HAYAT “SESSİZCE” DEVAM EDİYOR

hayat-devam-ediyor-

Ekranlara hızlı bir başlangıç yapan Hayat Devam Ediyor dizisi hem medyada hem de sosyal medyada sessizliğe büründü. Radikal’den Orhan Tekelioğlu, bu sessizliğin nedenlerini yazdı. Hayat Devam Ediyor’da olmayan ne?

 

DİZİLERDE PARODİ DEVAM EDİYOR

Cuma akşamları, ilk bakışta biri komediyi, diğeri melodramı anlatım biçimi olarak seçmiş gibi de görünse, anlattıkları grubun “parodisinden” öteye geçemeyen iki dizi (Yalan Dünya ve Hayat Devam Ediyor) birbirine karşı konumlanıyor. Birisi tüm klişe karakteriyle Cihangir ’i anlatıyor, diğeriyse tüm klişe hikayeleriyle Yedikule’de hayatta kalmaya çalışan “Doğulu” bir aileyi. Dizilerin karşı karşıya gelmesi, şehrin iki yakasının, çevresiyle merkezinin “hesaplaşması” gibi. Ortada ya bir lapsus ya da bilinçli bir tercih var: ‘Yalan Dünya’nın içinde sarakaya alınan “dizi” de “doğuyu” anlatıyor. Öte yandan, Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliğini yaptığı ‘Hayat Devam Ediyor’daki ailenin evinde sadece “acı” var. Bağıran, ağlayan, şamar atan, dayak yiyen, haksızlığa uğrayan ve zulüm eden karakterlerden başka bir şey ekrana gelemiyor.

Batıdan doğuya bakmak
Nisan ayında Radikal İki’de yazdığım yazıda, ‘Yalan Dünya’nın en önemli eksiğinin “öteki” yakayı temsil eden, şehrin merkezinde yaşasa da hâl ve davranışlarıyla çevre kültürü temsil eden (Avrupa Yakası’nın Burhan Abisi ya da Volkan gibi) “melez” bir kahramanın olmaması olduğuna söylemiştim. AB grubunun bakış açısıyla kurgulanan bir anlatının sonunda sadece anlattığı grubun parodisinden başka bir şey üretebilme şansı olmayabilir. Kuşkusuz komedinin önemli araçlarından biridir parodi. Formalizmin kurucularından Bakhtin’in, tür-anlatıların eninde sonunda bir parodiye dönüşecekleri iddiası, ‘ Asmalı Konak ’ ile başlayan “doğu” dizilerinin neticede ya klişeler ya da doğrudan parodiler üretmesinin nedenini de açıklar. Böylece, ‘Yalan Dünya’daki “doğu” dizisi parodisinin “şehrin batısındakilere” neden komik geldiği de anlaşılmış olur. Yine de, anaakım bir kanalda yayınlanmasına rağmen, hedefine sadece bir grubun kültürel beğenisini yerleştiren bir dizinin kalıcı olabilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.
Benzer bir durum, ‘Hayat Devam Ediyor’ için de söylenebilir. Başladığı dönemde medyadaki yansımalarını, reklam almadan saatlerce yayınlanmasını, reytinglerde yakaladığı başarıyı hatırlayın. Çok değil, yılbaşından hemen öncesinden söz ediyoruz, New York Times’a bile haber olan, “küçük yaşta evlendirilen kızların hikayesi” sloganıyla gelen, “çocuk gelinleri” anlattığı iddiasıyla sosyal bir sorunu gündeme getireceği söylenen dizinin, şu sıralar sosyal medyada esamisi bile okunmuyor. Halbuki, şehre yönelen göçün hiçbir zaman yok olmayan “zorunlu” bir hâli olan, “doğulu” bir ailenin hiçbir hazırlığı olmadan, parasız pulsuz metropole gelmesi, dizideki ailenin fertlerinin sürekli vurguladıkları gibi, “onuru” ve “namusuyla” hayatta kalma hikayesi, en azından sosyolojik olarak çok ilginç bir anlatıya zemin hazırlıyordu. Şaşırtıcı olan, sosyal medyadaki tartışmaların aile şehre göç ettikten sonra neredeyse bir bıçak gibi kesilmesiydi. Daha doğrusu, hikayenin “doğuda” geçen bölümlerinde, “Beyaz Türk” kamuoyunda doğuya dair ne kadar kalıp-yargı varsa ortalara saçıldı. Ailenin şehre gelmesinden sonra ise, bu sefer ortalığı manidâr bir sessizlik kapladı. Dizi ve daha önce yaptığı filmleri ve gişe başarısıyla pek de sevilmeyen Mahsun Kırmızıgül, aynı grup tarafından “susularak” cezalandırıldı (sosyal medyadaki “ulusalcı” reflekslerini asla küçümsememek gerekiyor), görünmez kılınmaya çalışıldı.

