in dikkatini çekmeyi başaran Kösem Sultan, hasekiler arasındaki hiyerarşiyi de saray halkının alışagelmiş düzenini de alt üst ederek I. Ahmed’e en yakın kadın olmuştur. Kısa sürede zekası ve güzelliğiyle kendinden kıdemli hasekilerin önüne geçer, sarayın en güçlü kadını olur. Sarayda Müslümanlığı kabul eden Anastasya’ya Mahpeyker ismi verilmiştir. Ahmet, Kösem Sultan’ı görünce büyük bir aşka tutulmuş ve daha ergenlik yaşına gelmeden Kösem Sultan ile evlenmiştir. Kösem sultan ve 1. Ahmet’in aşkı da bu dönemle başlamıştır. Padişah ölene kadar haseki Sultan’ın sözleri ikilenmeden yapıldı. I. Ahmed vefat edene kadar huzurlu bir hayat sürmüş, eşiyle birlikte dergahlara katılmış ve çocuklarıyla ilgilenmiştir. Hayatında olmadığı kadar mutlu ve yaşamadığı güzel günler kadar güzel ve rahat bir dönemi 1. Ahmet ile yaşayan Kösem Sultan, 1. Ahmet’e dört şehzade vermiştir.

Ahmed ve Kösem, hem Batı’dan hem Doğu’dan çevrelenen bir dünya devletinin var olma savaşının yüklerini omuzlarında taşıyarak yürüyecekleri bu yolda, aşklarının büyük gücüyle birlikte büyüyeceklerdir artık.
Kösem Sultan’ın hareme girmeden önceki hayatı hakkında tam bir bilgi yok. Kökeni hakkında Rum asıllı veya Bosnalı olduğu söylenen Kösem Sultan’ın Anastasya adıyla doğduğu ve Bosna Beylerbeyi tarafından İstanbul’a kızlarağasına gönderildiği rivayet edilir. Kimilerine göre Moralı, kimilerine göre ise; bir Ortodoks rahibinin kızı olan Kösem Sultan; güzelliğinin, zarafetinin yanı sıra, hayrat işlerinde de öncülük etmiştir. Saltanat sahibi kadınlar arasında en ihtiraslı kadın olarak bilinmektedir. Daha 15 yaşında iken 1. Ahmed’e Haseki olmuş yani cariyeler arasında padişahın gözdesi olmayı başarmış olan Mahpeyker Kösem Sultan, 28 yaşına geldiğinde saltanatta kendine yer buldu.

KÖSEM NE DEMEK?
“Kösem” ismi ona sarayda en önde bulunmasından ve gayet kabiliyetli olmasından dolayı verilmiştir. Yani bu lakap ona kabiliyetli ve güzel olduğu için layık görülmüştür. Hasekiliği döneminde kendisine Kösem; (Sürüler önünde, rehber olarak yürüyen) denilmiştir. Yaklaşık kırk yıldan fazla Osmanlı Sarayında hayat süren Kösem Sultan oğlu IV: Murad zamanında da devleti idare vazifesini üstlenmiştir. Kösem Sultan’ın Osmanlı hanedanı ve tarihi içinde hususi bir mevkii vardır. Çok yüksek seviyede ve tesirli bir şahsiyet sergilediği açıktır. Kösem Sultan, Sultan Dördüncü Murad Han, Sultan İbrahim Han ve Sultan Dördüncü Mehmed Han’ın ilk saltanat yıllarında fiilen devleti idare etmişti. Bu iktidarının 20 seneyi bulması ise Osmanlı tarihi bakımından çok mühimdir.

