KARAGÜL’Ü DOĞRU OKUMAK / OYA TEKİN

Karagül dizisi başladığı günden beri adından çokça bahsettiren kendine özgü senaryosuyla da cuma gününün vazgeçilmez dizilerinden biri oldu.

Dizi, batı-doğu çatışmasını kendi içinde ince ince sorgularken izleyiciyi de peşinden sürüklüyor.

Geçenlerde sanırım tekrarı yayınlanan bir televizyon programında önemli televizyon yazarlarından birinin diziye dair eleştirisi dikkatimi çekti. Batıda yöre dizilerinin çok izlenmesine getirdiği açılım oradan göçenlerin büyük şehirlerde çok olmasıymış.

Böyle bir sınıflandırma yapan televizyon eleştirmenlerini anlamakta zorlanıyorum.

Artık bu sınıflandırmaları yapmak, eksenler oluşturmak, bölmelere ayırmak zamanlarını çoktan geçmiş olmamız gerekmiyor mu?

Karagül neden çok izleniyor sorusuna böyle bir cevap veren eleştirmenlerimize bir de dizileri nasıl izliyorsunuz sorusunu sormalı.

Diziye yöre dizisi, töre dizisi, ağa, konak dizisi olarak bakmak açıkçası haksızlık. Ve batı aldığı göçten böyle dizileri izliyor demek haksızlıktan da fazla.

Çünkü bu diziyi sadece oradan batıya göçenler ya da o bölgenin insanları izlemiyor. Ve dizinin kendisi bir konakta geçse de salt konak dizisi değil.

Bir diziyi izlenir kılan pek çok etken vardır en önemli etkenlerden biri de senaryonun doğru zeminde ilerlemesidir.

Bu dizide de senaryonun sürükleyiciliği ve kendi içinde oluşturduğu sorgular, merak unsuru diziyi izlenir kılmaktadır. Tek başına fragmanları bile bir sonraki bölümde ne olacak acabayla bırakıyor izleyiciyi yani sadece doğulular izliyor demek anlaşılır olmadığı gibi izleyiciye de saygısızlıktır.

Bir diğer eleştiri de yorumcuların yaptığı eleştiriler. Ev hanımlarının ve orta yaş üstü insanların Karagül dizisini izlediği iddiasında bulunuyorlar ki neye dayanılarak ortaya atıldığını anlamak hiç mümkün değil.

Mert Yazıcıoğlu diğer adıyla Baran genç kızların gözdesi olmuşken böyle bir genelleme yapmak yorum yapayım da nasıl olursa olsundan başka bir şey olmuyor.

Herkes yorum yapmakta özgürdür ama dayanaklı aklıselim olması önemli.

Çok açık şunu söylemek gerekirse benim deneklerim ne ev hanımı ne de Doğulu. Entelektüel kesimden de, genç kesimden de, hatta erkek izleyicilerin de diziyi izlediklerini görüyorum. Hatta meraklı bir kesimden bana Özcan Deniz ne zaman dönüyor sorusu da fazlaca geliyor. Bunların hiçbiri de sosyal mecra üzerinden değil reel hayat üzerinden gelen tepkiler. Yani sosyal mecrayı katmıyorum bile.

Eleştirmenler bağlı oldukları kanalların dizileri öne çıksın diye batı göç almış söyleminde bulunurlar normaldir ama yorumcular neye dayanarak ev hanımlarına izletmiş diziyi bir de genellemiş.

Daha da komik olanı orta yaş meselesi Medcezir kıyaslaması üzerinden yapılıyor. Gençler Medcezir’i orta yaş ev hanımları Karagül’ü izliyormuş.

Bir annenin şu cümlelerini vermeden geçemeyeceğim bu yoruma karşın.

“ Oğlumun Medcezir’i neden izlediğini anlamaya çalışıyorum. Onun yüzünden ben de Medcezir izliyorum. Öğrendim ki Çağatay Ulusoy içinmiş. Sınıfındaki kız arkadaşları Çağatay’a hayranmış o da kızların dikkatini nasıl çekerim diye izliyormuş” diyor.

Şimdi bu cümleden de ergenler diziyi izliyor sonucu mu çıkarmalıyız. Ebeveynlerinde çocukları yüzünden diziyi izlediğini.

Böyle alttan alttan sınıf ayrımı kokan ayrımlarla eleştiri yapmak her iki diziye de haksızlıktır.

İnsanların beğenilerine ambargo koyup şartlamak şunlar şunlar şunu izler bunlar bunlar bunu izler.

Pardon da hangi denekleriniz bu bilgileri size veriyor derler.

Kaldı ki her iki dizinin yarıştırılması da çok saçma. Aynı gün birbiriyle yarışsalar da içerikleri duruşları birbirinden apayrı diziler.

Biri magazin gündeminde oyuncuların özel yaşamıyla besleniyor. Ki çok da doğal çünkü dizi eğlence, ışıltılı dünyalar, moda kısacası cemiyet hayatına hitap eden yönleri taşıyor.

Oyuncu fanatizmi ve Ece Yörenç ‘in etkin kalemi de eklenince dizi bu tarz işleri seven kitleyi arkasından sürükledi.

