HUZUR SOKAĞI HUZURU ARAYANLARIN DİZİSİ DEĞİL

Nihayet Huzur Sokağı’nı yorumlamaya sıra geldi. Üzerinden küçük harflerle geçsem de dizinin bütün olarak yorumlamayı hep ertelemiştim.

Çünkü Huzur Sokağı’nı bir ya da iki bölümle ele alıp değerlendirmek çok da doğru değerlendirme sağlamazdı.

Şu an geldiği yerde tam da zamanı artık diziye dair bir şeyler söylemenin…

Dizinin baştan beri beni huzursuz eden bir yönü olduğunu hep söylemişimdir. Aslına bakarsanız huzursuzluk nedenim dizinin içeriği değil diziye yüklenmeye çalışılan misyon. Başından beri de Şule Yüksel Şenler’in ismiyle doğru orantılı diziyi bu mecraya oturtacakları düşüncesindeydim ve nitekim de yanılmadım gelinen yerde durum tamda böyle oldu.

“Muhafazakârların gözde dizisi”, “hidayete ulaştıracak dizi”, “huzuru yakalayacaksınız”… vs. vs. söylemleriyle dizi başka mecralara zorlama bir şekilde sokuldu.

Huzur Sokağı dizisi, politik bir zemin üzerinde oturmadığı halde zorla ve haksız yere bu mecraya çekilmeye çalışıldı. Üzerine bir de misyon yüklendi. Oysa ki dizinin böyle bir misyon taşıma derdi yok.

Birileri çıkmış “türbanlı dizi neden yapılmıyor” demiş.. “Ee biz yaparız” demiş Set film. Çıkmış yola elde hazır ne var Şule Yüksel Şenler’in kitabı; “hadi yapalım!”.

Ve yapmışlar. Ama gerçek şu ki bu bir türban gerçeğini, ardındakileri anlatan bir dizi değil ve de ilk türbanlı dizi değil.

İlk olarak Show TV’de yayınlanan Hacı dizisi vardır ki daha politik yönü ön planda olan bir diziydi. Buna rağmen o bile bir yere kadar işleyebilmiş ve tıkanmıştır.

Şu an var olan bölümlere de bütün olarak baktığımda 1970’li yıllarda yayınlanmış olan Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın oynadıkları “Birleşen Yollar” filminin aynısı üzerinden gidilmektedir.

Yani, bir Yeşilçam yapımının dizi hali.

HUZUR SOKAĞI’NA YAPILAN ELEŞTİRİLER HAKLI MI?

Kaldı ki bu yapıma benzer pek çok Yeşilçam filmi yapılmıştır. Neden filmin “dizi hali” yadırganmış onu da anlamış değilim.

Çoğu yazılan çizilen şeylerin sağlam bir dayanağı da yoktur üstelik. Dizinin gerek film hali gerekse kitabın içeriği tam olarak irdelenmeden Şule Yüksel Şenler ismiyle orantılı bu giydirmeler yapılmıştır.

Ki kitabın kendisi bile bir aşk kitabıdır. Farklı yaşam tarzları olan ailelerin bir araya gelemeyen çocuklarının öyküsü.

Kimi zaman zengin-fakir, kimi zaman alevi-sünni, kimi zaman Hıristiyan-Müslüman, kimi zaman engelli-sağlam, kimi zaman Türk-Kürt, kimi zamanda mutaassıp-mutaassıp olmayan insanların bir araya gelemeyişlerinin öykülerinin sıkça yaşandığı, bolca olduğu bir ülkede bunu anlatmak ya da dizileştirmek neden tuhaf kaçtı? Bu sefer isim Şule Şenler ya da kanal ATV olduğu için mi; onu da rahatsız olanlara sormak gerek.

Ya da hep anlatılan fakir-zengin kız kavuşamamalarına bu sefer biraz daha geleneklerine bağlı bir aile girdiği için mi göze battı bu dizi?

Sırf dizi de Arakan katliamının altının çizilmesi böyle bir çağrışıma neden oluyorsa bu rahatsız ediyorsa birilerini kusura bakmasınlar ama bir vahşete, katliama seyirci kalmak en az o katliamı yapanlar kadar suçlu kılar insanları. Ki dizi başlı başına bu katliamı anlatan bir dizi olsaydı yerilmek yerine alkışlanması gerekirdi.

Tüm dizilerde bu tür konulara küçük göndermeler yapılırken burada yapılması “orada insanlar ölüyor”u hatırlatmak ne zamandan beri suç oldu anlayan beri gelsin.