SULTAN AHMED’İN ÖLÜMÜ İLE KÖSEM SULTAN NASIL OSMANLI TAHTINA ETKİ ETTİ?
Kösem Sultan, oğulları 4. Murat ve İbrahim ile torunu 4. Mehmet döneminde uzun yıllar devlet yönetiminde etkili olmuştur. Kösem Sultan, saraydaki ilk zamanlarında siyasi olaylara pek fazla müdahil olmamış ama çoğu zaman sözünü yerine getirtmiştir. 1617 yılı 21 Kasım gecesi 1. Ahmed’in vefat etmesiyle Kösem Sultan 27 yaşında dul kalmıştır. Tarihçilerin aktardığına göre bu olay Kösem Sultan’ı epey etkilemiştir. Sultan Ahmet 27 yaşındayken vefat etmiştir. Fakat Kösem Sultan’ın sözleri üzerine vefat etmeden önce, Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta katılım koşullarını değiştirmiştir. Ekberiyet adı verilen bu kanuna göre, tahta ölen padişahın oğulları değil, oğullarından en büyüğü geçecekti fakat bu kanun değiştirildi. Bu sayede Kösem Sultan iktidarı elinde tutmayı planlıyordu. Sevgisi sayesinde 1. Ahmet’in kanunu değiştirmesi üzerine Kösem Sultan, saltanat sürebileceği bir döneme kavuştu.
I. Ahmed’in 27 yaş gibi çok erken bir zamanda tifüs hastalığından vefat etmesinin ardından tahta kardeşi I. Mustafa geçmiş ve Kösem Sultan’ı saraydan uzaklaştırmıştır. Çocuklarıyla birlikte saraydan uzakta bir müddet yaşasa da oğlu IV. Murad’ın tahta geçme sırası geldiğinde valide sultan ünvanını da ismine ekleyerek Topkapı Sarayı’na geri dönmüştür. Bu andan itibaren tahta geçen 11 yaşındaki oğluna akıl vererek onun kararlarının arkasındaki isim olan Kösem Sultan, daha sonra tahta geçen diğer oğlu I. İbrahim ve onun oğlu yani kendi torunu olan IV. Mehmet döneminde de ülkeyi perde arkasından yönetmiştir.

1. Ahmet döneminde siyasi işlere fazla bulaşmamış; ama çoğu zaman da sözünü yerine getirtmiş olan Kösem Sultan; 1. Ahmed ölünce tahta geçen Sultan 1. Mustafa ve Sultan II. Osman zamanında devlet işlerinde etkinliğini arttırmıştır. Fakat II. Osman bu durumdan rahatsız olunca Kösem Sultan’ı, annesi Valide Sultan Mahfiruz Hatice Sultan’ın da etkisiyle onu eski saraya göndermiştir. Kösem Sultan bunun üzerine I. Ahmet’in ölümü sonrasında adet üzere eski saraya gitmiştir.

Tarihçilerin belirttiğine göre; Mustafa’nın tahttan indirilişinde Kösem Sultan’ın ciddi girişimleri olmuştur. Kösem Sultan’ın gerçek bir devlet yöneticisi olduğu noktasında kaynaklar hemfikirdir.

SULTAN IV. MURAD DÖNEMİ VE KÖSEM SULTAN ETKİSİ
Gözden düşen Kösem Sultan, oğlu IV. Murad’ın tahta geçmesiyle saraya Valide Sultan olarak geri döner. IV. Murat tahta çıktığında sadece 11 yaşındaydı ve Kösem Sultan artık oğlu adına devleti büyük ölçüde yönetmeye başladı. Kösem Sultan’ın saltanatı, IV. Murad’ın idareyi tam olarak ele almasına kadar sürmüştür. IV. Murad, yaşı ilerledikçe Kösem Sultan’ın faaliyetlerini engellemek istese de etkisinden tam olarak kurtulamamıştır ve Kösem Sultan’ın fikirlerini önemseye devam etmiştir.

Bir çeşit saltanat naibeliği olan mevkiini 1632’de Sultan Dördüncü Murad Han’ın saltanat işlerini eline almasına kadar yürüten Kösem Sultan bu tarihten itibaren de oğluna, tayinlerde, mühim iç ve dış meselelerde müşavirlik yaptı ve onun uzun süren seferleri sırasında İstanbul’un idaresi ve gelişen yeni meseleler ile ilgilendi. Yani Sultan IV. Murad tahta geçince 28 yıl boyunca Valide Sultanlık görevini başarıyla üstlendi. Oğlu 4. Murat’ı tahta çıkartan Kösem Sultan, Valide Sultan olarak Topkapı Sarayı’na yerleşmiştir.

Kösem Sultan; İktidarı ele geçirme teşebbüsünde bulunan Kasım ve Süleyman’ın, 4. Murat tarafından katledilmesine engel olamamıştır; ancak İbrahim’in katlini; onun saltanat yükünü kaldıramayacak kadar aciz olduğunu ileri sürüp, katledilmesine mani olabilmiştir. Tarihçilerden bazıları, 4. Murat’ın Osmanoğulları hanedanlığının devam etmesi için kardeşi İbrahim’i katletmediği yorumunu yapmışlardır. Konu ile ilgili yine bazı tarihçiler der ki; 4. Murat İbrahim’i öldürerek Kırım Hanı’nı tahta geçirmeyi düşünmüş; ancak Kösem Sultan buna mani olmuştur.

