GAZETELERİ BEN ÖLDÜRMEDİM TAMAM MI?

gazeteler2

Hatırlarsınız iki yıl önce Rubert Murdoch, gazetelerden içerik çalan interaktif /internet sitelerine karşı yasal yollara başvurulması konusunda ortalığı ayağa kaldırmıştı. Bazı yasaların yeniden düzenlenmesinin zorunlu olduğunu söylemişti. Bugünlerde biz de benzer bir konuyu tartışıyoruz. Ama bir farkla. Ortalığı ayağa kaldırmadan.

Geçtiğimiz ay sonunda sektörde altında 20 gazetenin imzası bulunan bir deklarasyon yayınladı. “Gazetelerin içeriği sadece gazetelere aittir” başlığı ile yayınlanan bu deklarasyon sektör açısından oldukça önemliydi. Konu gazete ve internet köşelerinde tartışıldı. Hatta bazı dijital köşe çaylakları düne saygı duymak ve “TV ve Gazeteler olmasaydı bugün web olmazdı” demek yerine “gazeteler öldü yaşasın internet” çığlıkları atmaya başladılar. Hatta Arianna Huffington’un  2009’da 13. Webby Awards’ta yaptığı “5 Kelimelik Konuşma” bölümünde söylediği “ I didn’t kill newspapers, Okay?/ Gazeteleri ben öldürmedim, tamam mı?” sözünü alaycı bir üsluba büründürüp “ Gazeteleri ben öldürmedim hayatım!” diyerek hafif meşrep bir havaya büründüler.

AriannaHuffington

Kuşkusuz yayınlanan bildirinin bir görünen (Birincil) bir de görünmeyen (İkincil) hedef kitlesi var. Görünen hedef kitle bazı internet siteleri ve kanalllar. Görünmeyen hedef kitle ise kamuoyu ve kamu. Bildiriden birincil hedef kitlenin bir bölümü oldukça etkilenmiş görünse de ikincil hedef kitle olan kamuoyu ve kamunun nasıl etkilendiğini onlara kimse mikrofon uzatıp sormadığı için henüz bilmiyoruz.

Güçlü olmak için “Birlik” olmalı

Bildiri karşısındaki olumsuz tavırlar, konunun sağlıklı bir şekilde tartışılmasına engel olduğu gibi sadece bundan nemalanmak isteyenleri de ortaya çıkarmış oldu. Oysa bu bildiri öncesi ve sonrasında konu sektör, akademisyenler ve uzmanlar tarafından gazeteciliğin ve internet haberciliğinin geleceği başlığı altında tartışılabilirdi. Çünkü geleceği daha sağlıklı planlamak ve düşünmek taraflar ve gelecek nesiller için önemli. Geleceği doğru planlayabilmek için yaptığımız ilk şey, önce geçmişe bakmak olmuyor mu? Belgelere, raporlara, rakamlara, araştırmalara bakıyor, deneyimleri dinlemiyor muyuz? Bunlarsız gelecek planlaması ve tahmini yapan var mı? Her zaman söylendiği gibi geleceği doğru planlayabilmek geçmişi doğru analiz etmekten geçmiyor mu?

Eğer elinizin altında geçmişinize ait yeteri kadar sağlıklı belge, rapor, rakam ve araştırma yoksa vay sizin geleceğinize! Sektöre bir bakın hala birbirini desteklemeyen rakam ve araştırmalarla dolu. En son örnek bundan önce paylaştığım IAB 2011 Türkiye Raporu. Neden? Çünkü sektörde birlik yok. TİAK, BİAK, ABC ,IAB’ta olduğu gibi. Birliğin olmadığı yerde de güç yoktur. Şeffaflık ve bağımsız hesap verebilirlik de yoktur. Güçlü değilseniz güçlü olana boyun eğersiniz. Peki güçlü kim? Kimse. O zaman kimse kimseye boyun eğmek zorunda değil deyip bildiğinizi sektöre doğru diye anons etmeye devam edersiniz. Birileri de “ Teşekkür ederim, terliyim almayım” der. Sistem böyle döner, yıllar geçer, siz emekli olursunuz. Ama sıra torunlarınıza geldiğinde, sordukları sorulara cevap vermemek için Bodrum’a kaçmanız fayda sağlamaz. Her şey dijital, online ve real time ya…

