İstanbul’dan Hollywood’un efsane senaryo gurusu Robert Mckee geçti

Dünyanın en yetkin senaryo hocalarından biri, Amerikalı senaryo gurusu Robert Mckee, 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında, İstanbul’da seminer verdi.

Bilen bilir, Mckee’nin “Story” yani “Öykü” adlı kitabı,  senaryo yazarları için, kutsal kitap niteliğindedir. Öğrencileri arasında, Yüzüklerin Efendisi serisinin yönetmeni Peter Jackson, oyuncu Geoffrey Rush gibi isimlerin yer aldığı efsane hoca, üç gün boyunca, yazarlarla ve yazar adaylarıyla bir araya geldi.

Organizasyona başvurular internet yoluyla yapıldı ve ben de şanslı davetliler arasında yerimi aldım. Gerçekten kendimi şanslı hissettim çünkü; herkes gibi ben de Mckee’nin “Story” adlı kitabının Türkçe çevirisini aramış, sahafların bile altını üstünü getirmiş, ama kitabı bulamamıştım. Kendisini kanlı canlı karşımda görünce, açıkçası çok heyecanlandım ve alabildiğimce bilgiyi hem beynime hem de defterime depoladım. Ne de olsa beyin bedava!

Mckee’yi Türkiye’ye getirten ve bu güzel etkileşimi sağlayan, festival görevlilerini de gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Öğle yemeğinden, sınırsız çay kahve servisine, simültane çeviriye kadar her şey dört dörtlüktü. Özetle, yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ayrıntılara geçiyoruz.

MCKEE: “N’APTINIZ KARDEŞİM, ÖYLE DİZİ Mİ OLUR?”

Mckee hocamız, bizde dizilerin 32 hafta yayınlandığını öğrenmiş ve bu onu oldukça şaşırtmış. Özetle, senede 8-10 bölüm yayınlanan Amerikan dizilerini baz alan senaryo gurusu, “32 hafta yayınlanan dizilerden bir cacık olmaz, yazarlar klişelerden kurtulamaz” dedi. İki saat dizi mi olur, demedi, oralara hiç girmedi bile, gerisini siz düşünün. Mckee’ye göre, komediler yarım saat, diğer türdeki diziler en fazla bir saat olmalı. Bizim seyircinin dişinin kovuğuna bile gitmez o süre dediğinizi duyar gibiyim. Yaratıcılık da bardaktaki çayı tazeleyene, tabaktaki elmayı soyana kadar bize yeter, fazlasına gerek yok.

robert-mckee-seminer

Sonuçta bir şey kaçırmayalım, gerisi kolay. Karakterlerimiz, uzun uzun bakışsınlar, güzel güzel süzüşsünler istiyoruz biz. Yan yana yürüsünler, birbirlerini 236. bölüme kadar anlamasınlar istiyoruz. Yani efsane hocanın matematiğinin, bizim dizilerle uzaktan yakından alakası yok. Ama biz yine de başarılı senaryoların olmazsa olmazlarından, bu işin formülünden biraz bahsedelim. Efendim, iyi adam, kötü adam çatışması çok önemliymiş. Seyirci iyiyle özdeşleşmeli, kötüye de nefretini kusmalıymış. Sahnelerin anlamlı bir bütünlük içinde olması lazımmış. Gereksiz hiçbir sahnenin senaryoda yer almaması gerekiyormuş. Bütün iyi senaryoların ortak özellikleri, gerilimin yavaş yavaş tırmanması ve sonuca ulaşmasıymış. Bir bölüm hikayesinde, birden çok yan hikaye olması, seyirciyi işin içine daha da çok katarmış. Efendim, finalde seyirciye kanca atmak, yani onu “önümüzdeki hafta da bekleriz” ayarına getirmek ise ana kuralmış.

DİZİ DEDİĞİN “SOPRANOS, BREAKING BAD” GİBİ OLUR!

Robert Mckee’nin seminer boyunca dilinden düşürmediği üç dizi vardı. Sopranos, Breaking Bad ve Yaprak Dökümü…İzlese kesin hastası olurdu ama Yaprak Dökümü değildi ne yazık ki! İzlenme rekorları kıran başka bir Amerikan dizisi, Law and Order’dı. Ben şahsen, Law and Order dışındaki, diğer ikisine aşinayım. Yukarda saydığımız nedenlerden dolayı bu diziler, oldukça başarılı olmuş ve tüm dünyada ses getirmiş yapımlar. Law and Order 20 sezon boyunca devam etmiş, varın gerisini siz düşünün. Diziye çocukken başlasan, bittiğinde evlenip çoluk çocuğa karışırsın o kadar uzun yani.

robert-mckee-seminer-2

Bu dizilerin başarılı olmasının en önemli nedenlerinden biri de Mckee’nin söylediğine göre, derinlikli ve çok boyutlu (yönlü) yazılmış karakterler.

