GAZETELERE VE İNTERNET MECRASINA TAVSİYELER

internet-medyasi2

Tüketicinin medya tüketim alışkanlıklarını mecralar nasıl değiştirebilir?Düzenli ve sürekli tüketici iletişimi ile. Bunun başında da reklam yatırımları geliyor. Reklam alırken gülen mecra, reklam yatırımı yaparken bunu bir harcama olarak görmemeli. FMCG ürünü olan gazeteler, kendi mecraları dışında, bir tüketici başına harcadıkları yıllık reklam yatırımlarını çıkarsınlar, oranlara baksınlar, aynı gruptaki ürünlerin rakamları karşılaştırsınlar.

Tarihteki ilk kitle iletişim aracı olan gazeteler, dünyada ve ülkemizde hala en büyük haber içerik ve yorum üreticileri hiç kuşkusuz. Tarihçiler, gazetenin tarihinin 3400 yıl önceye kadar gittiğini söylüyor. Mısır’da Nil Nehri kıyısında bulunan tablette o döneme ait önemli olayların yazdığı ve elden ele dolaştığı biliniyor. İlk haber toplama ve dağıtma gazetesi olarak MÖ 59 yılında Roma Senatosu tarafından metal ve taş üzerine 2000 kopya olarak yaptırılan, dağıtılan ve okuma bilenler tarafından yüksek sesle okunan Acta Diurna olduğu biliniyor.

Kağıda basılan ilk gazete ise 15 Ocak 1609 tarihinde Almanya’da yayınlanan Aviso Relation oder Zeitung kabul ediliyor. Bugün baskı teknolojilerinde dünyanın sayılı ülkeleri arasında gösterilen ülkemizin, İlk Türkçe Gazete ise Zeitung’dan 219 yıl sonra, yani 1828 yılında Kahire’de yayınlanan Vekdyi-i Misriye gazetesi.

Dünyada ilk TV yayını, gazete için 1609 yılını başlangıç kabul edersek, tam 317 yıl sonra 1926 yılında gerçekleşti. İlk bilgisayar TV’den 15 yıl sonra 1941’de, ilk internet ise bilgisayardan tam 49 yıl sonra 1990’larda kullanılmaya başlandı. Yani ilk gazetenin yayınından 381 yıl sonra insanoğlu internet ile tanıştı.

Bu bilgileri daha önce söylediğim “Internet; Gazete ve TV platformu üzerine geliştirilen bir teknoloji… Mecraların yani kitle iletişim araçlarının birbirlerini desteklemek, beslemek ve geliştirmek dışında yok etmek gibi bir özellikleri yok. Onları rekabet ettiren medyacılar” söylevini desteklemek için paylaşıyorum.

İlk basılı gazeteden bugüne tam 403 yıl geçti. Gelişen ve değişen baskı teknolojileri, içerikleri ve ulaşım imkanlarıyla hala hayatımızın içinde. Bilgi ihtiyacımızı karşılayan en güvenilir araçlardan biri. Dokunduğumuz, kokusunu duyduğumuz, okuduğumuz ve kendimizi güncellediğimiz yüzde yüz organik, yüzde yüz orjinal bir bilgi kaynağından bahsediyoruz. Bir dostumuzdan ve arkadaşımızdan söz eder gibi.

Anlayacağınız camı çerçevesi kırılmayan, şarjı bitmeyen, error vermeyen, kitlenmeyen, faturasını ödemedin diye kapanmayan ve kanser yapmayan bir mecradan bahsediyoruz. Böyle bir mecranın hayatımızdan çıkması mümkün mü? Çok zor. Ama imkansız değil. Eğer gazetelere kendilerini yok etmezlerse. Öyleyse …

Gazeteler kendi kendilerini mi yok ediyor?

