Gayri hükmü sen ver!.. Suç kimde?

İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi (AUZEF) yine aklımızla oynuyor… Artık kelimenin tam manasıyla bir kadavra gibi hissediyorum kendimi… 2014 girişli yüzlerce AUZEF’li de eminim bu şekilde hissediyordur. Çünkü hali hazırda kabul ettiğimiz şartlarla girdiğimiz İstanbul Üniversitesi Açıktan ve Uzaktan Eğitim Fakültesi yani kısa adıyla AUZEF bizim oraların deyimiyle “Berberliği başımızda öğreniyor” ve bu süreç artık bizim canımızı çok ama çok sıkıyor…

AUZEF’e oğluma örnek olmak ve ömrümün 40’lı demlerine bir nebze anlam katabilmek amacıyla girdim. Okumayı çok seviyordum ve bu sevgimi ikinci kez bir İstanbul Üniversitesi diplomasıyla daha taçlandırayım istedim. İlk fakültemin İletişim olması sebebiyle de mesleğime ve bana katkı sağlayacak en yakın dal olarak Sosyolojiyi seçtim.

Şartlarına baktığımda AUZEF evden okuyabilmem için tüm konforu sunuyordu. Senede yalnızca iki kez final sınavlarına örgün olarak katılacak onun dışında dersleri online dinleyebilecek, vizelere online girebilecek ve gerekli tüm iletişimi online gerçekleştirebilecek, olmaz ya olursa da karşılaşacağım tüm sorunları online çözüm masası ile çözebilecektim.

Tabi ben AUZEF’in cazibesine kapılırken hiç mezun vermediğini (2014 itibariyle) çok yeni bir fakülte olduğunu, online işlemlerde zannettiğim hatta varsaydığım kadar becerikli olmadığını, çözüm masasının ise bir şehir efsanesi olduğunu henüz bilmiyordum.

Harç ücretinin diğer açık öğretimlerden çok daha fahiş olmasını bile “Amaaannn adı yeter” diyerek savuşturarak kaydımı yaptırdım. Aldığım fiyakalı (ne demekse işte fiyakalıydı o an) okul numarasıyla sisteme girip, ders kitaplarını çıktı olarak elime alıp Beyazıt’tan dönerken yaşadığım heyecanı kelimelere dökmek şu an için bile zor. Poşetten seçtiğimi dersin pdfsini evime gelesiye kadar neredeyse yarılamıştım. Zaten incecikti ders kitapları…

İlk vizeleri online sistem ile cebelleşerek, sınavın tam ortasında kopan bağlantılara, bazen saatlerce açılmayan sınav sayfalarına rağmen öyle ya da böyle verdim. Sınavları okuduğum pdflerden aldığım bilgilerle ve CTRL F’i hızlı kullanmamın şansıyla birçok arkadaşıma göre sorunsuz bir şekilde atlattım. Finallere de öylesine “50 olsun benim olsun mantığıyla” kör topal giriverdim.

Böylece 1. sınıf bahar döneminin sonunda 2. sınıfa neredeyse tam puana yakın bir agnoya sahip olmanın keyfiyle geçmiş oldum.

Tam “AUZEF sistemini çözdüm” diye sevinirken, rüya uzun sürmedi. 3. sınıfa geldiğimde online vizeleri kaldıran AUZEF bombaları ard ardına patlatmaya başladı. Tüm açık öğretimlerde olduğu gibi AUZEF’te de 4 yanlış 1 doğruyu- artık canı nereye istiyorsa oraya- götürecekti…

Ders materyallerini basılı olarak verilmediği koskoca fakültenin, online dersleri de sadece sunumların düz bir sesle ruhsuz okunduğu metinlerden öteye gitmiyordu. Tüm olumsuzluklarına ek olarak da sistem artık doğrularımı da yanlışların kurbanı ediyordu.

Buna da eyvallah dedik ya sabır ya Allah… Ama AUZEF bu, sistemde durduğu gibi durmuyor!… Hala kendince doğru sistemi bulma çabasında her dönem yeni bir parlak Zihni Sinir fikirle (!) karşımıza çıkan AUZEF bu kez de pdfleri parça parça bölerek sisteme yüklüyor, “haydi şimdi de bu parçaları birleştirerek kendi pdfinizi kendiniz yapın da görelim” diyordu.

Pes etmiyordum. Benimle birlikte yüzlerce 2014 girişli AUZEFli yoldaşım pes etmiyordu… Yıllardır artık şerbetlenmişçesine gelen her topu göğsümüzde yumuşatıp hala ceza sahasına doğru koşturuyorduk.

  1. sınıfı da bitirdik. AUZEF bu dönem yazın ilk yarısında ilk kez hepimizi sevindiren bir hamle yaparak onur ve yüksek onur öğrenci listesini yayınladı (diğer açık öğretim fakülteleri bunları belge ile adrese gönderiyor. Bizimki sadece transkriptimizde – o da eğer 4 yılın sonunda bu bilgiyi tabi hala ağırlıklı not ortalamamızı (AGNO) yüksek tutabilmişsek- belirteceğini bildirmiş olsa bile) bu ufacık jest bile bizi musmutlu birer 40 yaş ergenine çevirmeye yetmişti. Yüksek onur öğrencisi olmak hoş bir duygu diyerek kozasındaki tırtıldan sıyrılarak oradan oraya uçuştu içimde kelebekler…

Bir de 4. sınıfa geçmiş ağabeyler ablalar olarak içimizi bir gurur kaplamıştı ki görmeyin… Arkadaşlarımla bir sürü planımız vardı. Formasyonlar, yüksek lisanslar, aile danışmanlıkları kapanın elinde kalıyordu. Kendi şirketlerimizi açıyor, bilirkişi sertifikaları falan da alıyorduk. Hayal etmek hala bedavaydı ve ışıktan da hızlıydı yerküre üzerinde…

Tam böyle bir atmosferde yeniden bir sağ kroşe geldi AUZEF’ten (aslıda bir aparkat da sayılabilirdi). Yumruğu alan öğrenciye göre değişiklik gösteren bir hamleydi neticede.

UFO görmüş masum birer köylü olduk iki gün içinde. AUZEF müfredatı değişmişti. Ama tüm bu bilgiler de yine her zaman olduğu gibi elden ele, telden dile, kulaktan kulağa fısıltı gazetesiyle geliyordu. Evet müfredat değişmiş, formasyon dersi olmasına rağmen birçok dersten daha önce o dersi seçmeyenler ya da zayıf alanlar o dersten muaf sayılmıştı. Eee, peki şimdi o dersten olarak görülen ve bu nedenle AKTS’leri otomatikman düşen arkadaşlarımız şimdi ne yapacaklardı. Formasyon derslerinden nasıl muaf olunurdu ki, bu arkadaşlar nasıl formasyona başvuracaktı o zaman? Uçurtma avcısı sistem yüzlerce insanın öğretmenlik hayallerini jiletle keserek gökyüzünden hızla döne döne yere düşmesine sebep olmuştu bile…

Dedim ya elimde bir kırmızı huni tepeme koyarak Beyazıt’ın o devasa tarihi binası önünde “Annneeee ben manyak oldum!” diye bağırasım var. Ya da Kibar Feyzo gibi en safiyene sırıtışla seslenesim var. “Sen büyüksün, sen bilirsin. Gayri hükmü sen ver Hakim Bey, suç kimde?”

NESLİHAN SULTAN PALA/MEDYABEY

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2017 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - [email protected]