Tony Soprano ekseninde dönen, mafya ailesi hikayesinde, yani Sopranos’ta, James Gandolfini harikalar yaratmıştı. Bu dizi izleyici kadar, eleştirmenlerin de müptelası olduğu bir işti. Breaking Bad ise, son zamanlarda ortalığın tozunu attırmış, sıradışı bir başka yapımdı. Ama sevgili arkadaşlar, gavur bu dizileri yaparken işi şansa bırakmıyor. Size, Tony Soprano (Sopranos) karakterinin, 22 boyutlu, Walter White (Breaking Bad) karakterinin 32 boyutlu olduğunu söylesem ne yaparsınız? Robert Hoca söylediğinde, ben az daha küçük dilimi yutuyordum. Hamlet bile bu kadar boyutlu, yönlü bir karakter değilmiş, tırtmış anlayacağınız. “Derinlikli karakterler yaratmadan, başarılı olamazsınız, seyirci dizinizi izlemez” diyor, senaryo gurusu. Bunun üzerine ben de oturup, Kiralık Aşk’taki Ömer(Barış Arduç) ve Hayat Şarkısı’ndaki Kerim(Birkan Sokullu)in karakterlerini inceleyeyim, boyutlarını sayayım dedim, sonra üşendim, “bana ne ya!” deyip vazgeçtim.

 

KÖTÜ BİR KEHANET: “TELEVİZYON ÖLECEK”

Vallahi de billahi de “Televizyon ölecek” dedi. Simültane çevirinin yalancısıyım. Aslında tam olarak öyle söylemedi. Meali şöyle; “Amerika’da artık bütün kanallar paralı. Parasını ödemeden bir şey izlemeniz neredeyse imkansız. Dünya da buraya doğru evriliyor. Yakında sizde de tüm kanallar paralı olacaktır, bildiğiniz televizyon ölecek” dediiiiiii! (Burada haber okuyan seslere gönderme yaptım)

Daha sonra da şunları eklediiiii! “Hatta reklamcılık bile ölecek. En azından televizyon için. Kimse reklam izlemiyor, özellikle de gençlerin hiç umurunda değil. Bence televizyondaki reklamlar, tamamıyla dijital dünyaya kayacak” Alın size, Hollywood’un kalbinden gelen, bilge bir hocadan, hiçbir yerde bulamayacağınız saptamalar. Kafaları çok karıştırmayalım bence. Ama herkes gibi, biz de yeni dünya düzenine ayak uydurmak zorundayız. Paraysa para! Ödeyip parasını izlemeliyiz. Yalnız ben yine de, akşam haberlerinden sonra, koltuğa gömülen amcaların, bağdaş kuran teyzelerin, kayınçoların, eniştelerin, para ödeyerek dizi izleyeceğine, kolay kolay inanamıyorum, inanasım gelmiyor. Yani en azından, bunun biraz daha zamanı var diye düşünüyorum. Ama belki de bizim dizi müptelası milletimiz, boğazından kısacak, üstüne başına almayacak, bir şekilde o diziyi izleyecek arkadaş. Neyse, bunun böyle olup olmayacağını zaman nasılsa gösterecek.

seminer

MCKEE’DEN ALTIN DEĞERİNDE ÖĞÜTLER…

Her sabah 07.00’de kalkıp, telefonun alarmını üç kez erteleyip, yine de o metrobüse binip, Halıcıoğlu durağında inip, Haliç Kongre Merkezi’ne kadar yürüdüm ya, ben demek ki bir şeyi sevince yapıyorum arkadaş. Gerçi dönüşte, direk Sütlüce’den Üsküdar’a geçtim şehir hatları vapuruyla, o açıdan hakkını yemeyeyim ulaşımın. Biz bu konuya nereden geldik, onu da anlamış değilim. Konumuza dönelim. Gerçekten iyi diziler izlemek istiyorsak, iyi senaristlere ve yazarlara ihtiyacımız var. Bu yazı sayesinde, hevesli birkaç yazara ulaşabilirsek ne mutlu bize. Orada olamayanlar için, Mckee hocamız, parayla satın alamayacağınız bir bilgiyi paylaştı, aynen aktarıyorum. “Buradaki herkes” dediiiii, “bir ay boyunca, en sevdiği dört filmi ya da diziyi, yeniden izlesin, nereleri gerçekten iyi, nereleri gerçekten kötü ve ‘ben bunu yeniden yazsam nasıl yazarım?’ diye pratik yapsın, bu sizi gerçekten iyi bir yazar yapacak” dediiiii…ve eklediiiii “Bu pratiği üç ay boyunca devam ettirin”…Geldik bir seminerin daha, pardon yazının daha sonuna. Umarız siz değerli okuyucularımıza, bir nebze de olsa faydalı olabilmişizdir. Başka bir yazıda görüşmek üzere.

Seminerden izlenimler

-Katılım Yüksekti

-Simültane çeviri başarılıydı

-Organizasyon eksiksizdi

-Mckeee geç kalanlara fena fırça kaydı

-Mckee 75 yaşına göre oldukça dinçti

-Mckee’ye sorulan sorular, organizasyona yakışmayan cinstendi

BÜNYAMİN SOYUPAK/MEDYABEY

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com