Tasarım ve iletişim fakülteleri görev başına

Gazete ve internet haberciliğin geleceği için hala geç değil. Genç, dinamik ve pazarlama yatırım potansiyeli çok yüksek bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun tüketim alışkanlıkları büyüyerek değişiyor. Teknoloji ve dijital kullanımımız Avrupa’ya örnek olacak türden. Ülkede 60’ın üzerinde tasarım ve iletişim fakültesi var. Bu fakültelere gençlerin talebi her geçen gün artıyor. Sektör bu tür organizasyonları yapamıyorsa bu fakültelerimizin dekanları akademik çalışma diye ne yapıyorlar merak ediyor musunuz? Ben de merak ediyorum. Bu tür konularda özellikle sorumluluk almak için birbirleriyle yarışması gereken fakültelerin konuyu dışarıdan sade vatandaş gibi izlemesi ve “medyaya güven kalmadı” diyerek yapılan araştırmaları örnek göstermesi doğru değil. Sektöre doğru insanı yetiştiriyoruz iddiasında bulunuyorsanız ve her öğrenciden 15 bin liranın üzerinde eğitim ücreti istiyorsanız gündemden üzerinize düşen sorumluluğu almalısınız. Hatta bunları önceden öngörmeli ve farkınızı ortaya koymalısınız. Çünkü hayatın ve güncelin ya içindesinizdir ya da dışında. Arası yok. Görevi tarafsız ve bağımsız veri üretmek olan kurumlar bu sorumluluklarını yerine getir-e-miyorsa sektörün sağlıklı veri üret-e-memesini sadece medya-ajans-reklam veren üçgenine bağlayamazlar.

Kitle iletişim araçları birbirlerini yok etmez

Gelelim bildiriye. 20 gazetenin bildirisi gayet açık ve net. “Eğer yaptığınız işe Internet Newspaper veya News yani İnternet Gazetesi veya Haberciliği diyorsanız. O zaman sizde kendi haberlerinizi ve içeriklerini kendiniz hazırlayın. Yatırım yapın, insan istihdam edin ve emek harcayın. Bunu bizden çalarak yapmayın ” Burada bazılarını rahatsız eden “çalma” cümlesi ise “Çalmıyorsanız neden rahatsız oluyorsunuz ki? Düne kadar çalıyorsanız da artık çalmayın. Yasal süre 1 Ekim’de başladı” deniyor. Yok egonuz illa bu işten nemalanmak ve isminizin öne çıkmasını istiyorsa  ne desek boşuna.

Burada altı çizilmesi gereken çok önemli bir nokta var. İnternet; gazete ve TV platformu üzerine geliştirilen bir teknoloji. Bu nedenle dijitalleştik deyip gazete ve TV’lerin yok olacağını düşünmek doğru değil. Yani internetin gelişimi atalarının yok olması anlamına gelmiyor. Gazete ve TV’lerde çağa ve ihtiyaçlara göre gelişecek ve değişecekler demek daha doğru olacaktır. Bu internetin gelişimine ve değişimine engel bir durum değil. Mecraların yani eski adıyla kitle iletişim araçlarının birbirlerini desteklemek, beslemek ve geliştirmek dışında yok etmek gibi bir özellikleri yok. Nasıl olsun ki?

gazeteler

Çünkü evrende yaşam çemberi daima ileri doğru hareket ediyor. Çünkü yaşam ileri doğru yaşanıyor. Her şey çağa, topluma ve ihtiyaçlara göre gelişiyor ve değişiyor. Bugünkü çocukların bizden, torunlarımızda çocuklarımızdan daha akıllı olması normal. Bu varoluşumuzun doğasından bize bağlı bir durum değil. Böyle bir dünyada geliş-e-meyen ve değiş-e-meyen ise  gelişen ve değişene gübre oluyor. Yani gelişimi ve değişimi besliyor, destekliyor.

Her şey bir avuç dolar İçin

O halde neden bu bildiri bazı internet sitelerini düzeysizleştiriyor? Fırsattan istifade kendi reklamlarını yapabilmek ve 3 milyar dolarlık reklam pazarımızdan daha fazla pay almak için olabilir mi? Evet. Başka ne olacak ki? Peki gazetelerle böyle rekabet etmek bazı internet sitelerine o paranın ne kadarını kazandıracak dersiniz?

Sergio Leone’nin 1964 yılında ilkini yaptığı “dolar üçlemesi” sinema filmi serisi vardı hatırlıyor musunuz? Başrollerini Clint Eastwood’un oynadığı ama canlandırdığı karaketerin adının hiçbir filmde geçmediği? İşte bütün bu patırdılar filmin de adı olan “Bir Avuç Dolar için” hepsi bu. Üçlünün son filmini hatırlıyor musunuz? The Good, The Bad, The Ugly. Yani “İyi, Kötü, Çirkin” Peki bu filmde kim “İyi”?

Ama bir dakika. Ya 5 yıl sonrası? Yani bu sitelerden birileri 2005 yılında 1 milyon dolar sermaye ile kurulan ve 2011 AOL’a 315 milyon dolara satılan Huffington Post gibi olabilir mi diyorsunuz?.. İnşallah. Ama şu ana kadar sözü edilen sitelere 1 milyon dolar değil 1 milyon liralık bile yatırım yapılmış olsaydı bu tartışmanın seviyesi böyle olmazdı. Ne dersiniz?

 

TANER İÇTEN / MEDYABEY

tanericten@gmail.com

http://www.tanericten.wordpress.com

 

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com