“Haber televizyonculuğu ölmüş, ağlayanı yok!..”

Hıncal Uluç’un bugünkü yazısında kıyasıya eleştirdiği konu haber televizyonculuğuydu.

Sultanahmet’te düzenlenen canlı bomba saldırısı üzerinden yapılan haberciliği kıyasıya eleştiren Hıncal Uluç, haber kanallarının kolaycılığa kaçıp ajanslardan gelen bilgilerin üzerine hiç birşey koymamalarını affetmedi.

İşte Uluç’un o yazısı:

Gecenin bir vakti eve döndüm. Her zaman yaptığımı yaptım. Bir haber kanalını açtım. O da her zaman yaptığını yapıyor.. Bir kaç kişiyi oturtmuş, vatan kurtarıyor.. Yok canım.. Beleş programla saat dolduruyor. Haber TV’ciliği bu ülkemizde çünkü.. Oysa alt yazıda dehşet bir haber var. Tüm yayınları durdurup peşine düşmeyi, canlı yayınlar, yerinden görüntüler ve yetkilileri bulup konuşturarak habercilik yapmayı gerektiren bir olay var ki, “Gazetecilik” denen mesleğin “G”sine sahip birini titretir, heyecandan..
Sultanahmet’te bir polis kulübesine canlı bomba saldırmış. Bir polis şehit..
Olay büyük.. Olay önemli.. Daha birkaç gün evvel gene birisi Dolmabahçe önündeki polis kulübesine bombalarla saldırmış ne mutlu ki, başarılı olamamıştı. Yapılan soruşturma, saldırganın kimliğini de, yasa dışı teşkilatını da ortaya çıkarmıştı. Günlerden beri, gazeteler, bu teşkilatın unutulan adını hatırlatmak çabasında olduğunu, MİT’in saldırılarla ilgili Emniyet’e bilgiler verdiğini, yeni eylemlerin beklendiğini yazıyorlardı.
Yani, Sultanahmet Saldırısı, üstelik çanları çala çala gelmiş, uzun süredir terörü nerdeyse unutmuş ülkemizin hem de en kalabalık, en turistik meydanında, hem de bir polis kulübesine karşı gerçekleştirilmişti.
Konuşulacak şey varsa o saatte bir haber kanalında, tam da işte buydu..
Açtığım kanalda, dört kişi oturmuş, domatesin faydalarını tartışıyordu. Hepsini dolaştım.
Hiçbirinde durum farklı değildi..
Bir haber kanalının elini kolunu, böylesi bir olayda bağlayan mı vardı?. Yoktu tabii.. Bağlayan şey, uyuşukluk, umursamazlık ve beleşe vakit doldurma alışkanlığından ibaretti.
Saat başını bekledim. Habere girerler diye.. Sadece biri girdi iyi mi?. Yahu utanmıyor musunuz adınızı “Haber Kanalı” koymaya..
Yarım saati geçtik. “Son Dakika” diye yayın kesmeden vazgeçtik. Ama böylesine bir olay hem de İstanbul’da, hem de Sultanahmet’te, hem de göstere göstere gelmiş, bir polis şehit düşmüşken, saat başı haber vermezsen ne işe yararsın sen?.
Birisi girdi neyse ki.. Ve gördüm ki, ellerinde canlı bombanın polis kulübesi önünde dolaştığı anların görüntüleri bile var. Olmayan şey, kanalın habere katkısı.. Tek kelimelik özel çaba harcamamışlar.. O Allahın soğuğunda kim haberin peşine düşecek ki?. Kim haber arayacak ki?. Ajanslardan görüntü gelir nasılsa.. Dayarsın “Haber” diye onu..
Koskoca haber kanallarının haber servisleri, haber müdürleri, muhabirleri yok, iyi mi?.
Böyle bir haberi duydu mu, ki Akıllı telefonlar sayesinde bir gazeteci bombanın patlamasından en geç 10 dakika sonra haberdar olur, evinde, her nerede ise, fırlayıp kanala, ya da olay yerine koşacak heyecanı duyan tek kişi yok, o bordrolara baktığınızda atılmış yüzlerce imza arasında?.
Ajanstan gelmiş görüntüde biri, olay yerinde konuşuyor. Tanımadım.. Ama arkasında asıl konuşması, asıl öne çıkması, asıl olaya sahiplenmesi gereken, asıl işin içinde ve başında olması gereken İstanbul Emniyet Müdürü var. Onu tanıyorum. Sus pus.. Esas duruşta.. Niye gelmiş ki oraya?.
Emniyet Müdürü susta durduğu için Vali olduğunu sandığım zat, tamamen klasik, klişe bir şeyler söyledi. Etrafta “Gazeteci” nam kimse olmadığından kimse de soru sormadı..

Devamı: http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2015/01/08/haber-televizyonculugu-olmus-aglayani-yok

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com