İbrahim Kutluay-Demet Şener ilişkisinin akıbetini geçmiş belirledi

Evlendikleri günden beridir herkesin “ne zaman boşanacaklar” diye merak ettiği bir ilişkiydi Demet Şener ve İbrahim Kutluay arasındaki evlilik. Belki de en başından sonu belli olan bir ilişkiydi.

İnsanlar sezgisel olarak hep ne zaman bir şeyler olacak ve ayrılacaklar diye arada bir çıkan haberlere, söylentilere kulaklarını veriyor ama her defasında Demet Şener’in vakur duruşu ve ailesine sahip çıkışıyla belki de devam edecek, kim bilir diye düşünüyordu…

 Ta ki yakın zamanda artık birinci ağızdan, yani Demet Şener’in kendisinden duyduğumuz sözlerle anladık ki ateş olmayan yerden duman çıkmıyormuş!

Peki, ne oldu da bu ilişkiden ve öncesinden haberdar olan insanlar en başından beridir bir tür sezgisel bilgiyle bugün olanların olacağını bekler haldeydi? Bir seviyede herkes bir şeylerin ters gitmesinin doğal olduğunu sezinliyordu.

Bu duruma bakarak önceki eşlerin/sevgililerin/nişanlıların sonraki ilişkiler üzerindeki etkilerini daha detaylı irdeleme şansımız var.

Öncelikle şunu belirterek başlayalım: Sistemik olarak ilişkiler tek başlarına anlam içermemektedir. Bir insanın ilişki sistemi yaşadığı tüm ilişkileri içerir. Hiçbir ilişkiyi dışarda bırakma şansımız yok! Bir gecelik ve sarhoşken de gerçekleşse ve adını bile bilmiyor olsak dahi o ilişkinin etkilerini taşıyacağız. Bunu bilmekte büyük fayda var.

Her bir ilişkimiz bizim bir sonraki ilişkimizin niteliği üzerinde etkiye sahiptir. Bu etkinin olumlu yahut olumsuz olup olmayacağı karşılıklı olarak ne kadar onurlandırılarak ayrıldığına göre belirlenir.

Bu ne demektir? Bu örneğimiz üzerinden ilerleyecek olursak şu şekilde ifade edilebilir: Her şey yolunda giderken ve ilişki daha başka seviyelere, daha derin bir bağa yani evliliğe doğru yaklaşırken bir tarafın vazgeçmesiyle ya da yarattığı bir nedenle ayrılık gerçekleşirse, diğer taraf sistemik vicdan açısından haksızlığa uğrayan olarak kodlanır.

Biraz açacak olursak tamamlanmadan kalmış olan böylesi bir bağlanma hareketi kesintiye uğrar. O kişi evliliğe erişemez ve ilişki tek tarafın tercihi nedeniyle sürmez. Hareket tamamlanmamış olur. Ve hemen ardından bu hareket eğer başka bir insanla devam ederse bu durumda harekete devam edip evlenen kişi hareketi başlatmış olan kişiye çok derinden vicdanen bağlanır.

Bu durumda kalbi kırılarak evlenme şansını yitirmiş olan Demet Akalın’ın başlattığı evlilik hareketini Kutluay başka bir kadınla tamamlamıştır. Evlilik başka bir kadınla gerçekleşmiştir.

Bu gibi durumlar sistemde düğümlenmeler yaratır. Kadersel olarak sonradan sisteme dahil olan kişi kendisinden önceki kişiyi temsil etmek durumunda kalır. Önceki kadının kaybı sonradan gelenin kazancına dönüşür. Akalın’ın kaybettiği aileye Şener sahip olmuştur. Bu gibi durumlarda eğer önceki kadın her şeye rağmen sonraki kadına ve ilişkisine, ailesine güzel bakarsa, onların ailesini kutsarsa sorun çıkmaz.

Bunun için kadının ruhen çok olgun olması gerekir. Aşkının, sevgisinin başka bir kadın tarafından dahi olsa sevdiği adama verilmesine onay verirse, onun ve yeni eşinin mutlu olmasını dilerse tüm kalbiyle sorun yaşanmaz. Ancak, çoğunlukla ilişkiler, özellikle de toplum, çevre tarafından ilan edilmiş bir şekilde evliliğe doğru gidilen ilişkilerde sonuç bu şekilde gerçekleşmez.

