İzleyici neden dizileri değil Survivor’u tercih ediyor?

Benimle aynı yaşlarda olanlar hatırlayacaklardır, bir dönem vardı ki hepimiz yemeklerimizi yiyip soframızı toplarken daha hemen çay suyunu ocağa koyar, birazdan başlayacak olan dizi için hazırlıklar yapardık. Çekirdeğini çayını alan televizyonun karşısına kurulur, tüm aile algıları dış dünyaya kapatır, ibadet eder gibi transa geçerdik.

Süper Baba, Perihan Abla, İkinci Bahar, Ekmek Teknesi gibi kaliteli yapımlar hepimizi ekrana kitlerdi. Bu dizilerin yayınlandığı akşamlar sokaklar boşalırdı. O yapım bittiğinde tadı damaklarımızda kalır, sonrasında da dizilerin can alıcı bölümlerini birbirimize hatırlatıp tekrar tekrar anlatırdık.

Bu güzel işlerin dışında bir de yıllarca devam eden dizilerimiz vardı ki (Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları, Kaynanalar, Kaygısızlar) onca sene devam etmesine rağmen her bölümünü zevkle izlerdik. Yedi Numara ve Sıdıka gibi bizi güldüren işler de temposunu hiç düşürmedi, izleyicisini hep elinde tuttu. Şaşıfelek Çıkmazı, Şehnaz Tango, Yeditepe İstanbul ve Sultan Makamı benim izlemekten en çok zevk aldığım dizilerdi.

Sonrasında, ‘konaklı dizi’ler furyasına açılışı yapan Asmalı Konak geldi. Özcan Deniz ve Nurgül Yeşilçay’ın bence en iyi işleriydi bu dizi. Sıla, Hanımın Çiftliği, Bir İstanbul Masalı, Hatırla Sevgili, Aliye, Zerda, Canım Ailem dizileri de çok sevildi ve bölüm kaçırılmaksızın izlendi.

Peki ya Şimdi…

Peki, şimdilerde aynı tat var mı dizilerde ve aynı heyecanı yaşıyor muyuz ekran başında? Cevapları biliyorum aslında…

Neredeyse iki hatta üç sezondur tam anlamıyla bağlandığımız işler çok az. Bağlandıklarımızın bile ilk sezonundan sonra ikinci ve üçüncü sezonuna aynı şevkle devam etmiyoruz. Hatta kendimizi zorlamıyor devam eden sezonda diziden vazgeçiyoruz. İnatla ”başladığım işi yarım bırakmam” psikopatlığında dizi manyaklarımızı saymıyorum tabii! Onlar ne olursa olsun dizilerinden ayrılmıyorlar.

Benim ‘güzel iş’ diyebileceğim, ilk sezonundan bu yana beni hiç yanıltmayan yapım, Kanal D’nin Poyraz Karayel’i. Her bölümüyle seyircisini heyecanda tutmayı biliyor.

İçinde hem aşk hem de komedi olan Kiralık Aşk da hala ilk günkü ilgiyi üzerinde tutmaya devam ediyor. Paramparça ve Karagül’ün, ayrıca O Hayat Benim’in artık kemikleşmiş bir bağımlı kitlesi var.

Yeni yeni diziler eklenmeye devam etse de diğer işlerin yanına, tabii ki hepsi izlenmiyor. Kiminin ilk bölümden sonunu tahmin etmek güç olmuyor. Tesadüfen denk gelip Ahmet Mümtaz Taylan ve Burcu Biricik’e takılı kaldığım Hayat Şarkısı benim gibi pek çok kişinin ilgisini çekti ve izlenme oranları her geçen gün artıyor. Mahinur Ergun’un parmaklarının diziye dokunması en başta o işin zaten güzel olacağının işareti. Ama dizi olayı ‘her şeyiyle tam’ olmak zorunda. Senaryosu güzel olabilir ama işlenişi kötüyse, oyuncu seçimleri doğru değilse o yapımdan iyi sonuç beklemek boş umut olabilir ancak.

Bu bir kaç sayılı işten başka da izlenmeye değer, genelde ‘erkek dizisi’ diyebileceğim çoğunlukla erkeklerin izlediği Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Kurtlar Vadisi, Filinta ve Diriliş Ertuğrul’u sayabilirim.

Ama yine de…

Ama yine de ‘ah o eski tat’ dediğimiz türde değil bu yapımlar da. Bir Süper Baba değil mesela Poyraz Karayel.( Aynı kategoride değiller tabii ama kalite ve verdikleri haz bakımından değerlendiriyorum). Eski yıllardaki o dizilerin olduğu akşamlarda eve misafir kabul etmezdik. Şimdiyse dizimizin olduğu akşam herhangi bir başka şey çıktığında aniden ”diziyi izlemesem de olur nasıl olsa tekrarı var ya da internetten izlerim” diyebiliyoruz. ‘Bağlılık durumu’ eskisi gibi değil yani. Buna internetin oluşu, dizi tekrarlarının olması etken.

Dizi furyası ilk çıktığında her akşam bir dizimiz vardi. Ama daha sonraları yavaş yavaş soğuduk, uzaklaştık dizilerden. Çünkü gösterim süreleri uzadıkça uzadı. Artık sonuna erişemeden ekran karşısında uyuyakalıyoruz. Ayrıca bu işlere seyircinin güveni de kalmadı. Başlayan işler bir kaç bölüm sonra izleyiciye haber bile verilmeden bitiriliveriyor. Nasıl olsa bitecek fikrinde olan izleyici de ya bir bölüm bakıyor ya da hiç başlamıyor. İşinden gücünden eve dönüp biraz kafa dağıtmak isteyen bizler ekranda sahicilik ve samimiyet görmek istiyoruz. İzlemek için hazırlandığımız diziye bağlandığımız anda yayından kaldırılıveren iş istemiyoruz. Seyirci kendini kandırılmış hissediyor o vakit.

Peki Survivor neden hep en zirvede?

Deniz, kum, güneş…Kavga, hırs, açlık…Güzel hanımlar, güzel erkekler…Hangisini izlemek istersen hepsi karşında. Canlı canlı. Ben izlemesem de (hiç zevk alamadım) en çok izlenen yapım Survivor. Kimisi çok gerçek olduğunu düşünüyor, kimisi de yukarıda yazdığım sebeplerden dolayı izliyor. Bazısı da izleyecek başka doğru düzgün bir şey yok ki diyor. Kimisi kafa dağıtmalık olduğunu söylüyor. Ben gerçekçi de bulmuyorum, eğlenceli de. Ama benim gibi düşünmeyen insanlar çoğunlukta demek ki…

Sonuç olarak bizi yormayan, izlerken iyi vakit geçireceğimiz, bir kaç saatliğine de olsa kafa dağıtabileceğimiz, ağlatmayan, bolca güldüren işler istiyoruz. Ve bir de tabii ki başlamadan bitip bizi kandıran yapımlar da istemiyoruz.
Hepsinin dışında…

Bazı insanlar bazı zamanlarda sorularına cevap isterler. Sen cevap sende sanırsın, yanılırsın. Oysa cevap ondadır. O sana soru sorar cevabını beklerken aslında o soruyu soran senin cevabını beklemeden sana sorduğu soruyu çoktan cevaplamıştır. Sen ne dersen de o kendi kafasındakine inanmıştır.

Gerçeklikle kalın…

JALE ŞEN/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com