IV. MURAD’DAN SONRA ŞEHZADE İBRAHİM DÖNEMİ
IV. Murad’ın genç yaşta hayatını kaybetmesiyle tahta bu sefer Kösem Sultan’ın diğer oğlu I. İbrahim geçti. Şehzade İbrahim’e kardeşi 4. Murat’ın öldüğü haberi geldiğinde; sürekli katledilme korkusu yaşadığı için iktidarda gözünün olmadığını belirterek kardeşi Murat için sağlık temennisinde bulunmuştur. Bu durum karşısında Kösem Sultan, korku ve panikten dolayı kapısını kilitleyen İbrahim’in odasına girerek; Murat’ın öldüğünü, tahta geçme sırasının kendisine geldiğini söyleyerek İbrahim’i zor da olsa odasından çıkarmıştır. Öldürülme korkusu İbrahim’i öylesine sarmış ki; kardeşi Murat’ın cesedi kendisine gösterilmesine rağmen hala bunun bir oyun olduğunu düşünmüş ve bir kez daha tahtta gözünün olmadığını söylemiştir.

Bu hadiseler, Osmanlı’da yönetim boşluğu doğurmuştur. Osmanlı başkentinde yeni çekişmeler baş göstermiştir: Kapıkulu askerleri, ulemalar, vezirler ve saray erkânı iktidarda daha fazla nasıl söz sahibi olabileceklerinin ince hesaplarını yapmaya başlamışlardır. Fakat Kösem Sultan burada devreye girerek devletin idaresinde önemli rol oynamaya başlamıştır. Böylece 8 Şubat 1640’ta Sultan İbrahim Han’ın tahta çıkışı ile Kösem Sultan’ın valide sultanlığı devam ederken saltanat naibeliği ikinci kez başladı.

Fakat bir diğer sorun ise padişahın bir veliahtının olmamasıdır. Kösem Sultan tarafından bunun için devletin dört bir yanından üfürükçüler, cinci hocalar davet edilmiştir. O dönemin ünlü hocalarından olan Safranbolulu Hüseyin Hoca; İbrahim’i kendince tedavi etmiştir. Hayret vericidir ki; bu manevi tedavi(!) İbrahim’i iyileştirmiştir. 2 yıl sonra ise Şehzade Süleyman, Şehzade Ahmed ve Şehzade Mehmed dünyaya geldi.

Bu gelişmeler Cinci Hoca’nın ününe ün katmıştır. Bu ün cinci hocaya devlet idaresinde yeni kapılar açmıştır. Cinci hocanın ilk icraatı rüşvet almak, medrese hocalıklarını satmak olmuştur. Böylece zenginliğine yeni kaynaklar aktarmıştır.

Kösem Sultan, zihninden ve tecrübesizliğinden üzüntü duyduğu oğlunu hem avutabilmek ve hem de Osmanoğulları hanedanlığını devam etmesi için oğluna yeni cariyeler takdim etmiştir. Saraya doluşan hasekiler ve cariyeler hazineye de büyük yük getirmiştir. Ayrıca saraydaki kadınlar arasında şiddetli nüfuz çatışmaları baş göstermiştir.
Bu hal öyle boyut kazanmıştır ki; Kösem Sultan’a bile cephe alınmıştır. Şeker Pare adındaki bir kadın, Kösem Sultan’a kafa tuttuğu için Kösem Sultan tarafından şiddetli bir şekilde dövülmüştür. Sultan İbrahim’in bir süre sonra annesini devlet işlerine karıştırmamaya başlaması hatta eski saraya gönderme isteği karşısında nüfuzu kırılır gibi olmuştur.Kösem Sultan, oğluna artık söz geçiremeyecek duruma gelmiştir. İktidarda etkisinin hızla yok olduğunu gören Kösem Sultan. Topkapı Sarayı’ndan uzaklaşmış; fakat devlet işlerine karışmaya devam etmiştir.

