KIŞ UYKUSUNA HAZIR MIYIZ?

TV-izlemek

Eh, artık yeni yayın dönemine sayılı günler kaldı. Yaz boyunca dolgu malzemeleri ile “bayık” bir sezon geçirdik yeterince. Of ya ne bunaltıcıydı, limon ve gazozla oturduk ekran başına. Üstelik esas seyircinin yokluğundan “fasulyeden” izleyiciler sayesinde “dandirik” yapımlar sükse yaptı.

Her şey buraya kadar. Artık yaprak dökümü başlamak üzere. Sapır sapır dökülüp tozlu raflar arasına girecek bir sürü saçma sapan dizi ve yarışma programları var. Az kaldı az ; temizlik başlıyor.

Yok ”Ben bilmem beyim bilir”, “Şebeke”, “Alicik ile Ayşecik” yok efendim şeflerin kapışmaları falan hepsi prime time denilen önemli zaman diliminden uzaklaşacak.

Ama afyonu da verecekler bizlere gene. Hipnoz edilmiş gibi sardıracağız, hasretle beklenen dizilere. “Muhteşem Yüzyıl”, “Kuzey Güney”, “Öyle bir Geçer Zaman Ki” ve bir sürü yeni iddialı diziler geliyor, gümbür gümbür. Sadece özel televizyonlar değil, devletin TV’si de kolları sıvamış. Tanıtımlara bakıyorum da oldukça merak uyandırıyor. Bekleyip göreceğiz artık.

Ama en çok da milletçe ekran başına kitlenip, kış uykusuna gireceğiz yeniden, ona üzülüyorum. Dünyadan bi-haber ama her diziden haberdar olacağız. Ne mutlu bize. Beyinler uyuşacak, derin uykulara dalacağız ve bu arada etrafımızda kıyametler kopacak… Olsun, biz bölümleri kaçırmayalım da isterse dünya yansın!

Herkes, dizi hikayelerine kendini kaptırmadan, eleştirel bir gözle izlese eminim her şey çok daha farklı olacak ama işte gel de bunu bizim insanımıza anlat…

Önlerine konulan her şeye alkış tutmayıp, arada bir “bu olmamış” diyebilse. Ekranlara daha faydalı ve anlamlı mesajlar içeren yapımlar gelecek ama biz kış uykusunu daha çok seviyoruz galiba. İtiraz etmeden, itaat etmeyi seviyoruz. Bu yüzden “aman sendecilik” yaşam felsefesi haline gelmiş.

Düşünmek, eleştirmek ve itiraz etmek nöronları zorluyor zar! Fazla elektrik tüketmeden, uyuşmuş bir beyinle teslim olmak alışkanlık olmuş. Neyse, umutsuzluğa kapılmayayım peşin peşin. Belki de bu dönem daha farklı olur. Özellikle bir dizi var, ben ondan çok umutluyum. Hazal Kaya’nın “Son Yaz Balkanlar 1912”. Bir savaş ve göçün acı gerçeği anlatılıyor.

Yapımcılığını Tarkan Karlıdağ ve Serdar Akar üstelenmişler. Senaryo ise Kürşat Başar’a ait. Tarihi gerçekleri temel alarak oluşturulmuş hikaye. Balkan Savaşı’nın arefesinden, Çanakkale Savaşı’na kadar olan süreci konu alıyor. İşte, böyle yapımlar gelmeli ekranlara. Bize gerçekleri ve bilinmeyenleri anlatmalı. Ders alınmalı biraz da. Bir erkek ve bir kadının aşkı etrafında dönmüyor dünya.

Hazal-Kaya

Eğlenmek için, Gülse Birsel’in kıvrak kalemi, ”İşler güçler” in zekice esprileri var. Çıta yüksek tutulursa nöronlar da çalışır. Gözler açılır. Uyutmaya ve akılları bulandırmaya yönelik sistemli bir operasyona benzettiğim dizi taarruzlarına karşı uyanık olmak lazım.

Kış uykusuna geçmeyelim, bırakalım onu ayılar yapsın.

 

GÖNÜL GÖKMEN / MEDYABEY

www.twitter.com/ekinoba

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com