İlk basılı gazeteden bugüne tam 403 yıl geçti. Gelişen ve değişen baskı teknolojileri, içerikleri ve ulaşım imkanlarıyla gazete hala hayatımızın içinde. Bilgi ihtiyacımızı karşılıyor. Gazete, tam 12 kuşaktır değişen ve gelişen teknolojisi ile kendini yenilemeye çalışan bir mecra. Bugün kim, internet haberciliği yapan sitelerinin bu gazetelerimizden daha iyi gazetecilik yaptığını iddia edebilir ki? Henüz hiç kimse. Henüz diyoruz. Çünkü gazetelerimiz yakın gelecekte kendi gazetelerinin artı sitelerinin tasarım, içerik ve pazarlama strateji ve yönetimleriyle günü yakalamaları gerekiyor. Hatta günün önüne geçmeleri zorunlu. Yoksa yarının ne getireceği malum. Daha da düşen reklam gelirleri ve yenilenen haber, tasarım ve reklam bölümleri. Daha hızlı tüketici empatisi kurabilen ve tüm mecraları yakından takip eden, kullanan yeni kadrolar.

gazeteler

Nüfusumuzun yüzde 59’u 34 yaş altı ve hızla dijitalleşiyor

Dijital mecranın hayatımıza girmesi ile dünyada olduğu gibi ülkemizde de gazeteler ciddi bir bocalama yaşadılar. Bu bocalamanın temel nedenlerinden biri, dijitalin yaş ortalamasının gazete okur yaş ortalamasından genç olmasıydı. Şöyle ki, 75 milyona yaklaşan ülke nüfusumuzun yüzde 25’ini 14 yaş altı, yüzde 34’ünü ise 15-34 yaş grubu oluşturuyor.

Gazete FMCG ürünü ama reklamı yok

Yani bugün ve gelecekte reklam yatırımlarından daha fazla pay alabilmek, bu yüzde 59’lık kitleye daha fazla pazarlama yatırımı yapmakla mümkün. Bu kitleye yeterince yatırım yaptığımızı söyleyebilir miyiz? Bu saptamaya; “Yatırım yapmadığımız da nereden çıkardın?” diyenler olabilir. O zaman cevaplamamız gereken peş-peşe iki soru var. “Ne kadar yatırım yaptık ?” ve “Neden tüketici düşündüğümüz kadar sizi tercih etmedi?”

Eğer hedeflediğimiz kadar tüketici tercihi olabilseydik bugün bunları konuşuyor olur muyduk? Acaba 20 gazete yine bir araya gelip benzer bir bildiri yayınlar mıydık? Buna da “Evet, yayınlardık” derseniz, birileri de çıkıp “O zaman, yıllardır neden TV’lerin sabah haberlerinizi okumasına ve internet sitelerinin içeriklerinizi kullanmasına izin verdiniz ” diye sormaz mı? Sorar.

Ayrıca promosyon hariç en son ne zaman reklam yatırımı yapıp tüketiciye kendinizi hatırlattınız? Gazete okumasını ve-veya internet sitenizden haber ve yorum takip etmesini söylediniz? Üstelik her gün sayfalarınızda TV ve İnternet sitelerinin reklamlarını yayınlarken. Üstelik gazetenin bir FMCG ürünü olduğunu bile-bile diğer FMCG ürünleri her gün reklam yapma zorunluluğu hissederken. Her gün olmasa bile örneğin her hafta TV, İnternet, Açıkhava, Sinema mecralarında reklamlarınız yayınlasa durum yine de aynı olur muydu? Emin misiniz?

20 gazete bir araya gelmişken neler yapılmaz neler?

Bu arada, hazır 20 gazete bir araya gelmişken, şu bağımsız tiraj denetimini tekrar başlatabilirsiniz. Çünkü TV reyting ölçümleri şu veya bu şekilde başladı. IAB malum, haklı olarak her şeyi TV ve Gazetelerin tecrübeleri üzerine kurguluyor. Önlerinde 5,5 milyar Euroluk interaktif reklam gelirine ulaşan bir İngiltere örneği var.

Bu durumda birilerinin hala bağımsız tiraj denetimi yapılamamasını gazeteler aleyhine kullanmasına izin vermemelisiniz. TV reklam gelir payının yüzde 56’lara, internet’in yüzde 10’lara yükseldiği bir ortamda, gazete sahiplerimizin bu tür konularla artık daha fazla gelir kaybına tahammülleri olmadığını düşünenlerdenim. Böyle devam ederse, medya sahiplerimizin gelir düşüşüne bağımsız danışmanlarla çözüm bulması çokta zor değil biliyorsunuz.