O zaman sorunların sonraki ilişkiyi ele geçirmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

Peki dinamikler nedir? Kim kime bağlılık hisseder? Kim kime karşı borçlu hisseder?

Pek çok dinamik söz konusudur: Eğer ikinci, kazançlı olan kadın yerini aldığı kadına saygıyla bakabiliyorsa ve onu kendisinden önceki eş adayı olarak onaylıyorsa, onun kaybettiklerinin kendi kazancı olduğunu kabulleniyor ve bunu takdir edebiliyorsa bilinç devrededir demektir. Önceki kadının kaybının acısını, burukluğunu, kayıp duygusunu kendisi de hissediyorsa ve bunu reddetmiyorsa, buna bakmaktan korkmuyorsa o zaman aynı erkeği sevmiş olma noktasında buluşabilirler. O zaman eşinin kendisine önceki kadından aldığı şeylerle mümkün olduğunu kavrayabilir.

Çoğunlukla bu böyle olmaz. Önceki kadın unutulur ve hatta düşmanca bakılır. Hatta bir tehdit gibi algılanır. Eğer böyle olursa ikinci kadının ilişkisi büyük bir kabusa dönüşme potansiyeline sahip olur. Öncelikle, kendisinin o kadından sonraki tercih olduğunu her zaman ruhu bilir. O kadının kaybı üzerine bir aile kurduğunu ruhu her zaman bilir. Hakikatler bizim psikolojimizden daha güçlüdür. Asla unutulamaz ve reddedilemezler. Bunu yapmanın elbette bedeli vardır. İkinci kadın hakikati reddedecek olursa kendi sistemik vicdanı o ilişkiden alabileceği mutluluğu, tatmini ve güven duygusunu almasına engel olur. Eninde sonunda ilişkiyi kaybedecektir. Başkasının mutsuzluğu pahasına elde edilmiş bir mutluluk sadece geçici bir yanılsamadır. İki insanı derinden birbirine bağlayan sistemik vicdan bireysel acıları umursamayıp kişinin ilişkisini bozacaktır.

Bunun tezahürleri farklı biçimlerde olacaktır. Eğer çift tüm mutsuzluklarına rağmen bir arada olmayı seçerse bu durumun dengelenmesi için bazı şeyler olmalıdır. Eğer çiftin çocukları varsa ve ebeveynlerden önceki ilişkisinde yarım kalmış, kesintiye uğramış olan kişinin cinsiyetindeki çocuk onunla özdeşleşecektir.

Yani bir kız çocuğunun babasının annesi için terk ettiği eski nişanlısı yahut sevgilisini temsil etmesi gerekir. Böyle bir durumda kız annesiyle doğru ve sağlıklı ilişki kuramayacaktır. Ve babası ile de doğru ilişkiyi kuramayacaktır. Babasına bir çocuktan daha yakın hissedecektir. Annesini bir rakip gibi görecektir. Babasını sanki sevgilisiymiş gibi algılayacaktır. Baba da kızını tümüyle bilinçdışı bir şekilde terk ettiği, bıraktığı eşinden önceki kadının yerine koyma eğiliminde olacaktır.

Kız çocuğu büyüdüğünde başka bir erkeğe gidemeyecektir. Babasına bağlı hissetmeye devam edecektir. Babasını esas ve değişmez erkeği gibi algılayıp ondan gerçek manada kopamayacaktır. Hiçbir başka erkeği gerçekten kendine eş olarak seçmeyecektir. Yaşanmamış olan o babanın eski ilişkisini başka bir şekilde ve başka bir zamanda başka insanlar olmalarına rağmen yaşamaya çalışacaktır.

Elbette bunların tam tersi de geçerlidir. Bir erkek çocuk da annenin eski ve yarım kalmış ilişkisini temsil edecektir.

Bu her vak’ada başka seviyelerde cereyan edebilir. Bazı durumlarda duygusal seviyede ve sembolik kalabilecekken çok ekstrem durumlara da sebebiyet verebilir.