SULTAN İBRAHİM’İH HAL EDİLİŞİ
Artık İbrahim’in tahttan indirilmesi; yerine Mehmet’in geçirilmesinin şart olduğu düşünülmüştür. Sadrazam Salih Paşa, İbrahim’in tahammül edilmez bir hal aldığını, devlet işlerinin iyi gitmediğini, İbrahim’in tahtan indirilerek yerine Mehmed’i tahta çıkarmak lazım geldiğini Kösem Sultana gizlice iletir. Sultan İbrahim tarafından bu durumun öğrenilmesi sadrazamın sonunu getirir. Bu fikri ortaya atan Sadrazam Salih Paşa, düşüncesinin Sultan İbrahim’e gitmesi sonucunda katledilmiştir. Bu tezgâhta yer alan Annesi Kösem Sultan, oğlu İbrahim tarafından önce Rodos’a sürgün edilmek istenmiş, bunu başaramayınca da Florya’daki İskender Çelebi Bahçesine sürgün edilmiştir.
Oğlunun gazabına uğrayan Kösem Sultan, sürgün edildiği yerde de boş durmayıp; ocak ağalarının ve yeteneksiz vezirlerin sebep olduğu yolsuzluklardan oğlunu sorumlu göstermiştir. Kösem Sultan, oğluna karşı propaganda hareketine başlar. Sadrazam Ahmet Paşa’ya giderek; “Bu beni ve seni sağ bırakmaz. Ailem harap oluyor, devlet elden gidiyor. Bunun hakkından gelelim de şehzadeyi cülus ettirelim” diyerek planını açıklamıştır.
Kendisini büyük bir kumpasın içinde gören Sadrazam Ahmet Paşa, Kösem Sultan’ın bu teklifine ret cevabı verince; Kösem Sultan son çare olarak Ocak Ağalarıyla görüşmeye başlamıştır. Kösem Sultan’ın bu kadar güçlenip nüfuz kazanması ağaların yardımıyla olmuştur. Öncelikle Harem ve Dârüssaade ağalarını, akabinde de Yeniçeri ağalarını arkasına alarak idareyi yönlendirmiş, kendisine karşı olabilecek bütün güç odaklarını onlar vasıtasıyla bertaraf etmiştir. Şöyle ki; bu isteğe karşı Ocak Ağaları da işbaşındaki sadrazamı azlettirip, onun yerine kendilerine yakın, işlerini rahatça yaptırabilecekleri birini sadaret makamına getirmek istemişlerdir. Bu konuda anlaştıktan sonra, padişahı tahttan indirme planları yapmışlardır. Ancak; halkın sevgisini kazanmış padişaha karşı doğrudan cephe almaktan çekinmişlerdir. Çünkü Halk, sevdikleri Genç Osman’a yapılan haksızlıkları unutmamış ve bundan dolayı Ocağa karşı kin ve nefret beslemişlerdir.
Ocak ağaları ve askerler anlaşarak sadrazamın azli ve katli için Şeyhülislamdan fetva istemişlerdir. Bu durumu tez zamanda öğrenen Padişah İbrahim, Şeyhülislama bir haseki göndererek askerlerin dağılmasını istemiştir. Durumu öğrenen padişah, Şeyhülislama bir haseki göndererek durumun aslını öğrenmek ister ve askerlerin dağılmasını söyler. Ancak Şeyhülislam haseki vasıtasıyla Padişaha, sadrazamın teslimi için haber gönderir. Bununla da yetinmeyen Şeyhülislam makamına yakışmayacak bir tarzda Padişahın sadrazamı teslim etmemesi halinde sonunun iyi olmayacağı yönünde tehditvari bir haber de gönderir. Bu sıkıntılı gelişmeler karşısında çaresiz kalan Sultan İbrahim, sadrazamı azledeceğini ancak onun canına dokunmayacağını bildirmiştir.
Yeni Sadrazam Mehmet Paşa ise, Ocağın bunu kabul etmeyeceğini, Ahmet Paşa’nın öldürülmesini istediklerini söyler. Padişah, oynanan bu oyunlara hiddetlenerek, Mehmet Paşaya tüm olanlardan kendisinin sorumlu olduğunu, askerin dağılmasından sonra kendisiyle hesaplaşacağını bildirir. Korkuya kapılan Mehmet Paşa, evine kapanıp, sadaret mührünü Ocak Ağalarına Teslim etmiştir. Ocak Ağaları ise, padişahtan korkmasına gerek olmadığını, asıl amaçlarının padişahı devirmek olduğunu söylemişlerdir.
Can korkusu yaşayan eski sadrazam Ahmet Paşa ise sığınacak bir yer arar, saklanmak ister ancak birçok kapıdan geri çevrilir. Sonunda kendisine kapısını açan birini bulur ancak onun da ihanetine uğrar ve bu kişi tarafından yeri isyancılara bildirilir Ahmet Paşa isyancılar tarafından öldürülür ve cesedi At Meydanında çınar ağacının altına çıplak olarak bırakılır.
Sultan İbrahim, sarayda on iki bin muhafızı silahlandırdığını, dağılmadıkları takdirde üzerlerine yürüyeceğini isyancılara bildirir. Bundan çekinen ve korkan isyancılara destek Valide Kösem Sultan’dan gelir. İsyancılara korkmamaları gerektiğini, saray muhafızların komutanı ile işbirliği içinde olduğunu, padişahı tahttan indirmeleri için onlara saraya gelmelerini bildirir. Saraya gelen isyancıları Kösem Sultan karşılar ve hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranır. Vaziyet hakkında bilgi ister ve Sultan İbrahim’i savunur gibi görünür. Sonunda Şeyhülislamın da fetvasıyla 7 yaşındaki Mehmed’in cülusüne karar verilir. Hal kararı padişaha ulema ve askerler tarafından bildirilir. Çıkartılan Hal Kararı Padişaha ulema ve askerler tarafından tebliğ edilmiştir. Bu hal kararını kabul etmeyen Sultan İbrahim, ulemaya tepki göstermiştir ancak zorla tahttan alaşağı edilerek hapse atılmıştır.