Diğeri yani Karagül ise konusu salt aşk üzerine kurgulanmamış, aşktan beslenmeyen ayrıntıların yarattığı merakla insanları kendisine bağladı.

Yani Medcezir’i izleyen Karagül’ü, Karagül’ü izleyen Medcezir’i izlemiyor gibi bir algı yaratılması boşuna her iki tarafta kendi beğenileri içerisinde izleniyor izlenmeye de devam edecektir.

Ama bir başarı varsa Karagül derim nedeni ise bir kere genç oyuncuların hiçbirinin popüler kimliği yok, magazin medyasının ilgi odağında değiller bu diziye başladıklarında da öyle arkalarından sürüklenen fanları da yoktu.

Buna rağmen, Maya’sı, Ada’sı, Baran’ı, Ayşe’si, Asım’ı hatta sonradan giren Serdar’ı gerçek adlarıyla İlayda Çevik, Ayça Ayçin Turan, Mert Yazıcıoğlu, Sevda Erginci, Can Atak, Burak Çelik izleyenleri kendilerine hayran bıraktılar.

Bunu da sadece oyunculuklarıyla başardılar. Özellikle Mert Yazıcıoğlu namı değer küçük Kendal yani dizideki karakter Baran.

Kısa sürede genci yaşlısı herkesi kendine hayran bıraktı. Baran faktörü müdür bilemem ama bu genç, gelecek vaat ediyor bu çok açık.

Üstelik bu dizinin başrol oyuncuları Ece Uslu, Özlem Conker ve Yavuz Bingöl olmasına rağmen dizide ki genç oyuncular başarılarıyla öne çıkıp başrol kıvamında yer aldılar.

Öyle her hafta öpüş kokuşlara başvurulmadan, Yavuz Bingöl gibi bir ses olmasına rağmen türkülerle diziyi doldurma yöntemlerine girişmeden salt senaryonun çekiciliğiyle ilgi çekmek bana göre bu arenada başarıdır.

Hani deniyor ya hep izleyici öpüş kokuş o sahneler olmazsa izlemez diye külliyen yalan olduğunu Karagül ispatlıyor.

İnsanlar bu diziyi izlerken Baran Ayşe’yi ne zaman öpecek diye beklemiyor. Her karakterin sahnesinde neler olacak diye bekliyor. Yani bir ikiliye değil dizideki tüm karakterlerin hikâyelerine dair beklenti içinde izliyorlar.

Ha şu da yanlış anlaşılmasın dizilerde öpüşme sahnelerine bir karşı duruşum yok aşkın anlatılması adına gerekliyse kullanılması da doğaldır. Ama doğallığı, masumiyeti inandırıcı ve estetikse. Pornografik bir görüntüden yansıyan öpüşme sahnelerini bir İngiliz de ailesiyle izlerken hoşnut olmaz.

Karagül’de rahatsız olduğum ve çokça izleyicinin de rahatsız olduğu ayrıntı Serdar’ın Maya ve Ada arasında ki durumu. İki kardeşin arasına bir erkek sokulmasına bu dizinin ihtiyacı yok. Böyle bir malzemenin haftalardır uzatılması da çok gereksiz. Ada ile Serdar aşkı seyirci tarafından onay almış inandırıcılığını da göstermiştir. Maya’yı da izleyiciyi de üzmeye gerek yok. Bir dizide de kardeş, arkadaş aynı adama aşık olmasınlar. Hele Karagül’de hiç olmasınlar. Zaten Ebru ve Narin aynı adama aşık Özcan Deniz geldiğinde bu hesaplaşmayı fazlasıyla izleyecek seyirciye bir de Maya Ada kapışması izletmeyin. Bunu daha önce de yazdım şimdi de yazıyorum. İzleyicinin en büyük rahatsızlığı kardeşler arasında gereksiz aşk kavgaları.

Onun dışında temposu yüksek, yürekler ağızda izlenen dizi her bir bölümde ters köşelerle dolu. Rüyalara geçişte de korku filmi kıvamında. Ve her bölüm ders nitelliğinde dökülen bilge sözler. Çokça da Kadriye Ana’nın usta oyuncu Şerif Sezer’in ağzından ayrı bir anlamlı o sözler. Ah o senaristler dedirteninden.

Biri özgün bizden, biri uyarlama Amerikan iki işin kıyaslamasını yapmak yerine bırakalım herkes kendi sevdiği diziyi izlesin reyting sisteminin böldüğü deneklere bir de yorumcuların hayali denekleri eklenmesin. Her iki işte kendi ekseninde başarılı o halde nedir bu doğu dizileri orta yaş paranoyası.

Cıvıl cıvıl ışıltılı işlere ihtiyacımız olduğu kadar doğru anlatımda işlenen Anadolu işlerine de ihtiyacımız var. Bir tık kadar yakın olduğumuz bu zamanda tek tip olmak yerine her renk olmak güzelliğini yaşayalım…

Cuma akşamının tüm dizileri de bu anlamda rengârenk her kesime bir tane. İzleyici rengini yaşına ve nereli olduğuna göre değil beğenisine göre seçer…

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=580460

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com