Erkek açısından da eski ilişkiye/nişanlıya olan borçluluk hissi devam eder. Bu nedenle ilişkide tam manasıyla eşine kendisini vermekte zorlanır. Arada önceki terk edilen, yüzüstü bırakılan öfkeli kadının adeta hayaleti vardır. Sıcak ve akışa teslim olabildiği bir ilişkiyi eşine vermekte zorlanacaktır. Muhtemelen eşine sadık kalmakta güçlük yaşayacaktır ve bitmemiş/yarım kalmış ilişkisindeki kimi şeyleri başka kadınlarda arayabilecektir…

Çözüm nedir? Çözüm her zaman hatırlanması gereken kişinin dışlanmayıp dahil edilmesidir. Bu nedenle her önceki ilişkiyi karşılıklı saygı ve onurlandırma çerçevesinde bitirmek gerekir. Art arda yaşanan ilişkilerde ya da iç içe geçmiş ilişkilerde bunu yapmak çok zor olacaktır. İlişkilerin de yaşama ve ölüm süreçleri vardır. Yas süreci vardır. Bu nedenle bir ilişkinin fiziksel ayrılıktan sonra yaşanması gereken duygusal ve ruhsal çözülme ve kopma aşamalarını sağlıklı yaşamak gerekir. Günümüz ilişkilerinde maalesef bir acı yaşanmadan, aslında o acı yaşanmasın diye hemen ardından hatta bazen bitmesine yakınken dahi diğer ilişkiler yaşanmaya başlanmaktadır.

Böyle durumlarda kimin acısını kime aktardığımızı, kime ait olan mutluluğu kime verdiğimizi karıştırırız. Bu da ilişkilerin temelsiz başlamasına sebep olur. Temel olan şudur: Eğer bir ilişki bittiyse ve siz hala o kişiye sevgi ve saygıyla, onun mutluluğunu isteyerek bakamıyorsanız ilişki sizin için bitmemiştir. O ilişki bitmeden sonradan gelen kişiyi mutlu etmek istemek söz konusu olmayacaktır.

Bilinçli ve derin bağların olmadığı ilişkiler insanı doyurmadığı gibi daha da doyumsuz kılmaya devam edecektir. İlişkiler sevgiye, mutluluğa, doyuma, gelişmeye ve büyümeye hizmet etmiyorsa yaşanmaya değecek bir şey yoktur.

İlişki ekmek, su gibi değildir. İlişki daha çok pasta gibidir. Elzem değildir. Eğer karşımızdaki insanı onurlandıramıyorsak, saygı duyamıyorsak, sevmiyorsak, sevilmiyor ve saygı hissetmiyorsak o ilişkinin anlık hazlar için taşınmaya değecek bir yanı yoktur. Kaldı ki haz almak için yaşanılan birliktelik sonraki ilişkilerin bağlarının zayıflamasına sebep olacaktır. Mutluluğu o an bir seviyede sunmuş gibi hissettirse de uzun vadede büyük külfet getirecektir.

Demet Şener, Demet Akalın’a sevgi ve saygıyla bakabilseydi ve İbrahim Kutluay kalbini ve onurunu kırmadan, yumuşaklıkla ve sevecenlikle ve büyük bir saygı duyarak ilişkisini bitirmiş olabilseydi evlilik belki de büyük bir tatmin içerisinde ve üyelerinin hepsinin gelişimine büyük katkılar sunarak sürebilirdi. Ya da Demet Akalın tüm kalbiye bu çifti onaylasa ve mutluluklarını kalbinden dileseydi …

Darısı bu yazıyı okuyan yahut bunu kalben zaten bilen tüm insanların başına. Şimdi tüm eski ilişkilerinizi saygıyla ve sevgiyle anarak onlara “sana verdiğim her şeyi severek verdim. Onlar sende kalabilir. Ve bana verdiğin her şeyi sevgi ve saygıyla kabul edip alıyorum. Veremediğin her şeyi sende bırakıyorum” diyebilirsiniz. İçinizin ruhunuzun huzur bulduğunu ve rahatladığınızı hissedebilirsiniz…

Sevgi ve farkındalıkla kalın.

ERDOĞAN ŞEMSİYECİ/MEDYABEY

www.ailedizimi.org

NOT: Psikolojik Danışman, Aile Dizimi Uygulayıcısı Erdoğan Şemsiyeci “Aile Dizimi Çalışmaları” kapsamında 22-23 Ekim tarihleri arasında  İstanbul’da; 12-13 Kasım’da ise Ankara’da olacaktır.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com