SULTAN İBRAHİM’E DİRİ DİRİ MEZAR OLAN ZİNDAN
Ruhsal sıkıntısı olan Sultan İbrahim yapılan haksızlıklar yüzünden mahbesinde büsbütün sıkılmıştır. Zindandan farkı olmayan mahbesinde gece gündüz feryadı figan eden Sultan İbrahim’e bu mahbesi dahi çok görülerek, mahbesin kapısı ve pencereleri Kösem Sultan tarafından ördürülerek tam bir mezara çevrilir. Sultan İbrahim’in feryatları saray halkını sabaha kadar uyutmaz. Saray halkı onun bu durumuna gözyaşları döker.
Saltanat makamının üç-beş ocak ağasının elinde oyuncak olduğunu düşünen halk, saray ağaları ve askerin bir kısmı; bu olaya sebep olan Kösem Sultan, Ocak Ağaları ve ulema aleyhinde kin beslemeye başlar. Sultan İbrahim’in tekrar tahta çıkarılma fikri seslendirilir. Bu durum Sultan İbrahim’i tahttan indiren işbirlikçileri korkutur ve kendilerinin yaşaması için Sultan İbrahim’in öldürülmesinin şart olduğu kararlaştırılır.
Kösem Sultan ve işbirlikçileri Sadrazam Sofu Mehmet, Şeyhülislam Abdürrahim ve yandaşları, Sultan İbrahim’in katli için harekete geçmiştir; ancak Saray Halkı cinayete seyirci olmamak için kaçmışlardır. Hatta Cellât Kara Ali dahi kaçmıştır; ancak yakalanarak sadrazam tarafından dövülerek Sultan İbrahim’in hapsedildiği yere kadar sürüklenerek götürülmüştür.
Sultan İbrahim, elinde Kuran ile isyancıları karşılayarak Şeyhülislama; “Bak Abdürra-him, Yusuf Paşa senin dinsiz, imansız ve fitnekar bir herif olduğunu söyleyip, seni sağ bırakmamamı söylemişti. Seni öldürmedim; çünkü Allah’tan korktum. Meğer sen beni öldürecekmişsin. İşte Kitabullah, beni ne hüküm ile öldürürsünüz, zalimler!” diye bağırmıştır. Bu, Sultan İbrahim’in son seslenişi olmuştur. Sultan oracıkta canice öldürülür. Sultan İbrahim’in öldürülmesi büyük üzüntüye sebep olur. Çünkü halk dertlerini dinleyen, türbelere giden, şeyhlerle sık sık görüşen padişahını sevmektedir. Ve şairler, katledilen Sultanın dili olur.Tarihçi solakzade Hemdemi,
“Nasib oldu şehadet akıbet ol şah-ı mazluma,
Ne çare bu imiş hod ta ezel takdir-i yezdani”
beytiyle Sultan İbrahim’in katledilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirmiştir.
Sultan İbrahim’i tahttan indiren ve onu katledenler, yaptıkları bu canavarca olayı meşrulaştırmak için onu “Deli” ve “Kadın Düşkünü” olarak göstermişlerdir. Halk, dertlerini dinleyen, din adamlarıyla sürekli görüşen Padişahlarının katledilmesi sonucunda gözyaşı dökmüştür.

