KARAGÜL’ÜN ÖZCAN DENİZ’E NEDEN İHTİYACI VAR?/JALE ŞEN

Bir yandan Joy FM kulaklarımda; Hakan Küfündür çalıyor ben dinliyorum. Az önce Zerrin Özer söyledi, şimdi de Kerim Tekin ‘’yine de vazgeçmem, ölürüm derdimden’’…Kar beyaz şarkının adı. 98 yılında trafik kazasında erkenden ayrılmıştı bu dünyadan Kerim Tekin.

Diğer yanda gözüm televizyonda Sinema kanalında Eva’yı izliyorum. Hani şu Eva adlı küçük kız çocuğundan ilham alınarak robot çocuk yapmak isteyen 2 profesörün olduğu Daniel Brühl’lü film. Sevdiğim en şeker Alman bu Daniel. Zafere Hücum’da da çok iyiydi, yıllar önce izlediğim Elveda Lenin’de de. Doğu Almanya’da yaşıyor Alex ve annesi. Anne komaya giriyor aniden ve 8 ay sonra uyanıyor. Uyandı uyanmasına ama o uyurken 8 ayda Almanya artık o eski Almanya değildi. Annesinin sağlığı kötü etkilenmesin diye ‘her şey eskisi gibi’ algısı yaratmaya çalışan Alex neler çekmişti. Çok güzel filmdir bu Elveda Lenin. ‘’Tüm yalanlar ‘iyilik için’ söylense keşke’’ dedirten cinsten…

Müziğe devam, Nilüfer…’’İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri…Ne güzelmiş bir zamanlar yazılan sözler, söylenen şarkılar. O zamanlara yetiştiğim için şanslıyım. Belki şimdi One Direction’a çıldıran çocukları anlayamamam ondandır. Bizim kuşağın naifliği ve kırılganlığı, mahçupluğu, yüzünün utançtan kızarması da belki o zamanlardaki bu şarkılardandır. Ya da bu içten şarkılar bizden sebepti. Gerçekten ‘gerçek’ olduğumuz zamanlardı. Özlüyor olmamız ondandır…


İlhan İrem şimdi kulaklarımda. ‘‘Yıldızlar çakıl taşı, güneş bir yaprak olmuş, ben mi yaşlandım yoksa dünya mı altüst olmuş?, ben gideli buralara olanlar olmuş…’’ Tam Murat Şamverdi’lik oldu şimdi bu sözler; ben gideli olanlar olmuş, olanlar olmuş. Biliyorsunuz Özcan Deniz geri dönüyor Karagül’e. E nihayet ama.

Karagül manyağı bir arkadaşım 4 gözle bekliyor Özcan’ı. ‘’Niye bekliyorsun’’ dedim, ‘’çok mu seviyorsun Özcan Deniz’i?’’ ‘’Yooo’’ dedi! ‘’Dizi öyle saçma bir hal aldı ki, hep aynı, her şey aynı, sıkıldım, belki Özcan girince hareket de gelir’’. Çoğu izleyici aynı şeylerden şikayetçi. Sezon başında bir diziye başlıyorlar, önce her şey yolunda. Ama sonra bölümler birbirinin aynı. Konu olduğu yerde sayıyor. Seyircide ‘’başladım, sonunu getireyim’’ durumu da var, ne kadar sarpa sarsa, bölümler birbirinin aynısı olsa da devam ediyor diziye. Lale Devri’nde ve Yer Gök Aşk’ta olduğu gibi yani. Artık dizi seyircisi de psikopat oldu, peşini bırakmıyor.

Karagül böylece, Murat Şamverdi’nin dönüşüyle de devam ederken diğer yandan bir gözüken, sonra kaybolan Ufo misali Saklı Kalan ‘yine bitti!’’. Adından hallice nazar değdi galiba diziye. Yazık oldu tabii de bazen görünen köy kılavuz istemiyor işte. Baştan belliydi zaten o dizinin biteceği. Kadro gayet iyiydi aslında, çekimler, görüntü kalitesi filan… Fena bir iş değildi. Ama artık bazı konular ‘gitmiyor, yol almıyor’. Kurt Seyit ve Şura da öyle. Konu o kadar karmaşık işleniyor ki başını, sonunu anlamak imkansızlaşıyor. Daha önce de yazmıştım ‘Kıvanç için’ yazılmış bir iş gibi duruyor buradan bakınca Kurt Seyit ve Şura. Kötü senaryolaştırma ve Hilal Saral’ın kötü yönetimiyle diziden de ve neredeyse (az daha zorlarlarsa) Kıvanç’tan da soğutacak bizi. Tek izlenilesi adam orada, Kont Drakula’dan hallice Petro Birkan Sokullu!

Yapılacaklar listene ekle…

Bahar geldi, uyuma! Kalk, silkelen, kendine gel. Detoks yap, detoks! Gazetede, televizyonda kadın programlarında İbrahim Saraçoğlu filan söyleyip duruyor ‘’onu onunla kaynat, içine şunu at, gün boyu onu iç’’. Al sana detoks. Gün boyunca sıvı içmekten tuvaletten çıkabildiğin zamanlarda açlıktan ölmezsen şayet bahara güzel girmiş olursun. Ha bir de egzersiz yapmayı unutma. Benim gibi 40’ını aştıysan aman diyeyim ‘hafif egzersizler’ yapın, ne olur ne olmaz. Ne de olsa hayat 40’tan sonra daha bir tatlı!

En kısa zamanda…

Murat Menteş’in Ruhi Mücerret’ini nihayet bitirdim. Kitabı bekleyenler var sırada şimdi, onlar Ruhi’yi okurken ben Murat Arda’nın Pelin’ini okuyacağım. Bazen hayattan en iyi ‘kaçış’ kitaplar oluyor, inanın. Son zamanlar senin de canını fazlasıyla sıktıysa Ruhi Mücerret sana da iyi gelecektir, bana iyi geldiği gibi…

Ve son…

‘Son noktayı’ koymadan ya da ‘son sözü’ söylemeden ‘bir kez’ daha düşünmek çok zamanını almaz. Sonradan ‘pişman’ olmaktansa o anda biraz durmak hep iyidir…

JALE ŞEN / MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

 

 

 

 

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com