“KANAL D DUY SESİMİ!” /JALE ŞEN

Geçen Cumartesi gününden bu yana gelen tebrik mesajlarını (buradaki işimden dolayı) cevaplamaktan ve mutluluk sarhoşluğundan, bir de Burak Hakkı’yla ilgili yazımdan dolayı bir fanından 2 gün arka arkaya aldığım ”Burak çoookkk iyi oyuuuunncuuuu, salak salak yazma artık” şeklindeki ‘yapıcı’ eleştirilerden bitap düşmüş bedenimi hafta sonuna sakladığım filmlerimle ayağa kaldırmaktı tüm isteğim.

Yine 2 iyi filmle başladım film günlerime. İlki Woody Allen’ın Blue Jasmine (Mavi Yasemin)’i, diğeri Spike Jonze’un Her’i. Mavi Yasemin’i hem Woody Allen’ın filmi hem de başrolde Cate Blanchett olduğundan, Her’i de Joaquin Phoenix’ten mütevelit merak edip izlemek istedim. Her’le ilgili söyleyebileceğim en baş 2 unsur müziklerinin ve görüntü kalitesinin çok iyi olması. Konu itibarıyle de günümüzde ileri teknolojinin insanı ele geçirmiş olması ve sonuç olarak da her ne olursa olsun insanın insana, dokunmaya, hissetmeye her zaman ihtiyacı olduğu.

Ben film izlerken sahne görüntüsünün, ışık ve renklere takık olduğumdan Her’i izledikten sonra biraz araştırma yaptım. Görüntü yönetmeninin, benim film arşivimde apayrı bir yeri olan Let The Right One In (http://jeansmisin.com/aklima-birsey-geldi/bir-vampir-filmigir-kanima.html) filminin de görüntü yönetmeni olan Hoyte Van Hoytema olduğunu gördüm. Klasik izleyciyici yakalayamayacağını düşündüğüm çok ağır ilerleyen ritmiyle (festival filmi tanımı vardır ya hani bizlerin çok kullandığımız onun gibi)birlikte konusu, çok iyi görüntü ve müziklerinden ötürü izlenilesi bir film Her.

Blue Jasmine içinse şimdi söyleyeceğim şeye gülmeyin ama, filmlerine ”Woody Allen izlemek ayrıcalıktır” tadında bakan sinemaseverlere komik gelecektir çünkü bu; Woody Allen filmlerinden feci sıkılan ben onun sadece Vicky Christina Barcelona’sını beğenmişimdir şimdiye dek. Mavi Yasemin’i de ”çok daha iyi olabilirdi” diyerek sonlandırdım. Gedikli oyuncusu Scarlett Johansson yerine bu defa Cate Blanchett’in performansını izlemekse kendisini seven bana iyi geldi.

Tv yazarlığı kimliğime geri döneyim…

Evet, filmlerimle şenlendirmeye çalıştığım hafta sonum evimdeki su tesisatının bana yaptığı şakayla daha da bir renklenmişken, şu an mutfağıma sızan suyu kafama takmaktan vazgeçerek, iyi dizilerinden seyrcisini mahrum etmeyi seven Kanal D’den bahsetmek istiyorum biraz.

yalan_dunya

Kanal D bu hafta üçüncü bölümünü izleyeceğimiz, The Killing’ten uyarlama Cinayet’i de yeni servis etmişken, yedinci bölümünü izleyeceğimiz Vicdan’ın yayın gününü değiştirerek çarşambadan pazara ve saatini de 23:15’e aldı. Böylece kanal izleyicisine diziyi bitirme ısınmaları yaptırmaya başladı! Kanalların bu kafalarına göre yaptıkları gün ve saat değişikliklerini, sonrasında da birden diziyi yayından kaldırmalarını feci şekilde seyirciye yapılan saygısızlık olarak görüyorum. Bir de güya hinlik yapıp ”bakın ama zırt diye kaldırmadık, günüyle, saatini değiştirdik” modellemesiyle izleyiciyi önce işten uzaklaştırıyorlar, sonra da farkettirmeden usulca kaldırıveriyorlar. Dizinin fanları hemen imza kampanyası başlattılar gerçi, biz de Medyabey ailesi olarak destek verdik. Şimdi Elizi yapım’ın Vicdan için başka kanallarla anlaşma imzalayacağı dedikoduları gündemde. Zaten en başta Muhteşem Yüzyıl gibi hala çok izlenen bir dizinin karşısına Vicdan’ı getirerek hata yapan Kanal D, hala yeni dizilerini yayına sokmaya devam ediyor. Madem üç beş bölüm gösterip sonra kaldıracaksın o zaman niye yeni dizilerini hala yayınlamak için çaba sarfediyorsun?