BONCUKLU DELİ İBRAHİM KAVRAM KARGAŞASI VE SULTAN İBRAHİM GERÇEĞİ
Dindarlığı ile bilinen Sultan İbrahim, tahta çıktığında sarayda bulunan yiyici takımını yok etmiş, fazla servet edinmenin yollarını kapatmıştı. Zaman zaman tebdili kıyafetle çarşı-Pazar dolaşarak halkın sıkıntılarına bizzat şahit olmuş, gördüğü sıkıntıları da yerinde çözmüştür. Halk arasındaki bir gezintisinde, fırın önünde ekmek kuyruğu bekleyenleri görünce, bu duruma razı olmamış ve sadrazamdan bu durumu çözmesini emretmiştir. Sultan İbrahim bazı hatlarında reayanın sıkıntılarından duyduğu ızdırabı ve bazen sabahlara kadar uyuyamadığını da dile getirmiştir
Tarihimizde “DELİ” diye anılan Sultan İbrahim bu lakabını Can düşmanı olan Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendinin Ravzatü’l Ebrar adlı tarihinden mülhem olarak II. Meşrutiyet devrinde yaşamış bazı tarihçilerin, özellikle Mizancı Murad’ın işgüzarlıklarına borçludur. M. Çağatay Uluçay’ın “Sultan İbrahim deli mi yoksa hasta mıydı?” başlıklı incelemesinden ve dönemindeki faaliyetlerden Sultan İbrahim’in ruhi bir rahatsızlığının olduğu ancak kesinlikle deli olmadığı anlaşılıyor.

SULTAN IV. MEHMED DÖNEMİ VE HAS ODALILAR İSYANI
İbrahim’in tahttan indirilerek yerine çocuk yaştaki Şehzade Mehmed’in padişah olması, Kösem Sultan’ın durumunu yeniden güçlendirmiştir. Neticede Kösem Sultan, dört padişah döneminde devletin en etkili kişisi olmaya devam etmiştir. Bu dönemde herkes kendisine “vâlide-i muazzama” diyerek saygı göstermiştir. 8 Ağustos 1648’de Sultan Dördüncü Mehmed Han’ın tahta çıkışından sonra eski gücüne kavuşan Kösem Sultan, “Valide-i Muazzama” ve “Ümmül-Mü’minin” ünvanlarını aldı ve saltanat naibesi oldu. Yeniçeri ocağından aldığı destek ile hükümdar gibi saltanat sürmüştür. Kösem Valide Sultan, Osmanlı sarayınnda elde ettiği bu muazzam itibar neticesinde bazı menfaat çevrelerinin hedefi haline geldi. Bu durum karşılıklı olarak iki cephenin oluşmasına sebep oldu. Neticede Hasodalıların başlatacağı ve Kösem Sultan’ın katline kadar bir süreç içeren bir isyan çıkacaktı..
4. Mehmet’in cülus dağıtımında hazinede para sıkıntısı olduğundan, paralar cinci hocadan temin edilmiştir. Cinci hoca öldürüldükten sonra askerlere dağıtılan para için “Cinci Hoca Akçesi” denilmiştir. Kösem Sultan, Sultan İbrahim’in tahtan indirilmesi ve Mehmed’in tahta çıkmasından sonra, adet üzere eski saraya taşınması gerekirken, IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultanın gençliğini ve tecrübesizliği bahane ederek yeni sarayda kalmaya devam etmiştir. Kösem Sultan, 7 yaşındaki Mehmet’in tahta çıkmasıyla bu defa padişahın annesi Valide Turhan Sultan ile mücadele etmeye karar vermiştir.