Yeşilçam klişeleri
Yine de, ‘Hayat Devam Ediyor’un maruz kaldığı muamele dizinin sorunlarını yok etmiyor. Aksine, anlatıdaki arızalar, olay örgüsündeki yalpalamalar, her türlü eleştiriye uygun zemin hazırlıyor. Şehirde kurulmaya çalışılan hayata tekrar dönersek, merkezde yer almasına rağmen hâlen yoksulların yaşayabildiği, “nöbetleşe yoksulluğa” ev sahibi olan mahallelerden birinde, Yedikule’de geçiyor dizinin “şehir” hikayesi. Avantajlı olabilecek bu durum, dizinin anlatısına bir fayda sağlamıyor. Eski formüllerden medet umulup, Yeşilçam’dan kalma ne kadar zengin-fakir klişesi varsa hikayeyi şekillendiriyor. Şehirdekilerin bir kısmı çok iyiyken (sarışın-kumral kadınlar ve gayrimüslimle evlenen kahve sahibi gibi), diğerleri (özellikle zengin ve erkek olanlar) en kötü karakterleri oluşturuyor. Kadınlar cephesinde ise durum şöyle: “Doğudan” gelen “namuslu”, “gururlu” ve içleri “saf” erkeklere hemen aşık oluyorlar. Mahallenin erkekleri ise anında düşman oluyorlar “doğululara”. İçlerinden biri ailenin kızlarından birine aşık olunca onu da dışlıyorlar. Şehrin zengin erkekleriyse alenen nefret ediyorlar “doğunun” erkeklerinden, kızlarına lâyık görmüyor, aralarını bozmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Daha da fenası, bir başka zengin genç, Nuri Alço numaralarıyla, ailenin bir genç kızını içkiyle baştan çıkarıyor, çıplak fotoğraflarını çekiyor. Ve tabii ki, mafya da eksik kalmıyor hikayede, “kentsel dönüşüm” bulamacıyla “çöküveriyorlar” mahallelinin üstüne. Babası kızını “Doğulu” oğlandan ayırmak için, sahte bir kaçırma operasyonu düzenlenmesine bile izin veriyor. Tabii ki, şehirli “kötü kadının” kışkırtmasıyla. Yeşilçam’la tek fark, şehre gelen “dağlılar” tiplemesinin “doğulular” ile yer değiştirmesi, üstelik yönetmenimiz bizatihi “doğulu”! Gerçekten de, “küçük insanların büyük hikayesi denen”, bu mudur? Bu, en berbatından klişeler senfonisi, parodinin en hasıdır!
Dizi anlatısındaki en “şaşırtıcı” olan mevzuyu sona sakladım. Kumaların olduğu bir evde geçiyor olaylar. Anasını, babasını küçük yaşta kaybetmiş, ardından çocuk yaşta evlendirilmiş, kocasına dört çocuk vermiş Kudret’in üstüne gelen Cennet’e karşı “kudretsizliği”, kifayetsizliği ve kıskançlığı da anlatının en önemli öğelerinden biri. Evlilik dışı ilişkiler karşısında celallenen, meclise soru önergesi veren, RTÜK’e şikayet mektupları yağdıran çevreler nedense mesele “kumalık” oldu mu suspus oluveriyor. Demek ki, ayrım ailenin “içi” ve “dışı” arasında tarif buluyor. Ailenin içinde kalıyorsa her şey mübah, çok eşlilik, aile içi şiddet vesair hayatta olabilecek “hakikatlar” oluyor, kimseye örnek teşkil etmiyor, sosyal saiklerle gösterilebiliyor. Tamam, “şaşırma” hakkımı bu seferlik erteliyorum!

Orhan Tekelioğlu / Radikal

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com