Kanal D Kayıp için de aynını yapmıştı. 14.bölümüyle erken final yapılacağı duyurulan dizi çok şükür 17. bölüme kadar erişebildi! Her ne kadar benim izlemediğim bir iş olsa da Kayıp, kendine izleyici kitlesi oluşturmuş bir yapım. Devam etmesini isteyenler çoğunlukta. Ben dizinin sonunu merak ediyorum evet ama benimki izleyicisininkinden farklı bir beklenti. Ben Kayıp müdavimlerininkinden farklı olarak akibetiyle eşleştirdiğim sonunu merak ediyorum!

kayıp

Evet Kanal D bir yandan kaldırıyor işlerini, bir yandan yenilerini koyuyor. Küçük Ağa, Ne Diyosuun ve Zeytin Tepesi Ocak sonu Şubat başı ve ortaları gibi başlayacak olan yapımlar. Ayrıca X Factor adlı şarkı ve Takip isimli yeni yarışma programları da yolda. Televizyon izleyicisi artık eğlenerek kafa boşaltmak yanlısı olduğundan yarışma programları olduğu yerde duracaktır ama yeni yayına girecek olan dizilerin akıbetinin artık izleyiciyle değil kanalın gönlüyle doğru orantılı olduğunu bildiğimizden, yoldaki diziler için aynı şeyi söyleyemiyorum.

Bütün bu anlamlandıramadığım seyirciyi yok sayma durumuyla birlikte anlayamadığım bir başka şey de, Yalan Dünya gibi artık tavsadığı gün gibi aşikar olan bir dizinin niye hala ısrarla yayında tutulduğu. Gülse Birsel’in zaten ‘burnu havada’vari duruşunun esprilerine ve hatta kahramanlarına da sirayet etmiş hali sadece bana mı sevimsiz geliyor acaba? Artık karakterler üzerinden yapılan komedi kabak tadı verdi. Geçen sezon ATV’nin yayınladığı ve 9.bölümden sonra zırt diye kaldırdığı Aldırma Gönül gibi, kahramanlarından çok durumlara ağırlık veren komediler seviliyor. Gülse Birsel gibi, aslında kendi özel yaşantısında işiyle ilgili yaşadığı bazı olumsuzluklarla ilgili olarak da alttan alttan laf sokma ‘durumlarından’ bahsetmiyorum tabii!

Bunların yanı sıra, Beren Saat’in tam anlamıyla gerileme işi olarak gördüğüm İntikam’dan neden hala umut kesilmiyor bunu da anlamakta zorlanıyorum. Seyircisi artık neredeyse ciddi ciddi İntikam’dan imtikam alma moduna geçmişken bu inat niye? Burada kanalın gördüğü,bizim (benim gibi düşünleri kastediyorum tabii) göremediğimiz nedir, sormak isterim. Vicdan’da kör olan Kanal D İntikam’da uykuya tam geçiş yapıyor olmalı. İntikam’da da belki Merhamet’e sonradan yapıldığı gibi komedimsi diyaloglar konabilir mesela. Deniz’le Sermet’ten bahsediyorum. Diziden biraz olsun uzaklaşmaya başlayan izleyenleri, Deniz-Sermet manevrasıyla yeniden dönüş yaptılar diziye. Bazen, diziyi izlemeyen ben bile sırf bu komik ikili için bakabiliyorum Merhamet’e. Ve ayrıca, Burçin Terzioğlu (Deniz) oyunculuğunda iyi bir noktada şu an, çok çok iyi oyunculuk sergiliyor.

Ve işte son söz: Kanal D duy sesimi; Bari Arkadaşım Hoşgeldin’e dokunmayın!

Kısa notlar alalım mı?

En son aldığım ”çok uzun yazıyorsun, biraz kısalt” eleştirisinden sonra, ”en altta bize verdiğin tavsiyeler var ya onlara bayılıyorum” diyen bir okuyucum beni mutlu etti! Kısaltamıyorum yazılarımı, yapmak isterim bunu ama olmuyor işte. Belki ileride. Ama, buradan yaptığım tavsiyelerim hiç bitmeyecek, onlara devam.

 

Son zamanlarda…

Bolca dua ediyorum…Rahatlatıyor, insanı kendine getiriyor, düşünmeye sevkediyor. Ve bir de diyorum ki: ” Allahım, yanlış anlaşılmama izin verme!”

Buradan Animals’ın Don’t Let Me Be Misunderstood şarkısı aklıma geliyor ve dinliyorum

 

Model’den Levla’nın Hikayesi geldi.

Özellikle Ağlamam Zaman Aldı güzel, dinle…

İzle…

Joel-Ethan Coen kardeşlerin Sen Şarkılarını Söyle filmi son zamanlarda en çok söz edilen filmlerden. 17 Ocak’ta gösterime giren film biyografi severlerin yanı sıra Coen kardeşlerin işi olduğu için de özellikle izlenmeli.

JALE ŞEN/MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com