İKİ VALİDE SULTAN ARASINDA İKTİDAR KAVGASI
Ancak Turhan Sultan, Valide Sultanlık sırasının kendinde olduğunu, büyük validenin bundan böyle bir kenarda oturması gerektiğini düşünerek devlet işlerine müdahale etmeye başlamıştır. Devlet idaresi söz konusu olunca; iki kadın sultan arasında ciddi sürtüşmeler yaşanmış; bu sebeple devlet işlerine yeterli önem verilememiştir. Bunun doğal sonucu olarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar baş göstermiştir. İki cephe arasında zıtlaşmalar ve kavgalar saray içinde huzursuzluğu artırır. Hatta bu çatışma ortamında devlet işlerine yeterli derecede önem verilememiş ve Anadolu’da yer yer isyanlar çıkmıştır.
Sadrazam Siyavuş Paşa ile ocak ağalarının arası da açıktır. Bu ortamda hem ocak ağaları hem de sarayda can korkusuna düşen Kösem Sultan, işi kökünden halletmeye karar verirler.
Devletin içerisinde bulunduğu olumsuz şartlar, yeni padişahın validesini devlet idaresinde daha aktif olmaya zorlayınca, Kösem Sultan’la Turhan Hatice Sultan arasında bir rekabet ortaya çıkar. Sürtüşmelerden can derdine düşen Kösem Sultan, bu işi halletmek için Ocak Ağaları ile birlikte bir plan hazırlamıştır. Plana göre; 4. Mehmet tahttan indirilecek, yerine Süleyman geçecekti. Süleyman’ı tahta çıkarırlarsa kendisine rakip kalmayacaktı.Turhan Sultandan kurtulmak için IV. Mehmed’i tahttan indirerek yerine Süleyman’ı çıkarmayı düşünürler. Süleyman tahta çıkarsa Kösem Sultan kendisine rakip bir valide sultanın olmayacağını düşünür. Çünkü Süleyman’ın annesi Dilaşub Sultan, kendisine karşı koyabilecek bir kişilikte ve güçte değildir.
Ve plan hazırlanır. Kösem Sultan gece sarayın kapılarını açık bıraktıracak, Yeniçeri ağaları adamlarıyla birlikte içeri girecek Süleyman’ı tahta çıkaracaklardır. Turhan Sultan ve adamlarını alıp götürecekler, IV. Mehmed’i de zehirli şerbet ile zehirleyeceklerdir. Ancak Yeniçeri Ağaları ve Kösem Sultan tarafından hazırlanan bu plan Padişah ve annesi tarafından öğrenilir. Turhan Hatice Sultan’ın, durumu bir cariye vasıtasıyla öğrenmesi planı zarara uğratır.
Bu sırada ayaklanan yeniçeriler, Turhan Valide Sultan’ın saraydaki yardımcıları olan ağalarının Mısır’a sürgün edilmesini talep etmektedir. Tehlikeli durum karşısında harekete geçen Turhan Sultan, ağalarının da yardımıyla Osmanlı tarihinin belki de en kudretli kadını olan Kösem Sultan’ı ortadan kaldırmaya çalışacaktır.

OSMANLI TARİHİNDE ÖLDÜRÜLEN İLK KADIN SULTAN: SUÇU DEVLET DEHASI OLMAK MI YOKSA HIRSI MI?
Kösem Sultan’ın Ocak Ağaları ile geliştirdiği planları öğrenen Turhan Sultan, derhal karşı atağa geçerek Kösem Sultan’ın öldürülmesi için hazırlıklar yapmıştır. Hasodalılar 1651 senesi (2/3 Eylül) Ramazan-ı Şerif’inde bir gece teravihten sonra “Büyük valideyi isteriz!” bağrışlaarıyla harekete geçerek, kendilerine mani olmak isteyen hasodabaşını yaralayarak hareme yürüdüler. Onlara 120 kadar zülüflü balltacı katıldı.
Bu gelişmelerden haberi olmayan Kösem Sultan, harekete geçmek üzere hazır beklediği sarayda Turhan Sultan ile karşılaşmış, planın suya düştüğünü anlayarak paniklemiştir.
Planın ortaya çıkması üzerine Turhan Sultan, derhal harekete geçer ve adamları tarafından Kösem Sultanın öldürülmesi için hazırlık yapılır. Kösem Sultan odasında yandaşları Yeniçeri ağalarını beklerken kapıda Turhan Sultanın adamlarını görür, can havliyle kaçmaya çalışır
Valide dairesinin kapısını bekleyen kapı gulamlarını öldüren silahlı kalabalığın, beklediği ocak askerleri olmadığını anladığında artık çok geçtir. Kösem Sultan kaçıp saklanmak istedi.
Nihanhane denen gizli odaların birinden ötekine geçti. Gurfe denen çok gizli bir asmakat dolabına gizlendi. Onu burada bulup alt kata sürükleyen zülüflü baltacılar ve hasodalılar, üzerine çöküp mücevherlerini yağmaladılar. Bu sırada parmaklarını kırıp kulaklarıını da yırttılar. Kuşhane Kapısı önüne kadar sopa ve silah darbeleriyle sürüklediler. Öldü sanarak bıraktılar. Fakat kımıldadığını görünce bir kez daha saldırdılar. Kösem Sultan an havli ile kaçmaya çalışırken; Zülüflü Kuşçu Mehmed isimli bir cellat tarafından perde ipi ile boğazlanarak katledilmiştir.
Valide dairesi, baskını yapanlarca yağmalandı.
Osmanlı tarihinde Kösem Sultan’dan başka öldürülen valide sultan yoktur. Bu da onun, diğerleriyle kıyaslanmayacak kişiliği, Osmanlı sarayındaki yarım yüzyıla yakın otoritesi ile açıklanabilir. Onu çekemeyen fitne ve fesat erbabı bu tezgahı kurmuş ve zamanın devlet adamları da buna alet olmuşlardır.
Osmanlı Devleti’nde pek çok padişahtan daha çok iktidar sürmüş olan ve 1651 yılında boğularak şehide edilen Kösem Valide Sultan’ın kabri Sultanahmed’de eşi Sultan Birinci Ahmed Han’ın türbesindedir.