Bu dizide bu tür küçük hatırlatmalardan rahatsız olanlar aynı rahatsızlıklarını çocuklarımızı zehirleyen “ensest” ilişkilerin yer aldığı dizilere neden göstermezler? Türkçe dilinin içini boşaltan “tiki” dili bir Türkçeyi yaşamımıza sokan çok gülmeceli komedi dizilerine neden sessiz kalırlar ya da alkışlarlar asıl rahatsızlıkları; gerçeklerle yüzleşme korkusu olmasın bu kalemlerin… Ya da o ötekileştiren kesimin bir parçasına ait olanlardan olmasınlar? Bilirim ama bilmem…

Bildiğim tek şey dizinin ne dini misyonu, İslami yanı var ne de huzura giden yolda sizlere huzurun yolunu,türban sorunsalını, yaşanan ötekileştirmenin şiddetini anlatıyor. Kaldı ki anlatamaz da ne bu dizi ne de başka bir dizi şiddetli bir şekilde bu ötekileştirmenin tüm çıplaklığını gözler önüne serebilir. Ya da başka ötekileştirmelerin. Anlatmaya kalktıklarında yayından kalkanlar arasında yerlerini alır, yakın zamanda kaldırılan “Kasaba” dizisi gibi.

Ancak ne yapabilir küçük küçük altlar çizilir, aralardan girilir görebileceğiniz ya da anlayabileceğiniz kadarını anlarsınız, anlatılır.

Salt doğru budur mantığının altı çizilirse hata orada başlar ki dizi de böyle bir vurgu hiçbir yerde yapılmamış.

Dizinin yönetmeni Şenol Sönmez her yer aldığı yapımda olduğu gibi çift taraflı sorgulamaları ağırlıklı kullanan buna özen gösteren biri olduğu için dizi yayına girmeden bile rahattım geldiği yerde de bunu fazlası ile dizinin içinde kullanmış. Rahatsız olanların karın ağrıları istediklerinin olmamasına duydukları rahatsızlıktır kim bilir belki de.

Set Film’e gelince… Yanlış bilmiyorsam bu Set Film’in ilk dizi işi. Doğru yönetmenle yola çıktıkları için de ilk dizi işlerinde oldukça iyi iş çıkarmışlar diye düşünüyorum.

Huzur-sokagi3

Dizinin en büyük kazanımı da bu çift taraflı sorgulamaların yapılıyor olması.

Yani kim, kime, “öteki”; kim, kime, “beriki” duruyorsa her iki tarafta da gözler önüne seriliyor. Feyza ne kadar kabul görmüyorsa Bilal o kadar kabul görmüyor, Şükran ne kadar ötekileştiriliyorsa, Feyza da o kadar berikileştiriliyor.

Ne salt doğru ötekileştirilen yaşam, ne salt doğru berikileştirilen yaşam anlatılıyor. Gözümüze sokulmadan, şiddetle doğru budur denmeden.

Hani deniyor ya “açıkların kötü olduğu vurgulanıyor” diye; külliyen yalan! İzlemeden uydurulmuş… Bu, Şule Yüksel Şenler’in kitabının içeriği için dile getirdiği bir röportajının çarpıtılmış söylemlerini yazıya dökenlerin işgüzarlığı.

Kitapla diziyi örtüştürmeye çalışanların görmek istemedikleri bir gerçek var bu ülkede: Ötekiler.

Bu ötekiler; kadınlar, etnik kimlikler, engelliler, inanç ayrılıkları olanlar, farklı mezhepler ve benzerleri…

Kim kime daha çok öteki ya da beriki bilemeyiz ama öteki olmanın başladığı yer “ikinci sınıf vatandaş” muamelesi gördüğü andır.

Ve maalesef ki bu, devlet otoritesi içerisinde başlayan bilinçli politik duruş hayatlarımızın içerisine de yerleşmiştir. Bunu görmeye tahammülsüzlük de o parçanın içinde yer alanların işidir.

TAHAMMÜLSÜZ BİR TOPLUMUZ

Bu diziyle türban sorunsalı elbette ki ortadan kalkmayacak ama bu sokaklar, bu yaşamlar var… Ve diziyle bir nebze gözler önüne serilmesi rahatsızlığını artık bu çağda aşmış olmamız gerekirken biz adı türban olsun olmasın her türlü ötekileşmenin anlatıldığı yapımlara tahammülsüz bir toplumuz.

Bu rahatsızlığımızı da sözde aydın geçinenler yaparlar hep bizlerin adına bugün Huzur Sokağı dizisine yapılan eleştirilerde bu sözde aydınlardan gelmiştir.