Bugün günlük medya tüketiminde gazeteye ve dolayısıyla da sitelerine her gün daha az, ama dijitale daha fazla zaman ayıran bir tüketici ile karşı karşıyayız.  Bu kitleyi etkilemenin yolu içerik ve tasarımlarda güncelleşmek ve her gün daha fazla gazete okuma ihtiyacı duyulmasını sağlamaktan geçiyor. Bu da reklam yapmakla mümkün. İster gazetenizden okusun isterse internet sitenizden takip etsin. Yeter ki okusun. Yapacağınız reklam iletişimi hem okurlarınızı hem “takipçi”lerinizi hem de John O’ Farrell’in dediği gibi “Belki de gazetelerin esas ihtiyacı, bizim onlara güvenmemiz, saygı duymamız ve onların analizine ve uzmanlıklarına kıymet vermemiz olacaktır”a katkı sağlayacaktır.

Dün olduğu gibi yarın da gazeteler bu önemli fırsatı değerlendiremezlerse geleceklerini de bizzat kendileri yok etmiş olmayacaklar mı? Şu anda 15 yaşında olan bu gençler, 10 yıl sonra 25 yaşında ve iş güç sahibi olacaklar. O gün geldiğinde de hala “O yaşa gelince nasıl olsa gazete alacaklar” iddiasında bulunabilecek misiniz? Emin misiniz? Bu arada yakın gelecekte  gazetelerin tamamen hayatımızdan çıkacağını, bunun da normal olduğuna inananlar da yine gazete profesyonelleri değil miydi?

Bu durumda Arianna Huffington’un  söylediği “ I didn’t kill newspapers, Okay?” sözünü birileri yarın şöyle tamamlayabilir “Because you killed yourself” yani “Siz kendi kendinizi öldürdünüz”

internet-medyasi

İnternet’te rekabet daha yeni başlıyor ama gazetelerle değil 

Bu arada gazetelerin yok olacağına inanıp gazeteyi, TV’yi terk eden ve internet gazeteciliği yapmaya kalkışanlara da bir hatırlatma. “Dün terk ettiğiniz mecrada desteklemediğiniz stratejileri ve reklam yatırımlarının dörtte birini dahi şimdi bulunduğunuz sitelerde yapabilecek misiniz? Yoksa adınızı 4 masa-4 köşer listesine siyah dijital harflerle yazarlar o kadar. Kimse size yapmadığınız bir yatırımı 100 ile çarpıp reklam geliri olarak geri döndürmez. Bilmiyorsanız şimdiden söyleyelim, “Kazanayım da reklam yaparım” tiratlarını da kimse yemez. Tüketicinin sizi “tık” lamasını istiyorsanız; “Önce neden seni “tık” layayım?” sorusuna samimi bir cevap vermeniz gerekir. Bunun cevabını da basın toplantısı düzenleyerek veremezsiniz. Komik olursunuz. Böyle bir toplantıya kim gelir? Bunun cevabını bütçeniz varsa ancak reklam yaparak verebilirsiniz.  Ama önce bölümlerinizi oluşturmanız, kadrolarınızı işe almanız, SGK’ya başvurmanız, bazı yerlere abone olmanız, alt yapı yatırımlarını tamamlamanız falan gerekir.  Bütçeniz yoksa dün açılan yarın kapan milyonlarca internet sitesinden biri olmanız kaçınılmaz.  Bu arada “net”iniz de  “site”nizin de anahtarlarını elinizden alırlar ona göre. Sadece isminiz ve sonundaki “inter”iniz kalır. Gömüldüğünüz yeri bile sanal mezarlık yapılmadığı sürece kimse bulamaz. Ama yine her sabah 50 kuruş verip bir gazete alıp okuyabilirsiniz.

Ne dersiniz? Ya gazetelerde olmasaydı? Değil mi ya!

TANER İÇTEN / MEDYABEY

 tanericten@gmail.com

http://tanericten.wordpress.com

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com