KÖSEM SULTAN’IN KİŞİLİĞİ
Mahpeyker Kösem Valide Sultan, hüsn-i cemali, aklı ve zekası ve hayrat ve hasenatıyla meşhur saliha bir valide sultandı. Edindiği servetlerin tamamını İstanbul’da ve taşrada hayır eserleri yapılmasına harcayan Kösem Sultan, şehir halkı arasında, iyiliksever ve dindar tanınmasına hizmet edecek güzel faaliyetlerden de geri kalmadı.
Bu gaye ile zaman zaman şehri dolaşmakta, adamlarının tespit ettiği yoksulara zekat ve sadaka vermekteydi. Yine, İstanbul hapishanelerindeki borçluları da borçlarını ödeyip kurtarmaktaydı. Her yıl hac mevsiminde küçük saka ve büyük saka denen iki vazifeliyi hacı kafileleriyle yola çıkartıp, bunlar vasıtasıyla yol boyunca hacılara soğuk sular, bazı konaklarda da şeker şerbetleri dağıttırırdı. Haremde yetiştirdiği cariyeleri zengin çeyizler hazırlatıp çırak çıkartması ve İstanbul’lu ailelere gelin vermesi de onun hususi bir gayretiydi. Ayrıca muhtaçlara maaş bağladığı ve yoksul kızlara çeyiz düzüp evlendirdiği de bilinmektedir. Hayır işlerinde de öncülük etmeyi prensip edinen Kösem Sultan, etrafındaki fakirlere yardımlarda bulunmuştur. Her yıl Receb-i Şerif ayında tebdili kıyafetle arabaya binerek hapishanelere gitmiş; borcu yüzünden hapse düşen mahkûmların borçlarını ödemiş ve onların hapisten çıkmalarını sağlamıştır. Kösem Sultan, katil kişileri bu yardımlardan nasiplendirmemiştir. Yaptırdığı hayır işlerinin başında Üsküdar’daki Çinili Camii, Boğaziçi’nde Anadolu Kavağı, Sultan Selim civarında Valide Medresesi Mescidi’ni yaptırarak hizmete açmıştır. O dönemde Osmanlı’nın eyaleti durumunda bulunan Mekke ve Medine’ye de yardım elini uzatmış, fakir yöre halkına da hatırı sayılır yardımlarda bulunmuştur.
Bu olaydan sonra Köprülü ailesinden sadrazamlar iş başına geldi ve Valide Sultanların (padişahların anneleri) devlet siyasetindeki etkileri sona erdi.

KÖSEM SULTAN’IN KAYINVALİDESİ SAFİYE SULTAN
O köle pazarında satılarak 12 yaşında saraya getirilen bir Venedikliydi. Sofia Bellicui Baffo adıyla 1550’de Venedik’te dünyaya gelen dönemine göre oldukça iyi koşullarda bir eğitim alan ve henüz on iki yaşındayken kendisini İstanbul’daki Pera köle pazarında bulan genç Sofia’nın güzelliği III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan’ın kulağına kadar gelince büyük bir tarihi hikaye başlar. Manisa sancağındaki genç veliaht Murad’ın devlet meselelerinden uzak pasif karakteri, annesi Nurbanu Sultan’ı kara kara düşündürürken karşısına Sofia’yı çıkar. Sofia’yı görür görmez onun oğlu için aradığı kız olduğuna karar veren Nurbanu Sultan deyim yerindeyse bir servet ödeyerek köle kızı satın alır ve iki yıl süreyle haremde eğitim görmesini sağlar. Köle kızı Sofia artık arı, duru, saf güzellik anlamına gelen ismi ile Safiye’dir. Güzelliği ve kıvrak zekasıyla III. Murad’ı kendisine aşık eden Safiye Sultan, Valide Sultanlık döneminde ise devlet işlerinde de etkin bir rol alır ve Kösem Sultan’ın da kayınvalidesi olur.

Yazar: Neslihan Sultan PALA

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com