Aynı Kasaba dizisinde Alevilerin uğradığı ötekileştirme dile getirilirken olduğu gibi, aynı Hacı dizisinde çocukların din tüccarları tarafından alınıp militan yetiştirildiği gibi, aynı çocuk gelinler, kadına şiddet, çocuk istismarlarının anlatıldığı yapımlar ya da tarihi bir kıyımın yaşandığı yapımların yayınlandığında yaptıkları gibi…

Bu dizi o dizilerde olduğu gibi politik olmadığı halde üstelik bu giydirmelerle döşenmiş sözde aydınlarımızca daha doğrusu alacakaranlık aydınlarımızca bir misyonun içine oturtulmuştur; oturtulmaya çalışılmıştır.

İşte, “huzursuz” olduğum nedenlerle Huzur Sokağı dizisinin yerleşeceği yeri önceden görmüştüm ve bu huzursuzluk içinde de bu giydirmelerin ne kadar daha süreceğini merak ediyorum.

Dizi reyting aldıkça mı yoksa bazı gerçeklere vurgu yapıldıkça mı? Bunu ilerleyen zamanda hep beraber göreceğiz. Ama korkmasınlar bu dizi dindar bir nesil yaratmak için kurgulanmış bir dizi değil.

Diziyi daha da geniş kitleler sırf bu söylemlerin içine sıkıştırıldığı için izlemiyor buna rağmen cuma günü kendine oldukça iyi bir yer edinmiş durumda.

Bunun da nedeni sanıldığı gibi türbanlı dizi olduğu için değil bizden olduğu için.

Ekranlar onca “kirli” yapımlarla doluyken biraz daha bize yakın biraz daha gelenekçi dokumuz içinde biraz daha aşkın masumiyetini bozmadan anlatmaya çalışıyor.

Bunları anlatırken Kapitalizmin parayla satın alınamayan değerleri ne şekilde yozlaştırıldığına dair küçük dokundurmalar yapıyor.

Sıradan bir sokakta kendi halinde insanların hala kaybolmamış değerleriyle hayata sarılış öyküsünü kendi sade anlatımıyla anlatıyor. Sanki “Fatih’in Çarşambası” dizide anlatılıyormuş gibi birileri ayakta.

Bir yanda bayramlar yaşanırken hala coşkulu diğer yanda bayramı sadece tatile çıkmak olarak algılayan taraflarımızı dile getiriyor.

Bilgisayar oyunlarıyla sıkışıp kalmış dört duvar arası çocuklarla, sokakta enerjisini boşaltan oyun çocuklarının mutlu-mutsuz yaşamlarını sergiliyor.

huzur-sokagi1

HUZUR SOKAĞI BİZE BİZİ ANLATIYOR

Arada rollerimize gönderme yaparken “taksici” deyip geçmeyin ya da yanınızdan geçen insanla şeklen ilgilenmeyin; “bilginin kimde olacağını bilemezsiniz” diyor. Parayla imanın kimde olduğunu bilemeyeceğimiz gibi…

Baskılar içinde büyüyen bir genç kızın kendi kimlik arayışıyla yine sonsuz özgürlükler içinde büyümüş bir genç kızın kimlik arayışını anlatıyor.

Salt “doğru budur” demeden sorguyu içinde yaparak yorumu bize bırakarak… İşte bu yüzden insanlar, Huzur Sokağı’nı “huzur”u aradıkları için değil, kendilerine daha yakın buldukları için izliyorlar.

E tabii dizilerin olmazsa olmazları bu dizide de var. Silah, ihtiras, aldatılan yaşlı koca, hırslar, entrikacı arkadaşlar, kin, nefret, intikam gibi…

Dizi buraya kadar tamam ama olmamışlar da var elbet dizide. Kitap ve film arasındaki benzerlikler ve farklılıklar da. Her şeyden önemlisi dizinin balıksırtı olduğu konu.

Bunlar nelerdir sorusunun cevaplarını da bir sonraki yazıya bırakıyorum. Zira yeterince uzun benlik yazılardan biri oldu bu da.

Bir sonraki yazımı çarşamba gününe bırakıp burada keselim diyorum; Huzur Sokağı’na ait dile getirdiklerimi ve bendeki çağrışımlarını…

OYA TEKİN / MEDYABEY

oyatekin@gmail.com

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/huzur-sokagi-neden-huzursuzluk-yaratiyor-/Blog/?BlogNo=385927

 

masaustu
mobil

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com